Proleter Devrimci Aydınlık (PDA)

PDA

Proleter Devrimci Aydınlık (PDA) 1970 başında çıkmaya başlamıştı sanıyorum. PDA’cılar, “Aydınlık” – Sosyalist dergiden ayrılır ayrılmaz “Devrim” gazetesinin yönetim merkezinde hemen bürolar, salonlar ayrıldı kendilerine. Doğan Avcıoğlu ile daha önceden kurulan ahbaplıklar, bizden ayrılmalarını kolaylaştırmış mıdır acaba, diye düşünmüşümdür hep.

PDA çevresinin kendilerine özgü politik–ideolojik görüşlerinin bizden ayrılmalarından sonra geliştirildiği inancındayım. Ayrılık gerçekleşinceye kadar genellikle savunduğumuz çizgiye ve M. Belli’ye tavır alınmamıştır. Baştan, bizlerin ve dolayısıyla İstanbul’daki ayrılıkçı eskiler grubunun da kendileriyle birlikte eylemciler denilen karşı gruba tavır almasını sağlamaya çaba göstermişlerdir. Yahut dıştan öyle görülmüştür. Ama daha dergilerinin ilk sayısından başlayarak baş hedef olarak M. Belli’yi seçmişlerdir. Yazıları üzerinde hiç de dürüstçe olmayan kasıtlı bir çarpıtma kampanyası ile Belli karalanmaya çalışılmıştır. O zamana kadar kendileri de dahil herkesin gözünden kaçan(?) yanlışlar(?) pıtrak gibi sayfaları .doldurmağa başlamıştı sanki. Çok ilginç. Beri yandan eylemciler denilen gruplarca pasiflikle suçlamaların ve tecrit edilmeleri, belli bir kendini ispatlama çabasına düşmelerine ve lafta sert ve saldırgan bir üslup benimsemelerine yol açtı.

Beni şaşırtan bir tavır da Perinçek grubunun Muzaffer Erdost’a cephe alışları olmuştur. Bu tavrı bir türlü yerine oturtamamışımdır. Korkut Boratav o sıralarda yurt dışında doktora çalışmasından dönmüştü. Hemen döndüğü günlerdeydi, sanıyorum Erdost’un daha önceki bir yazısı üzerine bir eleştiri yazısı yazmıştı Boratav. O zamanki “Emek” dergisinde yayınlandı bu. Böylece aralarında bir tartışma başladı. Tartışma konusu Türkiye tarımında üretim ilişkileri, özellikle egemen üretim ilişkileriydi. Muzaffer Erdost “Aydınlık” yazarıydı, cevapları da orada yayınlanıyordu. Dergi redaksiyonu Erdost’un görüşlerini daha doğru buluyordu. Ama burası önemli değil. Korkut Boratav’ın Erdost’un kine cevap olan ikinci yazısı da “Aydınlık”da yayınlanacaktı. Dergi redaksiyonunca dil bakımından biraz törpülenmesine gerek duyulacak ölçüde sert ve aşağılayıcı sözler içeren bir yazıydı. Bir süre sonra Doğu grubu bizden ayrıldı. PDA dergisi Boratav’ın bu yazısını olduğu gibi ilk sayısında yayınladı. Bu yazı ile kırmızı “Aydınlık”ın ağır toplarından Erdost’a karşı kişiliğini de hedef alan kıyasıya bir kampanya başlatılmış oldu. Ve o kan davası “Sol Yayınları”nı da içine alarak sürdü gitti. Benim çevirilerim de, içinde olmak üzere “Sol Yayınları” boykot etti. PDA’cılar. Bunun adı da, herhalde, “devrimci tavır” oluyordu!

* PDA’cılar yavaş yavaş Ho Şi Minh tavrından uzaklaşarak Mao’cu, daha ilerde de sakınımsız, gözü kapalı Pekin’ci oldular. Ve ülkemiz için Amerikan emperyalizminin ne demek olduğunu bilinçle öğrenmiş olarak bunu göz ardı edebildiler. Türkiye’de Sovyet Sosyal Emperyalizmini baş düşman sayan kervanın başını çektiler. Bu “moda” daha sonraları PDA’cıların tam karşısında olan gruplardan da itibar gördü. Evet, bilimsel bir gerekçeye dayanmayan kinci bir Sovyet düşmanlığı aldı yürüdü. O biçimdeki eski Moskof düşmanlığına taş çıkartıyordu. Bunu “malum çevrelere göz kırpmak” biçiminde yorumlayanlar oldu. Ben buna inanmak istemedim. Çin KP yöneticileri gibi, tepkileriyle politika oluşturuyorlar, diyordum. Bu siyasette, solculukta bile çok başvurulan bir tavırdır ne yazık ki. Ben Doğu’yu gerçekten severdim. Belki her gün karşılaşmaktan dolayı politika dışına taşmış bir sevgi idi bu. Tortusu kalıyor. Yollarımızın ayrılmamasını çok isterdim. Zeki ve çalışkandı. Bir süre kabahati çevresindekilere yüklemeye çalıştım. PDA’nın yaman teorisyenleri vardı o zamanlar. Sonra 12 Mart hapishanelerinde PDA’cılarla birlikte yattım.

 

PDA lideri Doğu Perinçek: “Mecburen İki Ayrı Dergi Olduk”

ASD’nin çıkışında ve şekillenmesinde büyük rol oynayan MDD akımının sol hareket içerisinde kök salmasında bir dönem Mihri Belli’yle birlikte öncülük eden ASD’nin ikiye bölünmesiyle Proleter Devrimci Aydınlık’ı çıkaran (PDA) Doğu Perinçek kendisiyle yapılan bir röportajda ayrılmayla ilgili şunları söylüyor:

1970 başında. Biz Aydınlığı çıkarırken, ellerinde emniyetten aldıkları kağıt, basımevine geldiler. Münir Ramazan Aktolga’nın o dergi ile bir buçuk yıldır alakası yok. Fakat sahipliği ona vermişiz. Bütün yazı kurulu bizimle olmasına rağmen. O belgeyi getirdiler bu dergi bizimdir dediler. “Ayıptır emniyetin kağıdını getiriyorsunuz, bu dergiyi çıkaranlar var. Sizin en ufak bir emeğiniz yok” dedik. Neyse biz mecburen iki ayrı dergi olduk. Ve saflar bölündü. Bizim taraf köylüyle, işçiyle beraber yapalım diyen “Proleter Devrimci Aydınlık”, öbür tarafta “Aydınlık Sosyalist Dergi”. Ve bu ayrılıktan altı ay sonra, 15–16 Haziran oldu. Biz arı gibi işçinin içinde çalışıyoruz. Öbür taraf işçinin dışında kaldı. Biz sıkıyönetime sağlıklı tavır aldık. Dedik ki “bu sıkıyönetim patronların tarafında;” onlar, “bu bizim milli ordumuz”, dediler. Biz fabrikalara yerleşmeye başlamışız. Sıkıyönetime rağmen 20 bin adet İşçi–Köylü gazetesini İstanbul’da illegal dağıtıyoruz. 50 bin basıyorduk. Öyle bir ağ kurmuşuz ki.

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: