Sabancı Merkezini Basmamızdan Sonra Doğan Spekülasyonlar Üzerine

DHKP–C: “Sabancı Merkezini Basmamızdan Sonra Doğan Spekülasyonlar Üzerine”

DHK–C’nin yurtdışında yayınlanan 18 Ocak 1996 tarihli 20 sayılı Haber Bülteninde örgütleriyle ilgili suçlamalara “spekülasyonlar” diyerek cevap veriliyordu. DHKP–C’lilere göre örgütlerinin ne MİT’le nede benzeri gizli servislerle ilişkileri yoktu. Bu eylem kararlarını kendileri almış ve uygulamışlardı. DHK–C’nin “Sabancı Merkezini Basmamızdan Sonra Doğan Spekülasyonlar Üzerine” başlıklı açıklaması aynen şöyleydi:

9 Ocak 1996 günü saat 10:30’da, işbirlikçi tekellerden Sabancı karargahını basmamızdan sonra basında ve televizyonlarda kendine uzmanlık sıfatı veren bir çok kişinin “zehir hafiye” rollerine soyunduklarına tanık olduk.

Eylemi hangi amaçla gerçekleştirdiğimizi 9 Ocak 1996 tarihli 26 sayılı DHKC Basın Bürosu açıklamasıyla kamuoyuna duyurmuştuk.

Hala spekülasyon konusu olmaya devam eden birkaç noktaya aydınlatıcı olmak açısından değineceğiz.

Neden bu kadar çok spekülasyon yapıldı?

Ülkemizde, Sabancıların karargahının basılması türünden bir eylem ilk defa gerçekleşmiştir. “Girilemez, girilse de çıkılamaz” denilen süper ABD teknolojisiyle donatılmış tekellerin karargahına savaşçılarımız ustaca girdi ve hedeflerini ortadan kaldırıp aynı ustalıkla çıktılar.

Hedef Sakıp Sabancı mıydı?

Özel olarak Sakıp Sabancı değildi. Önemli olan Sabancı karargahına girip tekellerin sözcülerinin merkezini basmak ve suçluları cezalandırmaktı. Adlarının, Sakıp, Şevket, Özdemir, Erol olması önemli değildir. Önemli olan tekelci nitelikleridir. Baskın anında Özdemir Sabancı’nın bulunduğu oda uygun görüldü ve basıldı.

MİT önceden biliyormuş!

Böyle yazıyor gazeteler. Onlar hep öyledir zaten. Her ne hikmetse ne zaman bir eylem gerçekleşse “biz demiştik” derler. Palavra atmayı çok seviyorlar. Kendi iç kavgaları sonucu böyle demeçler veriyorlar. İşbirlikçi tekelleri yıllar önce tek tek ilan ettik ve cezalandıracağımızı söyledik. Ayrıca son bir yılda çıkan DHKP, DHKC bültenlerinde, DHKC Basın Bürosu açıklamalarına bakıldığında ülkede olan biten her şeyden onları sorumlu tutuğumuzu ve cezalandıracağımızı ısrarla belirttik ama, ciddiye almadılar. Ne MİT, ne de herhangi bir polisiye kuruluş eylemle ilgili ne sözlü ne de yazılı hiçbir bilgiye sahip değildir. Var olduğunu iddia edenler bunları belgelerle kamuoyuna açıklamalıdırlar.

DHK–C’nin açıklaması örgütün Yayın organı “Zafer Yolunda Kurtuluş” adlı gazetenin 28. sayısında da yer aldı. Yine DHK–C’nin 5 Eylül 1996 tarihli Basın Bürosunun 45. açıklamasının ekinde de tetikçi Mustafa Duyar, Fehriye Erdal ve İsmail Akkol’un mektupları yayınlanıyordu. Her üç militan da eyleme sahip çıkıyor bu eylemi Dev–Sol adına gerçekleştirdiklerini ve pişman olmadıklarını söylüyorlardı. Militanların açıklamaları örgütün legal yayın organı “Kurtuluş” adlı gazetenin 7 Eylül 1996 tarihli 6. sayısında da geniş bir şekilde yer almaktaydı. Her üç militanın bu açıklamaları kendilerinin isteğiyle mi, yoksa örgüt tarafından mı yaptırıldığı soruları kamuoyunda tartışılmıştı. İşte olayın faillerinden tetikçi Mustafa Duyar’ın mektubu;

Ben Mustafa Duyar

9 Ocak 1996 tarihinde DHKC tarafından Sabancı Center’a yönelik bir eylem gerçekleştirildi. Bundan sonra beni kamuoyuna eylemi gerçekleştiren biri olarak ilan ettiler. Ellerinde iddialarını kanıtlayacak bir tek delil yok oysa. Eylemi gerçekleştiren savaşçıları mutlaka bulmak istiyorlarsa çevrelerine şöyle bir baksınlar. Bu ülkede Sabancıların gırtlağını seve seve kesecek milyonlarca insan var. haksızlıklarla, adaletsizliklerle, sömürüyle, yoksullukla, devlet terörüyle karşı karşıya olan ve Sabancıların, Koçların düzeni karşısında yaşama savaşı veren milyonlarca öfkeli yürek. Ben en fazla bu milyonlardan biri olabilirim.

Bu düzen halkın değil. Sabancı Koç gibi tekellerin düzenidir. Bu devlet bize değil, onlara aittir. Ben Türkiye’nin İstanbul’unda, İstanbul’un gecekondularında doğdum, büyüdüm. Bu ülkedeki milyonlarca varoş çocuğundan biriyim. Onlarla birlikte nefes aldım. Emeğim onlarla birlikte sömürüldü. Onlarla arşınladım çamurlu gecekondu yollarını. Yoksulluğun, açlığın sefaletin ne olduğunu, bu düzenin kimin düzeni olduğunu onlarla birlikte öğrendim. İşte bunun için bu sömürü düzeninin sahiplerine duyulan öfkeyi de iyi bilirim. Sabancılar, sömürü düzenini sağlama almak, kendilerini halkın dostu gibi göstermek için, okullar açıyor, vakıflar kuruyorlar. Bizden gasbettiklerinin kırıntılarıyla göstermelik yardımlar yapıyor. ne kadar yardımsever ve iyi yürekli olduklarını kanıtlamaya çalışıyorlar. sabancı TV ve gazetelerde boy gösterip şov yapıyor, zeytin ekmekle kahvaltı yaptığını sıradan halktan biri pozlarında pişkin pişkin anlatıyor. Yapmacık şivesiyle şarlatanlık yapıyor. Aklı sıra halk şivesiyle konuştuğunu zannediyor. Kârlarına kâr katmak, sömürü çarklarını büyütmek için yaptığı yatırımları vatanseverliğin ispatı olarak göstermeye çalışıyor. Çok fedakar bir yurtsever pozlarında binlerce işçiye iş sağladığını, onlara iş kapısı açtığını anlatıyor. Böylece yurtsever ve halkçı olduğuna bizi inandırdığını zannediyor.

Boşuna uğraşıyorsun Sabancı. Sen bizim dilimizle konuşamazsın. Biz senin TV ve gazetedeki soytarılıklarınla alay ediyoruz. Belki sen inandırıcı olduğunu zannediyorsun ama biz senin sömürü çarkını sağlama almak için olduğunu, bizden halktan korktuğun için yaltaklanmaya çalıştığını biliyoruz.

Madem bizden halktan birisin o halde açıkla; ikiz kulelerine dünyanın en gelişmiş güvenlik sistemini neden takıyorsun? Neden her yerde en az onbeş–yirmi korumayla geziyor, devlet başkanları gibi korunuyorsun? Neden ve kimden korkuyorsun bu kadar? Sömürdüğün, kanını emdiğin işçilerden mi? Halkın dostu olan devrimcilerden mi? Yoksa bir gün gelip gırtlağımızı kesecekler diye ödünün koptuğu gecekondulardan mı? Bu ülkede hükümetler kurulurken, yıkılırken işçilere, memurlara, gecekondulara bir şey sorma gereği hissetmez. Ama senin ve senin gibilerin onayını almak için kapınıza kadar geliyor kul köle oluyorlar. Neden? Bu devlet sana VİP (Çok önemli kişi) statüsü tanıyor. Neden “müşfik devletimiz” bu ayrıcalığı milyonlarca vatandaşı içinden sana veriyor. Biz de bu ülkenin vatandaşı değil miyiz? Senin özelliğin, ayrıcalığın neden? Madem halktan birisin neden böyle ayrıcalıklara ihtiyaç duyuyorsun? Senin kan içici kardeşin ÖZDEMİR SABANCI ve baş sömürücülerden VEHBİ KOÇ’un cenazesinde Cumhurbaşkanı, Başbakan ve bütün devlet adamları hazır ol vaziyetinde el pençe divan duruyordu pis kokan cesetlerinizin ve sizin karşınızda. Oysa her gün iş kazalarında, grizu ve çöp patlamalarında, depremlerde, sellerde binlerce halk ölüyor. Neden bir kez de bizim cenazelerimize katılmıyor bunlar? Biz cenazelerimizi kendimiz kaldırıyor, acımızı içimize akıtıp öfkemizi biliyoruz sömürü düzenine karşı. Siz ise, kokteyllerde , partilerde, geceklüplerinde yatlarınız ve özel uşaklarınızla gününüzü gün ediyor. Centerlerinizde halkın kanına girmenin daha çok sömürü, daha fazla zengin olmanın planlarını kuruyorsunuz. her yıl on binlerce bebek, çocuk bulaşıcı hastalıklardan, bakımsızlıktan, yetersiz beslenmede, yoksulluk ve sefaletten yaşamını yitiriyor. Sizin kokteyllerinize, eğlence partilerinize, düğünlerinize harcadığınız parayla hepsi kurtulabilir. Ama sizin için gam değil böyle şeyler. Çünkü sizin sağlık sorunlarınız özel Amerikan hastanelerinde özel doktorlarınız tarafından hallediliyor. Sizin yurt dışındaki tatil cennetlerinizde, kayak merkezlerinde harcadığınız paralarla on binlerce evsiz barksız insanımızın başını sokabileceği bir damı olabilir. ama sizin için bu da dert değil. Çünkü siz boğaza nazır, saray yavrusu köşklerinizde, villalarınızda rahatsınız ve oturduğunuz yerden ne damları akan gecekondular, evler, ne evsiz barksız insanlar, ne de acı çeken halk görünmüyor.

Çekilen tüm acıların bütün yoksulluk ve sefaletin, açlığın işsizliğin, katliamların her şeyin sorumluluğu sizsiniz. Milyonlarca insan acı çekerken, sizin sefaletiniz daha fazla devam edemezdi. Ve halkın adaleti yakanıza yapışarak sizden yaptıklarınızın çok küçük bir kısmının hesabını sordu. Şimdi feryat etmeye hakkınız yok. Ne kurduğunuz zulüm imparatorluğu, ne tuttuğunuz özel dedektifler ve harcadığınız milyarlarca dolar, ne de başımıza koyduğunuz ödül sizi kurtaramadı. Halkımız, kendi dostu olan devrimcileri bağrına bastı ve korudu. Düşmanına teslim etmedi. Siz bir avuç işbirlikçi ve hainsiniz. Hırsız ve namussuzsunuz. Sizin gerçek vatanınız Amerika ve sonunda da oraya döneceksiniz. Tabi halkın adaletinden kurtulma şansınız olursa. Çünkü hepiniz Özdemir Sabancı gibi bir son bekliyor.

Yaşasın Halkın Adaleti

Mustafa Duyar.

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: