Sait Elçi ve Sait Kırmızıtoprak Olayı

Siyasi Kürtçüler Kanlı İç Hesaplaşmaları Anlatıyor

Kürtçülük hareketinin önde gelen isimlerinden Sait Elçi ve Sait Kırmızıtoprak’ın öldürülmeleri hadisesi hala bugün Kürtçü çevreler arasında bir muamma olarak görülmektedir.

İki Sait’in öldürülmesiyle ilgili Kürt çevrelerinin Marksist ve milliyetçi grupları cinayetleri, kendi siyasi durumlarına göre değerlendirmekte ve yorum yapmaktadır. Türkiye’deki siyasi Kürtçülerin cinayetlerle ilgili değerlendirme ve tespitleri aynen şöyleydi.

 

Yazar Musa Anter:

“Sait Elçi ve Sait Kırmızıtoprak Olayı”

1964’te Sultanahmet hapishanesindeydim. Çok sevdiğim ve 1941’den beri beraber bulunduğum Faik Bucak ziyaretime geldi. İllegal olarak Kürdistan Demokrat Partisi kurmak istediklerini, benim bu husustaki fikrimin ne olduğunu ve bu partiye girip girmeyeceğimi sordu. Beraberinde Partinin taslak tüzüğünü de getirmişti. Taslağı okudum ve şu noktalarda karşı çıktım:

1. Gizli herhangi bir örgütte çalışmak istemiyordum.

2. Tüzükte yapılmak istenen her şey, biraz fedakarlıkla açıkça yapılabilirdi.

3. Tüzüğe sağ bir ruh hakimdi.

Tabii bu partiye girmedim. Ama aziz arkadaşım Faik ile olan arkadaşlığımız sürmeye devam etti. Sırası gelmişken, Faik’in hatırasını da hürmetle yad ederim. Kendisine olan dostluğumu ve sevgimi 1969 yılında bastırdığım ‘Kürtçe–Türkçe Sözlük’ çalışmamı ona adamakla biraz olsun dile getirmeye çalışmıştım.

Tahliye olduk. Sait Elçi Diyarbakır’a yerleşti. KDP’ye girmişti. Faik vuruldu. Parti başsız kaldı. Faik’in şahadetini burada uzun boylu anlatmaya lüzum yok. Politik eller cehalette birleşti ve Faik’i katlettiler.

Faik’den sonra, Sait Elçi KDP’nin başına geçmişti. Sait Kırmızıtoprak, yanına Dr. Faik Savaş’ı da alarak, Barzani’nin Irak faşistleri ile en kızgın savaşı anında Irak’a gitmişlerdi. Zaho bölgesinde Sait Kırmızıtoprak ve Faik Savaşa geniş imkanlar tanıyan Barzani, onlara bir kamp tesis etti. Bu kamp hem bir nevi hastane ve hem de eleman yetiştirmek için bir eğitim merkeziydi. Türkiye, Suriye, İran ve Irak’tan birçok genç, gerilla eğitiminden geçiriliyordu. Kampın başkanı Dr. Sait Kırmızıtoprak (Şıvan) idi.

 

Şıvan hem doktorluk yapıyor, hem gerillaları eğitiyor ve hem de kültürel çalışmalarda bulunuyordu. Nitekim, kendisi Dersimli olduğu için Kırmançe lehçesini daha önce bilmiyordu. Ama üç sene sonra gördüğümde, hani neredeyse bana Kurmanci dersi verecek kadar mükemmel öğrenmişti. Kamuran Bedirhan ile ortaklaşa çıkardığı eserler bu dönemin ürünleridir.

Dr. Sait Kırmızıtoprak Türkiye’de teşkilat kurmak istedi. Ancak kendisince, hiçbir ilerleme kaydetmeyen Türkiye Kürdistan Demokrat Partisi engel oluyordu. Daha önce bu partinin kapatılmasını istemiş ve yeni KDP’nin kurulmasını teklif etmişti. Bu teklifi reddedilmişti. Böylece, her iki Sait’in arası her gün biraz daha açılıyordu. Sait Kırmızıtoprak, Sait Elçi’yi gericilik, acemilik ve şahsi menfaat temini ile itham ediyordu. Sait Elçi de, Dr. Sait Kırmızıtoprak’ı CIA ajanlığı ve CIA–MİT ortaklığı ile Barzani’yi vurmak için Irak’a gönderilmekle suçluyordu. 1969’da Dr. Kırmızıtoprak (Şıvan) Ankara ve ilçelerinde partisinin teşkilatını kurmuş. Tabii tüzüğüne sol ruh hakimmiş.

İşte bu kısaca anlatmaya çalıştığım olaylardan sonra 1972’de ben ve arkadaşlarımın Diyarbakır, Urfa İdare komutanlığına teslim olmamız radyoyla duyuruldu. Biz teslim olduk. Sait Elçi, Nusaybin’in Tahut köyünden, Mehemmede Bego adında bir genci yanına alarak, Irak’ın Zaho kasabasına gidiyor. Zaho kurtarılmış bir bölgeydi.

Barzani’nin mümessili olan Osman Gazi idaresindeydi. Osman aynı zamanda Şıvan’ın çok yakın arkadaşıydı. Sait Elçi’nin Şıvan hakkında yazdığı tüm yazılar da onun eline geçiyordu. Osman bu yazıları Barzani’ye iletmiyor, Şıvan’a veriyormuş. İşte bu Osman Gazi’nin yanında iki Sait bir araya geliyor. Sait Elçi Barzani’nin yanına gitmek istediğini söylüyor. ‘Olur seni götürürüm ama birkaç gün gel benim kampımı gör’ diyor.

Şıvan Sait Elçi’nin Barzani’ye gidip kendi aleyhinde bulunacağından kuşkulanıyor. Osman Gazi hadiseyi bildiği için Elçi’nin Şıvan ile gitmesini istemiyor.

Ama Elçi gitmek istediğini söylüyor. Birlikte arabaya binip yola koyuluyorlar. Yolda aralarında sert bir tartışma çıkıyor. Nihayet Şıvan bir yerde Elçi ve Mehemmede Bego’yu arabadan indirerek kurşuna diziyor ve gömüyor. Bütün bunları hatıram diye yazıyorum, ama görgü şahidi değilim (…) Ben öğrendiklerimi yazıyorum.

Ben Diyarbakır Askeri hapishanesindeyken birkaç kere Elçi’nin hanımı gelip benden Sait’i sordu. Bir şey bilmediğimi söyledim. Gerçekten de o sırada bir şey bilmiyordum. Bir MİT sorgusunda Diyarbakır MİT Başkanı Hava Albay Faik de benden aynı şeyi sordu. Bilmediğimi söyleyince, kendisinin bana anlatacağını söyledi.

Bana “teşkilatımız gidip Elçi’yle Bego’nun mezarlarını açtı ve fotoğraflarını çekti dedi. Sonradan bilmiyorum MİT mi Irak’a yaydı yoksa başka kişiler mi söyledi, olay Barzani’ye intikal etti. Barzani olaya çok kızmış. Şıvan’la Kulu’lu Çeko adlı bir genci (Hikmet Buluttekin) tutuklayıp mahkemeye veriyor. Olay sabit olunca, kısas yoluyla Sait Kırmızıtoprak ve Çeko aynı şekilde kurşuna dizilerek şehit oluyorlar.

Kürtler, İran, Irak, Suriye ve Türkiye’de tamamen hürriyetsiz bir şekilde el altında yaşamaktadırlar. Modern kurtuluş hareketleri öncesinde, o milletin tüm sınıfları el ele çalışmak zorundadırlar. Bu olay, Kürt milletinin kurtuluş hareketinde küçük ama anlamlı bir derstir. Maalesef, bunlardan sonraki Kürt kurtuluş teşkilatları da aşağı yukarı aynı yolu takip etmektedirler. Ben şahit oldum, geçmişte bölgemde bu örgütlerin çoğu, devletin güvenlik kuvvetlerine hacet kalmadan birbirlerini yok ediyorlardı.

Bu olayın üzüntüsünü hala yüreğimde taşıyorum. Tüm istediğim, bu yanlış hareketten doğan üzüntüleri, Şıvan ve Elçi’nin en yakınları ile tüm Kürtlerin, talihsiz olayı aile içi bir yanlışlık olarak kabul ederek bir kine dönüştürmeleridir. Saygı ile, her iki çocuğumuzun aziz hatırasını ölünceye kadar kalbimde taşıyacağımı yazmak istiyorum.

Yorum Yap »

You must be logged in to post a comment.

error: Content is protected !!