Saltanat İçin Tezgâhlanan Oyunlar ve Terakki ve İttihat Cemiyeti’nin Meseleye Bakışı

Saltanat İçin Tezgâhlanan Oyunlar ve Terakki ve İttihat Cemiyeti’nin Meseleye Bakışı

 

İstanbul’dan Paris’e yazılan mektuplarda daha neler tavsiye ediliyordu ama, bunların hepsi tavsiyeden ibaret kalıyor ve hiç birisi tatbik olunamıyordu. En ziyade Şehzade Burhanettin Efendi’nin Abdülhamid’in yerine geçmesine mani olmak için yapılan bu tekliflerde, Burhanettin Efendi’nin zehirlenmesinden vesair suretle öldürülmesinden bahsedildikten başka deniliyordu ki:

“Veraset-i saltanat usulünün tebdili meselesi günden güne ciddiyet kesbetmektedir. Arap İzzettin’in mahremlerinden birisi diyor ki: Abdülhamid güya bazı mühim işlerle meşgul olamıyormuş. Onun için oğlu Burhaneddin Efendi’yi niyabet makamına geçirtmek istiyormuş. Abdülhamid, oğlunun niyabetini ve sonra da hilafet ve saltanata çıkarılmasını ahalice hüsn-ü telakki ettirmek için güya Burhanettin’in cülusunu bir takım ıslahat-ı esasiyenin tatbik mebdei gibi gösterecekmiş. Buna dair çıkaracağı şayialarla ahaliyi oyalayacakmış.

Keyfiyet derhal tarafımızdan Veliaht Reşat Efendi’ye bildirildiği zaman, Abdülhamid’in teşebbüsatını akim bıraktırmak için tedbirler ittihazından kendisinin aciz olduğunu, fakat Burhanettin niyabet mevkiine geçecek olursa o vakit belki bazı teşebbüsler yapabileceğini ve Avrupa’ya memur-u mahsusu göndereceğini söyledi. Yoksa Hünkarın tasavvuratı kat’i kararlar halini bile alsa, o karar bilfiil tatbik edilmedikçe hiçbir şey yapamayacağını tekrar eyledi.

Diğer taraftan Anadolu’da ve bilhassa İstanbul’da bulunan hamiyetli adamlar Abdülhamid’i bu tasavvurundan vazgeçirttirmek için ahalinin hoşnut olmadığını mümkün mertebe hissettirmeğe çalışıyorlar. Büyük devletlerden İngiltere bu meseleyi lakaydane telakki etmemektedir. Bunu da Babıali’ye anlatmaktan geri durmamıştır. Şu halde vesair bazı sebeplerden dolayı Abdülhamid’in mutlaka muvaffak olacağına hükmedilemezse de her ihtimale karşı bazı ihtiyat tertibatı almak lazımdır. Bu, Cemiyetin belki en birinci vazifesidir.

Bize kalırsa alınacak en güzel tedbir şu olabilir: İstanbul’dan ve taşradan tedarik edilecek hamiyetli ve müsellah altı yüz kişi arasında bir Cemiyet teşkil edilmelidir. Ondan sonra bu Cemiyet günün birinde Babıali cihetinde küçük ve ayrı müfrezelere ayrılmalı ve aynı saatte bu müfrezeler Heyet-i Vükela müzakere halinde iken oraya hücum ederek nazırların cümlesini esir etmelidir. Babıali’yi muhafaza eden otuz kırk kadar müsellah ve fakat fişeksiz asker ve yirmi kadar polis vardır. Bunlar hiçbir şey yapamazlar. O sırada bu azim muvaffakıyet derhal etrafa şayi olacağından bir iki saat zarfında bu beş altı yüz kişiye belki yirmi bin kişi iltihak etmiş olacaktır. Askerlerin pek çoğu onların tarafına geçecektir.

Bu ihtilali sevk ve idare edecek beş altı müdebbir ve cesur reis bulunursa bunca senelerden beri neşriyat ile takip edilmekte olan maksat dört beş saat zarfında istihsal edilmiş olacaktır. Yaptığımız tahkikata nazaran bu iş, hasıl olacak neticenin ehemmiyetine nisbetle az bir zaman zarfında kolayca tertip edilebilir.”

Bu fikirler ve tavsiyeler iyi olmakla beraber onları tatbik edebilecek beş altı babayiğit bulmak kabil olamıyordu. Bulunsa bile birçok eksikliklerden dolayı onların tazyiki cihetine gidilemiyordu. Onun için iş yine beyannameler dağıtmaya ve tehdit mektupları göndermeğe inhisar ediyordu. Bu beyannamelerin nasıl kullanıldığını anlamak için bir mektuptan aşağıdaki satırları yazıyoruz.

“Evvelki gece Beyoğlu’nda doğru olan yolda vesair sokaklarda duvarlara yapıştırılan beyannameleri ertesi günü saat ona kadar binlerce kişi okumağa muvaffak oldu. Saat ona doğru keyfiyet zabıtaca haber alınması üzerine yapıştırılan beyannamelerin bir kısmı toplattırıldı. Fakat iç sokaklardaki yaftalar ancak akşam üstü polislerce görülüp kaldırıldı.

Bu beyannamelerin Beyoğlu’nda yapıştırılması ve bu suretle münderecatının hemen herkese bildirilmesi gerek Burhanettin Efendi meselesi hakkında, gerekse Cemiyetimizin nüfuz ve iktidarını tanıtmak nokta-i nazarından pek çok faydaları görüldü. Onun için derhal elli beyanname daha gönderilmesini rica ederiz.”

Terakki ve İttihat Cemiyeti’nin Paris merkezi Abdülhamid’in daha çok zaman yaşamasına kani olduğu için onun vefatına kadar beklemeği muvafık bularak Abdülhami’in öldürülmesi cihetine gidilmesini istemiyordu. İstemiyordu değil, bunu zaten beceremiyordu. Çünkü her ne vakit ona teşebbüs etmişse muvaffakıyetsizlikten başka bir şey elde edememişti. Tabii bu muvaffakıyetsizliklerden sonra bütün ümidi onun ölümüne bağlamaktan başka bir çare kalmıyordu. Alınan haberlerde Padişah’ın hasta olduğu sık sık bildirildiğinden bu ümit te gün geçtikçe daha ziyade kuvvetleniyordu. O derece ki Cemiyet Abdülhamid’in vefatında derhal neşredilmek üzere bir beyanname bile hazırlamağa başlamıştı. Bu beyanname hakkında İstanbul’dan Paris’e yazılan bir mektupta deniliyordu ki:

“Geçen hafta arkadaşlarla mülakat ettiğimiz esnada Abdülhamid’in vefatı günü tahta çıkacak yeni Padişah’ın vazifelerine vesaireye dair olmak üzere Cemiyetçe ahaliye hitaben bir beyanname neşri mukarrer bulunduğunu konuştuk. Hatta bu beyannamenin matbu nüshalarının şimdiden hazır tutulduğunu öğrendik.

Bunun üzerine burada fevkalade itimada şayan ve fikirlerinden istifade olunacak bir zata müracaatla bu beyanname hakkındaki fikrinin neden ibaret olduğunu söylemesini rica ettik. Veliaht Reşat Efendi ile sıkı münasebeti olan bu zat dedi ki: Reşat Efendi hazretleri Osmanlı tahtına cülus eder etmez ilk vazifesi Kanun-u Esasi’yi derhal mevki-i icraya koymak olacaktır.Ondan sonra şimdi iktidar mevkiinde bulunan ve Abdülhamid’in mezalimine, istipdadına alet olan adamların hepsini azledecek ve cezalandırılması lazım gelenleri şiddetli cezalara çarpacaktır.

O zatın yukarıdaki ifadesinden çıkan neticeye bakılırsa, Cemiyetin yeni Padişah’tan neler isteyeceğini iyice düşünerek taşınarak kaydetmesi ve bunu kabul ettirmek üzere Veliaht Reşat Efendi’ye arzedilmek için buraya göndermesi lazım geliyor. Bu yazılacak şeylerde bütün Osmanlı memleketlerinde yaşayan İslam ve Hristiyan bütün anasırın yeni hükümdardan neler istedikleri tamamiyle mukayyet bulunmaktadır.

Bunları biran evvel tesbit ederek buraya gönderecek olursanız Abdülhamid’in vefatı günü neşrolunacak beyannameye en münasip şeklin verilmiş olacağına şüphe yoktur.”

İstanbul’da sarfedilen mesainin böyle beyannamelere münhasır kalması Terakki ve İttihat Cemiyeti’nin bütün şubelerini müteessir ediliyordu. Şûra-yi Ümmet gazetesi memleketin her mıntıkasına gönderildiğinden ve memleketi alakadar eden hayati meseleler ondan neşrolunduğundan, istibdattan ne vakit kurtulacağız, icraat ne zaman başlayacak!” sualleri Paris’e gönderilen mektupların ekserisinde yazılı bulunuyordu. Cemiyet, uzun müddet uğraştıktan sonra nihayet Yıldız bahçesine bir bomba koymağa muvaffak olmuştu. Fakat o da patlamadığından, olduğu gibi yerinden kaldırılıp denize atılmıştı. Bundan biraz evvel neşrettiğimiz İstanbul mektuplarından birisindeki asar-i atika meselesi ve asar-i atika tahribatında kullanılacak iki aletin şayanı itimat olmadığının meydana çıktığından bahsedilmesi de bu idi.

Bu bomba hadisesi Yıldız’ı o kadar tedhiş etmişti ki onların kimler tarafından Yıldız’a konulduğunu meydana çıkarmak için ta Trablusgarp’ta ve Bingazide tetkikat yapılmıştı. Trablusgarp’tan yazılan bir mektupta “Mabeyinde çıkan bomba meselesine dair burada derinden derine tetkikat yapılıyor. Şayet Cemiyet’in menafiine muğayir değilse, vakanın suret-i cereyanını gazetelerimizde mükemmel surette neşretmenizi ahrar mahfili şiddetle bekliyor” diye yazılıyordu.

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: