Serhafiye Ahmed Celaleddin Paşa’nın Avrupa’ya Kaçışı

Serhafiye Ahmed Celaleddin Paşa’nın Avrupa’ya Kaçışı

 

Ahmet Celalettin Paşa, Abdülhamid’in gençlik arkadaşı sayılırdı. Zalim Padişah ona o kadar itimat ediyordu ki Paris’te ve Cenevre’de kendisine karşı alışan Genç Türkleri susturmak için Ahmet Celalettin Paşa’yı iki defa Avrupa’ya göndermişti. Bu seyahatlerinden birisinde Ahmet Celalettin Paşa’nın Mizancı Murat Bey’i kandıracak İstanbul’a getirmeğe muvaffak olduğunu yazmıştık.

Fakat Ahmet Celalettin Paşa Abdülhamid’in kendisine verdiği bu vazifeyi, İttihat ve Terakki cemiyeti sustuktan ve neşriyatını tatil ettikten sonra menfada ve hapishanelerde çürüyen Türk gençlerini affedeceğine ve matbuata da yavaş yavaş serbesti vereceğine dair yaptığı vaatler üzerine ifa etmiş ve kendisi de Avrupa’da kalan İttihat ve Terakki mensuplarına o şekilde vaatlerde bulunmuştur. Ahmet Celalettin Paşa bu vaitlerin kuru laflardan başka bir şey olmadını ve aradan geçen seneler zarfında Türk geçlerinin daha fena vaziyetlere düştüğünü ve istibdadın bilakis gittikçe arttığını görünce Serhafiyelik vazifesini terkederek Avrupa’ya kaçmağa karar vermişti. Belki zengin olan Mısır’lı refikasının Paris’te, Mısır’da ve Avpura’da yaşamak için ayrı bir cazibe teşkil ediyordu.

Fakat her ne sebepten ileri gelirse gelsin, Ahmet Celalettin Paşa İstanbul’dan kaçmak için bütün hazırlıklarını ikmal etmişti. Mihran Efendi’nin neşrettiği “Sabah” Gazetesinde muharrirlik yapan Diran Kelekyan Efendi de kendisine refakat edecekti. Diran Kelekyan Efendi’nin Ahmet Celalettin Paşa ile beraber hareket etmesi şu sebepten ileri geliyordu: Bir kere Ahmet Celalettin Paşa’nın okuyup yazması kıt olduğu için yanında daima hususi bir katibe ihtiyacı vardı. Sonra Ermeni mesellerinde –Diran Kelekyan Efendi büyük tehlikelere maruz kaldığı zaman, onu Ahmet Cemalettin Paşa himayesi altına almış ve Kelekyan Efendi’nin hayatını kurtarmıştı. Fakat yine her an Diran Kelekyan Efendi’nin başı etrafında bir bela dolaşıyordu. Ahmet Celalettin Paşa Avrupa’ya firar edecek olursa, himaye etitği Kelekyan Efendi’nin de vücudunun ortadan kaldırılacağına şüphe yoktu. Bu sebepten dolayı ikisi bir arada kaçmağa karar vermişlerdi.

Ahmet Celalettin Paşa’nın Yıldız Sarayı’nda kendisine mahsus bir Serhafiyelik odası vardı. Bütün hafiye jurnalları odada Ahmet Celalettin Paşa’ya teslim olunurdu. Ahmet Celalettin Paşa o jurnalların mühimlerini, “atabe-i ülyaya arz” edilmek üzere, ayırır ve diğerlerini Yıldız Sarayı’nın odalarında bulunan ve yatak takımlarını koymağa mahsus olan büyük ambarlardan birisinin içine atardı. Bir gün firar hazırlıkları bittikten sonra Ahmet Celalettin Paşa Yıldız’daki bu jurnal odasından çıkmış, gece Diran Kelekyan Efendi buluşmuş ve evvelce karar verildiği veçhile sandala binerek Fransa Sefareti’nin maiyet vapuru olan Vautour ismindeki gemiye çıkmışlardı. O tarihte Vautour gemisinin süvarisi olan meşhur Fransız edibi Claude Farrer’e eserlerinden birisinde Ahmet Celalettin Paşa ile Diran Kelekyan Efendi’nin bu firarlarından bahsetmiştir. “Vautour” gemisi ertesi sabah firaarileri, hamilen İstanbul’dan hareket etmiş, Çanakkale Boğazı’ndan geçmiş ve zannedersem onları Pire Limanı’na çıkardıktan sonra İstanbul’a dönmüştü.

Ahmet Celalettin Paşa’nın kaçtığı Abdülhamid’e haber verilince Padişah son derece telaşa düşmüştü. En sadık zanettiği bendesinin kendisine böyle bir oyun oynamasını bir türlü hazmedememişti. Verdiği bir emir üzerine Ahmet Celalettin Paşa’nın Yıldız’daki odası kilitlenmiş ve mühürlenmiş ve içindeki eşyası olduğu gibi kalmıştı. Bu oda Meşrutiyet ilan edildikten, otuz bir mart vakası zühur ettikten, Hareket Ordusu’nun İstanbul’u zaptettikten sonra Abdülhamid’in haline kadar öylece kapalı kalmıştı. Ancak Yıldız Sarayı bu hadiselerden sonra araştırılırken o zaman İstanbul’da bulunan Ahmet Celalettin Paşa da Yıldız’a gitmiş, odasını kilitli ve mühürlü olduğunu görmüş, odayı kendi eliyle açarak orasını dört sene evvel bıraktığı gibi bulmuş ve ambardaki jurnalları toplayarak Çamlıca’daki köşküne götürmüştü. Abdülhamid derinde mühim roller oynamış olan bazı zevat tarafından verilmiş olan o curnallar Ahmet Celalettin Paşa’nın Çamlıca’daki köşkle beraber bir gün yanıp kül olduğundan jurnal sahiplerinin endişeye düşmelerine mahal yoktur.

Ahmet Celalettin Paşa’nın firar ettiği günlerde İstanbul’dan Paris’e yazılan bir mektupta Yıldız’daki telaş ve endişe ile İstanbul’un umumi vaziyeti şu suretle tarif ediliyordu:

“Padişah’ın başında şimdilik üç ateş var. Bunları da atlatırsa memleket bakiyesinin yarısı daha fedaya hazırdır. Bu ateşlerden birisi Mısır’dan Ahmet Celalettin Paşa’yı İstanbul’a geri getirmek, diğeri kıyam etmiş olan Diyarbekir ahalisini iskat etmek ve üçüncüsü de İstanbul’da zühur eden kolerayı kendisine sirayet ettirmemektir.

Mabeyn ile Mısır arasındaki telgraf hatları ve posta çantaları Ahmet Celalettin Paşa’yı İstanbul’a avdete imtina için kullanılmaktadır. Fakat kafesten kaçan kuşun bir daha o kafese girmeyeceğine şüphe yoktur.

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: