T-KDP – KUK ÇATIŞMASI

T-KDP – KUK ÇATIŞMASI

 

12 Mart Sonrası T–KDP’de Bölünmeler ve Çatışmalar

29 Mayıs 1971’ de Genel Sekreteri Sait Elçi’nin Şıvan ve arkadaşları tarafından öldürülmesi ile başsız kalan T-KDP’de o güne kadar sekreter vekili olarak görev yapan Dervişe Sado Parti Genel Sekreterliğine getirildi. T–KDP yöneticilerinin bir kısmı 12 Mart 1971 muhtırası ile yakalanıp soluğu cezaevlerinde alırken, dışarıda kalan kadrolar arasında da parti içi iktidar mücadelesi devam ediyordu. Aşiretler arası rekabet partiye de yansıyacaktı. Dervişe Sado ile partinin önemli mensuplarından biri olan Ömer Turhan arasında ciddi bir rekabet yaşanacaktı.

I–KDP’nin Dervişe Sado’ya sahip çıkması Ömer Turhan ve bir grup arkadaşı tarafından hazmedilemeyecekti. Ömer Turhan’a göre; Ağa’nın Ağa’yı tuttuğu düşüncesi kafasında sabitleşmiş gibiydi. 1972’de Ömer Turhan T–KDP ile bağlarını resmen koparacaktı. Bir grup arkadaşı ile “Türkiye Kürdistan’ı Devrimci Demokrat Partisi”ni kurdu.25 Parti kuruluşu ile beraber ilk faaliyetini “Barzani aleyhtarı bildiri” dağıtarak ortaya koydu. T–KDDP kurulmasına kuruldu ama hiçbir zaman örgütlü kitlesel bir güç olamadı. Ortaya çıkışı kişisel çekişmelerden dolayıydı. Bir ideolojik hareket konumunda değildi. Kuruluşu ile birlikte dağılması da geç olmadı. Partinin merkez komite üyesi Necdet Gündem’in ayrılarak Şıvan hareketi saflarına katılması, Ömer Turhan’ın partisine öldürücü bir darbe vurdu. 1975’de Türkiye’ye dönen sekreterleri Ömer Turhan’ın ölümü ile parti olmayan parti tümden çöktü ve kısa ömürlü bu macerada Turhan’ın ölümü ile sona erdi.

T–KDP birçok bölünmeler, sarsıntılardan sonra 1973’te toparlanış kongresi yaptı. 7 Ekim 1973’te Dervişe Sado genel sekreterliğe getirildi. Kongrede Marksistlerle milliyetçiler arasında ideolojik tartışmalar yaşandı. Milliyetçiler yaşanan bütün felaketlerden parti içindeki Marksistleri suçluyordu. Parti içinde görüş ayrılıkları ve çatışmalar 1975’e kadar sürecekti. Mart 1975’te Kuzey Irak’taki Barzani önderliğindeki Kürt hareketinin tarihi yenilgisi ile I–KDP’nin Türkiye’deki versiyonu olan T–KDP de büyük bir çöküşe uğrayacaktı. Barzani’nin izinde yürüyen T–KDP’liler Irak’taki hareketin yenilgiye uğraması ile Barzani gibi kendileri de Türkiye’de eleştiri oklarının hedefinde olacaktı. Barzani’ye muhalif Kürt çevreler harekete geçecek, Kürt hareketinin tarihi yenilgisinden bizzat sorumlu olarak Molla Mustafa Barzani’yi sorumlu ve suçlu bulacaklardı.

T–KDP Genel sekreteri Kürt hareketinin Irak ta yenilgiye uğraması ile başsız kalan önderliğe kimlerin öncülük edeceğini öğrenmek amacıyla Barzani ailesiyle irtibata geçmeye çalıştı. Türkiye–KDP kendini hep Irak’taki partinin bir seksiyonu olarak görmüştür. Bu yüzden kendini bağlı hissettiği KDP’nin yeni dönemdeki stratejisini öğrenebilmek amacıyla ilişki kurmaya çalışacaktı. Bu doğrultuda Molla Mustafa Barzani ile görüşebilmek için temasa geçildi. Barzani’ye ulaşılamayınca oğlu Mesut Barzani ile görüşüldü. Bu görüşmede Barzani’nin Talabani’yi işaret etmesi üzerine hiç istememelerine rağmen Talabani ile ilişkiye geçtiler. Fakat bu da uzun süreli bir ilişki olmayacaktı. Talabani’nin “anti Barzani” çıkışları ve Barzani ailesinin tekrar KDP’de geçici komiteyi kurması, yeniden çalışmalara başlaması neticesinde yolları tekrar Barzanilerle birleşecekti.

Kürt milliyetçisi Barzani ekolü Marksist düşünceleri benimseyen Kürt solcuları karşısında zamanla tutunamayacaktı. Siyasi Kürtçüler artık gözlerini Barzani’ye değil Moskova’ya –Pekine çevireceklerdi. Marksizm Kürtçüler aydınlar arasında etkin bir akım olacaktı. Süreç içinde Barzani önderliğindeki milliyetçi düşünce gerileyecek, Marksist devrimci Kürt hareketi daha belirgin bir şekilde örgütlenerek ortaya çıkıp kendini gösterecekti.

Barzani’ye sempati duyan, yıllarca Barzani adı ile yatıp kalkan Türkiye’nin Güneydoğu’sundaki Kürt aşiretler ve bu aşiretler üzerinde etkili olan T–KDP kadroları, yeni yeni filizlenmeye başlayan Marksist Kürt çevrelerinde sürekli ideolojik taarruza ve hakaretlere uğruyordu. T–KDP’liler Kürt solcuları tarafından “Mit ajanı” olmak ile suçlanıyorlardı. Bu suçlamalardan en fazla nasibi de parti genel sekreteri Dervişe Sado alıyordu. İddiacılar neredeyse onun sicil numarasını yayınlayacaktı.26

T–KDP’lilerin dışında 12 Mart 1975 muhtırasında tutuklanan TİP davasından yargılanan Kürt solcularla DDKO davasından yargılanan Kürtçü gençlerin 1974 affıyla cezaevlerinden tahliye olması ile Türk solunda olduğu gibi Kürt solunda da yeni yeni gruplar ortaya çıkacaktı. 1975’in başlarından itibaren “Rızgari”, “Özgürlük Yolu”, “DDKD (Şıvancılar)”, “Kawa”, vb. Kürt solcuları çeşitli dergiler etrafında toplanarak örgütlenmeye çalışacaklardı. En eski Kürt örgütlerden biri olan T–KDP ise tabanını bu yeni kurulan örgütlere kaptırmamak için büyük bir çaba içerisine girecekti.

1974’te çıkan af kanunu ile cezaevinden tahliye olan DDKO (Devrimci Doğu Kültür Ocakları) mensuplarından  Mümtaz Kotan, Mehmet Uzun, İbrahim Güçlü, Ruşen Arslan, Şerafettin Kaya gibi bir kısım Kürtçü hemen harekete geçerek Ankara’da 1974’ün sonlarında bir büro tutarak siyasi faaliyetlerini yürütmeye yeniden başladı. Bu büro, Rızgari Örgütü’nün çekirdeğini oluşturan Komal Basın–Yayın ve Dağıtım Bürosu’nu faaliyete geçirmiştir. Burada kitaplar ve dergiler yayınlanacaktı. İsim olarak da yayınevine “Komal” ismini verdiler. Kısa zamanda “Komalcılar” olarak anılacak olan çevre ilk olarak 1975’in başlarında ilk kitapları “Devrimci Doğu Kültür Ocakları Dava Dosyası 1”, peşinden de ikinci kitapları olan S. A Şıvan’ın yazdığı Barzani’nin yönettiği Irak Kürt Hareketi’ni de göklere çıkaran bir broşürünü de ekledikleri “Irak Kürdistan Halk Hareketi Baas ırkçılığı” adlı kitabı yayınladılar. Barzani hareketini öven yayınla T–KDP’lilerin nezdindeki prestijleri en üst düzeye çıktı.27

T–KDP’liler Barzani hareketine sempati duyan Komalcılarla ilişkiye geçerek birlikte hareket etmenin yollarını aradılar. Komalcılar da aynı şekilde T–KDP’lilerle ilişki kurmak istediler. Sadece onlarla, değil aynı kökenden gelen ama daha sonra yolları T–KDP’liler ile ayrılan Şıvancılarla da ilişkiler kurmaya çalışacaktı. T–KDP’liler iki mensuplarını Komalcıların yanına göndererek birlik çalışmalarını başlattılar. Komalcılar adına, İbrahim Güçlü masaya oturmuştu. Fakat taraflar arasındaki görüşmelerden birlik çıkmadı. Komalcılar “T–KDP MİT kontrolündedir eğer MİT kontrolünden çıkar içindeki ajanları temizlerlerse birliği sağlarız. T–KDP’nin teklifinin görüşülebilir olması için Marksist temelde ve ilkelerde anlaşabilmek gerekir” diyordu.

T–KDP’liler ise Komalcıların aksine onların şartlarının birliğin gerçekleşmesine giden yolu tıkadığını ileri sürüyorlardı. Komalcıların kendilerine birinci şart olarak parti içerisindeki ilerici unsurların özellikle “gericileri” tasfiye etmeleri gerektiğini söylüyorlardı. İkinci şartları ise tasfiyecilerin parti içinde yoğun bir Marksist eğitime başlamaları idi. İşte o zaman kendileri gelecek partiyi yönetebileceklerdi.28 T–KDP’lilere göre Komalcılar kendilerini dışlayarak partiyi ele geçirmeye çalışıyorlardı. Hazır T-KDP tabanına oturmak istiyorlardı. Buna izin veremeyiz diyerek komalcılarla birlik girişimlerini durduracaklardı.

T–KDP’nin ikinci olağan kongresi Ağustos 1976’da “Siirt, Kurtalan” da yapıldı. Bu kongre yine parti içi çekişmelere, gerilimli günlere sahne olacaktı. T–KDP’deki iki kanat iktidar mücadelesine girişti. Sol kanat eski tüfekler dediği “Milliyetçileri” partiden uzaklaştırmaya çalışırken, sağ kanat olarak adlandırılan eski tüfekler yani T–KDP’nin eski kurucu kadroları özellikle gençler üzerinde ağırlığı olan sol kanatın partiyi tamamen ele geçirmesine karşı var güçleri ile sol kanata karşı mücadeleye giriştiler. Kongrede sol kanat başta Dervişe Sado olmak üzere eski TKDP’lileri “MİT ajanı” olmak ile suçluyordu.

Buna rağmen seçimleri eski genel sekreter Dervişe Sado’nun öncülüğündeki sağ kanat kazandı. Sado tekrar genel sekreterliğe seçildi. Ama bu, partideki sancıları dindirmedi. Sol kanat, Dervişe Sado istifa etmezse partiden istifa edeceklerini açıklıyordu. Bunun üzerine eski tüfekler T–KDP’deki bölünmeyi engellemek için çeşitli çareler aradılar. Parti içindeki solcuların sürekli MİT ajanı suçlamalarına hedef olan Dervişe Sado istifa ederek, bölünmeyi engellemek istedi. Yerine Cizreli avukat Mehmet Ali Dinler’i teklif etti. Sonuçta yönetim kurulu dördü milliyetçi, dördü solcu ve denge unsuru olarak yeni sekreterle birlikte yeni bir döneme girdi.

T–KDP’liler parti içi mücadelelerden fırsat buldukça on sayı devam edebilen “Xebat” dergisini çıkarttılar. Bu dergi Irak’taki KDP’nin bir yarı tercümesi gibiydi. Dergi T-KDP’nin çalışmaları ve faaliyetleri ile ilgili haberlere yer veriyordu. 1977 yılına gelirken parti içindeki görüş ayrılıkları kutuplaşmaya, kutuplaşma çatışmalara dönüşecekti. Mehmet Ali Dinler’in genel sekreterliği partideki hizipleşmeleri engelleyemedi. Yeniden merkez komite kongre kararı aldı. Marksist kesim Dervişe Sado’da olduğu gibi Mehmet Ali Dinler’in de kellesini istiyordu.

T–KDP’nin üçüncü kongresine gidilirken, parti içinde çekişmeler ve görüş ayrılıkları başlayacaktı. Irak’taki Kürt hareketinin yenilgisi, Türkiye’de ise, Türk solunun güçlenmesi T–KDP içerisinde yol ayrımının başlangıcını ortaya koyacaktı. T–KDP’deki asıl ve ciddi bölünme, Ekim 1977’de Cizre’de yapılan 3. kongrede ortaya çıkacaktı. Bu kongrede Marksist kesim bir fazla oy ile genel sekreterliği ele geçirecekti. Merkez komite seçimlerinde de yine Marksistler ağırlıktaydı.

Kongreden sonra Barzani’ye büyük bağlılık duyan Dervişe Sado’nun ipi çekilmiş, Sado, Barzani’nin verdiği bir görev dolayısıyla “Mam” Celal Talabani ile 1975–1976 yıllarındaki yazışmaları ortaya çıkınca “Parti ilkelerine ihanet olarak kabul edilerek tecrit edilmiş, yapılan kongrede de kesin ihraç mekanizması işletilerek partiden uzaklaştırılmıştı.29

Partinin yayın organı Xebat (Uğraş) dergisinin yayımcısı M. Sıraç Bilgin’in de aralarında bulunduğu Barzani taraftarı bir grup partili “burjuva milliyetçiliği” yapmakla suçlanarak partiden tasfiye edilmeye çalışılmıştır.

M. Sıraç Bilgin’e göre yeni ekip “Kürt Milliyetçiliği’ni tasfiyeye kararlıydı, onun yerine Kürdistan’da Marksist –Leninist parti kurarak Kürdistan Ulusal Demokratik Devrimi”ni yapacaktı. Partiden tasfiye edilenler T–KDP ismini kullanarak yeni bir partinin eski Kürt milliyetçiliğinin temel alınarak kurulması gerektiğine inandı ve kısa sürede bu fikre angaje oldu. Xebat dergisini çıkaran, tasfiye edilen ekipten M. Sıraç Bilgin öncülüğünde T–KDP’nin eski sekreteri Mehmet Ali Dinler’le beraber yöneticilerden A. K. bir bildiri yayınlayarak son kongreyi “gayri meşru” ilan etti. T–KDP’yi tasfiye kongresi olarak nitelendirdiler. Partiden ayrılanlar 1978 yazında Batman’da yapılan konferansta yeni parti yönetimi seçerek faaliyetlerine kaldıkları yerden devam ettiler. T–KDP adını kullanarak yeniden örgütlenen milliyetçi kanat I–KDP–GK ile tekrar irtibata geçmeye çalışarak güven tazelemek istedi. Fakat Irak GK’ye hakim olan Sami Abdurrahman milliyetçi kanadı gayri meşru ilan ederek bu parti ile ilişki kurmayı reddedecekti. T–KDP ismini kullanmaya devam eden milliyetçi kanat hiçbir zaman ağırlıklı bir güce sahip olamadı. Geniş bir kitle bulamadı. Zamanla eriyip gittiler.

T–KDP’yi, 1977’de üçüncü kongrede ele geçiren “Mustafa Fisli”nin genel sekreterliğindeki Marksist yönetim partiyi daha sol bir çizgiye çekebilmek için tabandaki Barzani ekolünden gelen milliyetçileri tamamen tasfiye etmek için büyük bir çalışma başlatmıştı. Tasfiye çalışmaları istenilen düzeyde gitmiyordu. Çünkü kırsal kesimde hala Barzani ekolünden gelen T–KDP’liler duruma hakimdi. Yeni merkez komiteyi de tanımıyorlardı. Bunun üzerine Mustafa Fisli ve ekibi 1978 yılında T–KDP ismini kullanmaya devam eden gruptan farklılıklarını ortaya koyabilmek için T–KDP–KUK (Kürdistan Ulusal Kurtuluşçuları) ismini kullanmaya başladılar. T–KDP–KUK ismini kullanmaya başlayan Marksist kanat partinin mirasçısı ve devamı olduğunu her platformda dile getirdi.

Kendini T–KDP–KUK olarak ifade eden grup Sovyet yanlısı tezleri öne sürdü. KUK, T–KDP’nin mirasını reddetmedi. Ama partinin politik çizgisini reddetti. Kendilerini Marksist–Leninist olarak ilan ettiler. KUK’un T–KDP’den ayrılmasıyla iki grup arasında içe dönük mücadele başladı. T–KDP kadrolarının çoğunluğu KUK’un yanında yer aldı. Bölünmeden sonra T–KDP ismini kullanan milliyetçi kanat bir bildiri yayınlayarak KUKçuları “örgüt içinde bölücülük ve hizipçilik” yapmakla suçladılar. KUK’çular ilk gövde gösterilerini Nevruz Bayramı diye adlandırdıkları 1978’in Mart ayında gerçekleştirdiler. Eruh’ta düzenledikleri şenliklerde pankartlar açarak, sloganlar atarak KUK’un duyurusunu yapmışlardı. KUK’çular Kasım 1981’de yaptıkları konferansta T–KDP ismini kaldırarak sadece KUK ismini kullandı.

1979 yılında Daraf Bilek ve arkadaşlarının da KUK hareketine ilhakı ile örgüt genişlemiş, birçok yerde taban bulabilmişti. “Xabıt–Jı bo Razgariya Kürdistan” adını verdikleri ve illegal olarak yayınlanan bir de yayın organı çıkaran yeni yönetim, legalitenin imkanlarından yararlanmak için, adını “Devrimci Gençlik Dernekleri” koydukları dernekler kurdular.

KUK Ekim 1979 tarihinde “Kürdistan İstiklali İçin Mücadele” başlığı altında çeşitli konuların nasıl çözüme kavuşturulacağıyla ilgili çalışma yöntemlerini esas alan bir broşür de yayınlamıştır.

KUK’daki yeni Marksist yönetim, Irak KDP’nin 1979’da yaptığı kongrede Sami Abdurrahman ekibinin kaybetmesi üzerine doğrudan Barzani ailesini hedef alan sert bir bildiri kaleme almış ve 1980 sonrasında KDP adını da kullanmaktan vazgeçmişti. Böylece uzayıp giden göçmenlik yıllarında bu siyasi hareketin lider kadrosu, o kabus gibi üzerlerine çöken “bölünerek arınma” sürecine girecekti.

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: