Terakki ve İttihat Cemiyeti İle Osmanlı Hürriyet Cemiyeti Birleşiyor

Terakki ve İttihat Cemiyeti İle Osmanlı Hürriyet Cemiyeti Birleşiyor

 

Terakki ve İttihat Cemiyeti’ne mensup şubelerin muhaberelerini birer birer hülasa ettikten sonra artık Paris’teki merkezle Selanik’te teşekkül eden Osmanlı Hürriyet Cemiyeti’nin birleşmesinden sonra ki vaziyeti nakletmeğe başlıyoruz. Doktor Nazım Bey’in bir müddet Selanik’te bulunduktan ve vaziyeti tetkik ettikten sonra Paris’e gönderdiği rapor üzerine iki Cemiyetin birleştiğini yazmış ve Doktor Nazım Bey’in Selanik’teki hayatına dair bazı tafsilat vermiştik. O zaman Selanik’te Jandarma Merkez Kumandanı olan Nafiz Bey, Osmanlı Hürriyet Cemiyetine ve Dr. Nazım Bey’e ait hatıralarından bahisle bize gönderdiği bir mektuplarında diyorlar ki:

“Nazım Bey’i Selanik’e geldiğinin ertesi günü sabahleyin erken merhum Talat Bey (Paşa), Mithat Şükrü Bey ve Rahmi Bey evime getirdiler ve bana misafir olacağını söylediler. Doktor Nazım Bey’de aynı lafı tekrar etti. O günden itibaren tarafımdan İzmir’e seyahati temin edilip Yakub’un nüfus tezkeresi ile gönderilinceye kadar Nazım Bey evimde misafir kaldı. Bu müddet zarfında iki nihayet üç gece hariçte yattı.

“Doktor Burla vak’asına gelince; Dr. Burla, Nazım Bey’in mektep arkadaşı olmayıp Avrupa’da tanıştığı bir zattır. Selanik’in Yılan Mermeri ahalisinin tabib-i hususileri olan Dr. Burla, Nazım Bey’in Selanik’e geldiğinin ikinci günü kıyafetini tebdil etmeden ve Hoca Mehmet Efendi olmadan tam Yılan Mermeri önünde kendisine tesadüf etmiş ve seslenmişti. Nazım Bey, Dr. Burla’nın kendisini teşhis eylediğini hissedip aralık sokaklardan kaçarak evime geldi. Bunun üzerine arkadaşlarla görüştükten sonra ben bizzat Dr. Burla’nın Yanık mahkeme caddesindeki eczahane ve muayenehanesine giderek Yılan Mermer civarında tesadüf ettiği şahsın kim olduğunu sordum. Kendisi külliyen inkarda bulundu. Israrıma karşı da inkarında teannüt etti. Ben de “bana söylemediğin gibi doktor hakkında kimseye bir şey söylemeyeceksin, şayet söylersen hakkında iyi olmaz” dedim ve çekildim. Talat Bey (Paşa), merhumun ihtaratta bulunduğu zat Dr. Burla olmayıp tıbbiye talebesi iken Şeref vapuru ile Trablusgarb’a teb’it edilenler arasında bulunan Aşer Salem’dir. Aşer Salem, Trablus’tan firarından sonra Fransa’da hukuk tahsil etmiş ve affedilerek Selanik’e gelmiş ve Avukat Yanko Teodoridis Efendi ile mesaisini birleştirerek çalışmağa başlamıştır. Bu zat Dr. Nazım Bey’in Selanik’e gelmesinden iki ay sonra Paris’e gitmiş ve orada Dr. Nazım Bey’in memleketine ve ağleb-i ihtimal Selanik’e gittiğini öğrenmiştir. Avdetinde Selanik’te Dr. Nazım’ı aramağa başlamıştır.

“Gizli Cemiyet teşkil eden Ali Şefik Bey’in tıbbiyede sınıf arkadaşı ve hemşehrisi olan Aşer Salem’in Ali Şefik Bey’i doktorun Selanik’te bulunduğundan haberdar edebileceği ve kendisini bulmak için araştıracağı hissedildiği için, Talat Bey (Paşa) kendisine ihtaratta bulunmuştu. Dr. Burla ile Aşer Salem’in birbirine karıştırılması birinin Doktor diğerinin tıbbiyeli olmasında ileri gelse gerektir.

“Şefik Bey’e gelince; bu zat gazetenizde isimleri mezkur zatlarla bir Cemiyet teşkil etmiş ve çalışmağa başlamıştı. Bunlardan Ömer Naci merhum Avrupa’ya firarından evvel Osmanlı Hürriyet Cemiyeti’ne ihtihak etmiş ve hatta Alatini Tuğla Fabrikası civarında evde yerleşmişti. Kendisi faaliyet sahasını küçük görerek firar etmiş ve Hüsrev Sami Bey’i de beraber götürmüştü. Ali Şefik’in arkadaşları Sapancalı Hakkı, Enis Avni (Aka Gündüz) Beylerdi. Dr. Nazım’ı Avrupa’da zannederek Terakki ve İttihat Cemiyeti’ne bir şube yapmak isteyen Ali Şefik Bey, Avrupa’ya ve doktorun adresine birkaç mektup yazmış imiş. Aşer Salem gelinceye kadar Dr. Nazım Bey’in vapur doktorluğu ile uzun seyahate çıktığı cevabı verilmek suretiyle idare edilmişti. Lakin Aşer Salem’in doktorun Selanik’te olduğunu Şefik Bey’e öğretebileceği varit olduğundan bilmüzakere Şefik Bey’le görüşmemi ve arkadaşlarını öğrenmemi ve binnetice kendisini Cemiyete kaydettirmemi münasip görmüştük. Ben Yonyo gazinosunda bir öğle tatili esnasında Şefik Bey’le birleştim. Arkadaşlarını öğrendikten sonra kendisini alabileceğimizi mamafih arkadaşları hakkında fert fert muamele yapmak usulümüzden bulunduğunu söylerdim. Uzun mücadeleden sonra Şefik Bey’in muvafakatı alınarak Şefik Bey’in o gece tahlifini yaptırdım. Sapancalı Hakkı Bey bir müddet sonra İşkodra’ya memur edilmiş ve azimetine tekaddüm eden gece tahlifi yapılarak o zaman İşkodra’da bulunan Cemiyet efradından Yüzbaşı Kazım Bey (İzmir Valisi Kazım Paşa) ile teşrik-i mesai etmesi kendisine tebliğ edilmişti.

Müteakıben Enis Avni (Aka Gündüz) Bey’in de tahlifi icra edilmiş ve Cemiyete alınmıştı. Selanik’te kahvelere yemin sureti bırakan Cemiyet efradı, Ali Şefik Bey’in arkadaşları olmayıp hukuk talebinden birkaç zat, Berber Mustafa isminde birisi ve o günlerde Cemiyetimize ithal edilen Nesimi Sarım Bey’den ibret bir teşekküldü. Bunlar bir zaman yakalanmış ve tevkif edilmişlerdi. Aralarında Nesimi Sarım Bey bulunduğu için gece bizzat tevkifhaneye giderek metanet tavsiye etmekle beraber Nesimi Sarım Bey’e de ketumiyet tavsiyesinde bulundum.”

Dr. Nazım Bey, iki Cemiyet birleştikten sonra Selanik’ten Kavala’ya gitmiş ve oradan, yukarıdaki mektupta Nafiz Bey tarafından da bildirildiği vechile, İzmir’e giderek İstanbul’lu Avukat Baha Bey’in yardımı ile orada Terakki ve İttihat Cemiyeti’nin İzmir şubesini teşkil etmişti.

Cemiyetler birleştikten sonra Paris’le Selanik arasında sık sık muhabereye başlanmıştı. Paris merkezinin kopya defterine geçirilmiş olan bu mektuplarda evvela yapılan ve yapılacak olan işler hakkında izahat veriliyordu. Bir kere İstanbul’daki şube teşkilatının tevsii tavsiye olunuyordu. Deniliyordu ki:

“Bizim İstanbul’da birkaç ufak gruplarımız varsa da bunlar mühim ve mükemmel teşkilattan sayılamaz. Tabii hariçten sevk ve idare olunan teşkilatta tam bir intizam temin edilemez. Eğer sizin ve bizim memurlarımız orada birleşerek teşkilata başlarlarsa işleri ileri götürmek kabil olur. Dr. Bahaddin Şakir Bey’i Trabzon vapuruna bindiren iki zattan birisi İstanbul’dadır. Bu zat her cihetçe şayan-ı emniyettir. Sizin Anadolu seyyar memuruna şiddetle tasviye ederiz. Memurunuzun gidip kendisini İstanbul’da bulacağı evvelce bildirilmişti. Seyyar memurunuz bu zata gittiği zaman parola olarak:

“- Efendim, efendim siz misiniz? – Ben size Erzurum’lu Şakir Efendi gönderdi!” diyecek, o zat ta şu cevabı verecek;

– “Evet, Bahaddin tarafından geldiğinizi biliyorum!”

Ondan sonra iki kişi gayet mahrem olarak konuşacaklardır. Edirne için istediğiniz liste Hüsrev Bey tarafından tertip edilmiştir. Leffen gönderiyoruz. Memurunuz Edirne’de konuşacağı zatı temin etmek için Hüsrev’in melfuf mektubunu gösterecektir.

Arkadaşlarımızdan Ömer Naci hariç, Lazistan şubesine yakın olanlar İran’a gönderilmiştir. Naci, Kafkasya, Azerbaycan, Rusya ve İran Türkleri ile rabıtalar temin ediyor. Faaliyeti Erzurum havalisine kadar uzuyor. Her ne kadar bu gibi azim teşebbüsler için bütçemiz müsait değilse de yine fedakarlık yapmaktan geri duramıyoruz. Çünkü memleketin en faal ahalisiyle meskun olan bir kıtasını kendi haline terketmek tabii büyük bir kusur olurdu. Trabzon, Erzurum, Erzincan, Kafkasya ve İran’da bildiğiniz ve emniyet ettiğiniz zevat varsa tavsiye vermenizi rica ederiz”

Yorum Yap »

You must be logged in to post a comment.

error: Content is protected !!