Terzi Cemal Kod Ali Ömürcan’ın İnfazı

Terzi Cemal Kod Adlı İnfazcı Ali Ömürcan’da Öcalan’ın Emriyle İnfaz Edildi.

17 PKKlı militan Vejin ajanı suçlamasıyla Terzi Cemal infaz etti. İnfaz eden Terzi Cemal’i de “ulu önderi” Abdullah Öcalan “Türk ajanı” suçlamasıyla ortadan kaldırdı. 15 yıl PKK saflarında mücadele eden örgütün kasabı Öcalan’ın emriyle bir çok muhalifi korkunç işkencelerle ortadan kaldıran Terzi Cemal’in sonu da bütün örgütlerde olduğu gibi görevi sona erdikten sonra ya “Türk ajanı” ya da “işbirlikçi hain” suçlamasıyla ortadan kaldırılmak oldu.

Terzi Cemal kod adlı Ali Ömürcan’ın ortadan kaldırılmasıyla ilgili olarak en geniş ve detaylı bilgiyi Selim Çürükkaya biliyor. Çürükkaya PKK’dan ayrıldıktan sonra yazmış olduğu “Apo’nun Ayetleri” adlı kitapta bu konuyla ilgili şunları anlatıyor:

Bir ara Cemil Bayık beni çağırarak, Güney–Batı eyalet sorumlusu Terzi Cemal’in soruşturmaya alındığını, Güney–Batı’da 17 arkadaşı kurşuna dizdiğini, bu dokümanların tümünü inceleyerek Terzi Cemal’le ilgili bir kitap yazmamı istedi. Bunun aynı zamanda önderliğin bir talimatı olduğunu vurguladı. Bende “Tamam yazarım” dedim. Böylece Diyarbakır’la ilgili kitabı biraz geciktirip kaçma olanaklarını araştıracaktım.

Cemil Bayık, Terzi Cemal’le ilgili yazacağım kitap için, ulu önderimizin talimatını verirken, Terzi Cemal’in 1974’ten beri ajan olduğunu, Halkın Kurtuluşu grubundan iki kişiyi Antep’te polise öldürttükten, bu grubu tasfiye ettikten sonra bize geçtiğini o günden bu güne kadar polis, Hüseyin Yıldırım Kesire ile birlikte çalıştığını ve bilinçli bir ajan olduğunu söylüyordu.

Bende kitabı yazarken böyle yazmak, mevcut belgeleri bu talimatı doğrulayacak biçimde değerlendirecektim. Bir gün sonra Terzi Cemal’le ilgili dokümanlar getirildi. İncelediğimde 300 sayfadan fazlaydı. Bir bölümü Güney–Batı’da soruşturmaya aldığı kişilerin ifadeleriydi, bir bölümü de kendisinin işkence altında verdiği ifadeleriydi. Birkaç gün bunları okuyarak bana gerekli olan bölümlerin altını kırmızı kalemle işaretledim. Ayrıca kendisiyle birlikte getirdiği kasetleri dinledim ve izledim. Dokümanların tümünün içindeki bilgileri öğrenince Kürt halkının büyük bir felaketle karşı karşıya olduğunu daha derinlemesine kavradım.

On beş gün içerisinde kaçma fırsatı bulamadığımdan Terzi Cemal’le ilgili 160 sayfa tutan kitabı yazdım. 84 sayfasını daktiloya çektirdim ama bana verilen perspektifler ve çok iyi bildiğim resmi ideoloji doğrultusunda yazdım. Aynı belgelerden, benim vardığım sonuçlarla, resmi ideolojinin vardığı sonuç zıtlık arz ediyordu. Kendi görüşlerimi ve vardığım sonuçları yazamadım.

Fakat burada, Güney–Batı eyaletinde (Maraş, Antep, Adıyaman, Malatya) yaşanan felaketi objektif olarak aktarmayı tarihi bir sorumluluk olarak görüyorum:

Terzi Cemal olarak bilinen Ali Ömürcan,

1977’lerde Kürdistan’ın Antep şehrinde henüz bir grup aşamasında olan “Kürdistan devrimcileri” grubuna katılmıştı. Süre içerisinde ailesinin diğer fertlerini de etkileyerek mücadelenin sempatizanları haline getirdi.12 Eylül öncesi Antep şehrinde sorumluluk düzeyinde önemli görevler üstlendi.

12 Eylül darbesinden sonra örgüt kanalıyla Suriye Kürdistan’ına geçti. Bu ara bir bacısı örgüt içinde görevliyken tutuklanarak Antep cezaevine konuldu. Uzun süre Suriye Kürdistan’ında örgüt faaliyetlerini yürüten Terzi Cemal, Mahsum Korkmaz akademisinde yapılan kongre ve konferanslara katıldı. İkinci kongreden sonra görevli olarak İran Kürdistan’ına gitti. Burada uzun süre kaldıktan sonra bir müddet Hakkari bölgesinde, bir müddette Bingöl, Diyarbakır ve Dersim bölgelerinde sorumlu düzey de faaliyet yürüttü.

1986’da Mahsum Korkmaz Akademisinde toplanan üçüncü kongrenin divanında yer aldı, kongreden sonra akademide koordinatör olarak görevlendirildi. Bu görevini sürdürürken, akademi öğrencilerine, “Burada sorumlu benim, benim sözüm geçerli” dediğinden veya bu sözü sık sık kullandığından ulu önderimiz tarafından “ajandır” gerekçesiyle tutuklandı. On ay süren uygulamasında resmi ideoloji doğrultusunda kendisine yazdırılan özeleştiride: “Ben kişiliğimde faşizmi yaşıyorum yani ben faşistim!” dedirtildiği gibi, Hakkari ve Amed eyaletindeki pratiğin büyük suçlusu haline getirildi. Ulu önderimiz, “Terzi Cemal kişiliği” adı altında uzun değerlendirmeler yaptı ve bu değerlendirmeler sonucunda Terzi Cemal İdam cezasına çarptırıldı. Daha önce kardeşi Mustafa Ömürcan da yine ulu önderimizin onayı ile kurşuna dizilmişti. Terzi Cemal durumu biliyordu. (Mustafa Ömürcan 1990’da yapılan dördüncü kongrede ulu önderimizin talimatı ile aklanarak itibarı iade edildi!) Terzi Cemal’in tutukluluğu sürerken aleyhinde yapılan değerlendirmelerle gerillada ve yurtsever çevresi içinde mahkum edildikten sonra, ulu önderimizin yüce adalet duygusundan dolayı affedildi. Eski bir eleman olduğu, kendi çevresinde sevildiği ve kamuoyunda yeterince tanındığı için af sonrası akademide daha da aşağılandıktan sonra, ulu önderimiz tarafından Güney–Batı eyaletine koordinatör olarak atandı.

Burada on beş yıl en zor koşullarda halkı için mücadele eden bir insan; önce tutuklanıyor, on ay uygulamada tutuluyor “Ben kişiliğimde faşizmi yaşıyorum, ben faşistim” demeyi kendisine kabul ettiriliyor, aşağılatılıyor, çok vahşi işkencelere maruz kalıyor, idam cezasına çarptırılıyor sonra af edilerek tam bağlanmak için Güney–Batı eyaletine koordinatör olarak görevlendiriliyor. Mantıki olarak bu uygulama Terzi Cemal’in Harpagoslaşmasını sağlıyor. Terzi Cemal koordinatör olarak Güney–Batı’ya gittiği zaman “Oğlunun etini yemişti” Astyages’e ihanet etmeye yakın hale gelmişti.

Ulu önderimiz Terzi Cemal’i tam olarak tasfiye etmeyi kafasına koymuştur. İlk iş olarak onu koordinatör yapıyor, ardından dördüncü kongreye gönderilmediği gibi görevden alınarak Antep cezaevi itirafçısı Ömer’in denetimine veriliyor.

Ömer, cezaevinde hiçbir direnişe katılmadığı gibi itiraf yapmış, tahliye olunca askere gitmiş, kendi soruşturma ifadesine göre, askerde istihbarat teşkilatıyla ilişkiye geçerek özel olarak yetiştirilmiş, askerliği bitince mit bağlantılı akademiye gelmiş, burada ulu önderimizin gözüne girerek dördüncü kongreye gönderilmiş, belki de sık sık “bıjı serok Apo” dediği için tekrar akademiye çağrılmış, akademi yönetiminin soruşturma komisyonunda görevlendirilmiş, M. Şener’in ajan olduğunu iddia eden broşürün hazırlayıcıları içinde yer almış, buradan koordinatör olarak Güney–Batı’ya Terzi Cemal’in yerine atanmıştır.

Buraya kadar Terzi Cemal’in Türk ajanı olduğunu gösteren resmi ideolojinin demagojisi dışında hiç bir kanıt yoktur. Bundan sonraki gelişmeleri aşağıdaki gibi kabul etsek bile yanıtlanması gereken sorular kafaları kurcalayacaktır. Ve bu soruların yanıtları da Terzi Cemal’in “Türk ajanı!” olmadığını kanıtlayacak cinstendir.

Ömer göreve başladıktan sonra Terzi Cemal’in kısa bir süre içinde Ömer’in ajan olduğunu ve Türk ordusuyla ilişkisini sürdürdüğünü öğrendiğini ve daha sonra Ömer’le birlikte çalıştığını varsayalım.

Eldeki bilgi ve belgelerden anlaşılıyor ki 1992 yılında Güney–Batı eyaletinde göstermelik bazı taciz eylemleri dışında düşmana darbe vuran tek bir eylem gelişmiyor. Ama 1992 yılında pusuya düşürülüp katledilen gerilla sayısı yüzü aşıyor. Gerillaya yardımcı olan taraftarların isimleri Türk ordusuna veriliyor. Binlerce kişi tutuklanıp işkencelerden geçiriliyor. Çok sayıda yurtsever katlediliyor veya bu bölgelerden sürülüyor.

Yine eldeki bilgilere göre Terzi Cemal ile Ömer 1992’nin sonunda bölgede kalan gerillanın tümünün yok edilmesi için kendi aralarında söyle bir plan hazırlıyorlar. Bu plana göre Terzi Cemal’in tekrar koordinatör olması için Ulu Önderimize bir öneri yapılacak. Öneri kabul edildikten sonra gerilla kış eğitimine alınarak bitirilecek.

Düşünülen gerçekleştiriliyor. Terzi Cemal koordinatörlüğe atanınca elli beş kişilik gerilla grubu Engizek dağlarında kış eğitimine alınıyor. Terzi Cemal, Ulu Önderimizin ayetlerini temel alarak eğitimi vermeye başlıyor. Eğitim anında PKK–Vejin ve Mehmet Şener olayı üzerinde duruyor. Ulu Önderimizi övüp göklere çıkarırken PKK–Vejin’i yerden yere vuruyor ve örgütün TC, emperyalizm, Talabani, Barzani ile birlikte çalıştığını, hareketin ve gerillanın saflarına sızarak “Önderlik Çizgisi”ni boşa çıkarmak istediğini vurguluyor. Bütün gerilla yapısını buna inandırıyor.

Gerçekte ise böyle bir örgütün gerilla içinde çalışması, çabası yoktur. Mehmet Şener, Ulu Önderimize karşı gelince, Ulu Önderimiz resmi ideolojiyi harekete geçirdi. Korku histerisiyle PKK–Vejin ve Şener’i o kadar büyüttü ki, ABD onun arkasında, İsveç hatta Avrupa devletlerinin tümü, TKP’den dolayı Rusya, Turgut Özal, Celal Talabani, Mesut Barzani PKK–Vejin ile birlikte Ulu Önderimizin çizgisini boşa çıkarmak için çalışıyorlardı. Bütün kulları buna inandırdı. Konuyla ilgili yüzlerce ayet indirdi. Halbuki zavallı Mehmet Şener öldürüldükten sonra kimse cezaevine bile sahip çıkamadı!

Ulu Önderimiz, kendisine karşı gelişen muhalefetten, öcüden korkar gibi kokuyor. Bu korkusunu ayetleriyle bütün kullarına bulaştırıyor. Korkuyla şartlandırılan kullar düşünme yetilerini kaybediyorlar. Terzi Cemal ve Ömer bu durumu biliyorlar. Ve gerilla yapısını bu zayıf noktadan yakalıyorlar. Terzi Cemal eğitim verirken tıpkı Ulu Önderimiz gibi konuşur. Önce PKK–Vejin’in ülke çapındaki faaliyetini anlatır, ardından genel için söylediklerini Güney–Batı eyaletine indirgedikten sonra “Bir yıl içinde yüzden fazla arkadaşımız pusularda şehit düştü. Biz bunu tesadüfi olaylar olmadığını biliyoruz. Önderlik de biliyor. Yine bu süre zarfında devlete karşı ciddi bir eylem yapılmadı. Planlanan eylemlerin boşa çıkarılmadığını da biliyoruz. Kişilik sorunuymuş, objektif ajanlıkmış. İslerin bunlardan kaynaklandığını da biliyoruz. Aramızda Vejinciler var. Burada “Önderlik Çizgisi”ni boşa çıkaran, eylem yaptırmayan, arkadaşları pusularda katlettiren, yurtseverleri tutuklatıp katlettiren bunlardır. Bunu da biliyoruz . “diyor ve parmağıyla Ömer’i işaret ettikten sonra “İşte birisi budur” diyerek Ömer’i tutuklattırıyor.

Üç günlük bir soruşturmadan sonra Ömer her şeyi itiraf edeceğini kabul ediyor. Terzi Cemal elli beş kişilik gerilla grubunu bir çadıra topluyor. Ömer’i suçlu olarak gerillanın karşısına dikiyor. Ses alma cihazları çadıra getirilince kendisi de savcı pozisyonunda Ömer’in sorgusunu yapıyor. Ömer sorgusunda dördüncü kongrede Mehmet Şener’le konuştuğunu, Şener tarafından PKK–Vejin’in merkezine atandığını, Aslında Türk ordusunda albay rütbesiyle görevli olduğunu, yüzden fazla gerillanın kendileri tarafından verilen bilgiler sonucu pusularda öldürüldüğünü amaçlarının Apo’nun çizgisini boşa çıkarmak olduğunu söyleyince Terzi Cemal Ömer’e sorular yöneltiyor “Söyle bakalım, seninle birlikte kimler var?” diyor. Ömer önce söylemek istemiyor, tekrar soruşturmaya alınma tehditleri yapılınca ard arda kırk iki gerillanın adini sayıyor. “Bunlarla birlikte çalıştım. Hepimiz PKK–Vejin’in üyesiyiz. Ayni zamanda Türk ordusunda albay ve yüzbaşı rütbeleriyle görevliyiz. Amacımız Apo’nun çizgisini tasfiye ederek, Apo’ya bağlı elemanları yok etmek, PKK–Vejin’i güçlendirmektir. “ diyor.

Ömer’in bu açıklamalarına karşı konuşan Terzi Cemal “Aslında “Önderlik” bu durumu çoktan fark etmişti. Fakat biz yetersizliklerimizden dolayı tedbirleri alamadık. “diyor. Ulu Önderimizi överek Ömer’in ve ismi verilen kişilerin ajan olduklarını diğer gerillalara inandırıyor. Ve hemen ardından Ömer tarafından adi verilen ve ayni çadırda bulunan on yedi gerilla PKK–Vejinci ve Türk ajanı olarak tutuklanıyorlar. Tutuklananlar çırılçıplak soyundurulup bir çadıra konulunca işkenceler başlıyor.

İkisi bayan, on beşi erkek; dördü Güneyli, on üçü Kuzeyli, yaşları on sekiz ile yirmi yedi arasında değişen bu gençler kendi arkadaşlarının kurbanı olacaklarını biliyorlar artık.

Engizek dağlarında bir metre kar var. Bu dağlar bir vahşete tanık olacak biraz sonra. Terzi Cemal’in görevlendirdiği beş Kişilik soruşturma ekibi soruşturmaya alınanların ellerini ayaklarını bağlıyor, yere yığıyor, meşe ağaçlarının sopalarıyla işkence yapmaya başlıyorlar. İşkence görenler “Biji Serok Apo, kahrolsun Vejin!” sloganını atıp direnince bazılarının erkeklik organları ve testisleri bıçakla kesiliyor. Ateşte kızartılan kızgın demir sisler böğürlerine sokuluyor. Yarım saat kara gömüldükten sonra, yarim saat ateşin yanında tutuluyorlar. Bu işkenceler günlerce sürerken işkence yapanlar “Kahrolsun Vejin, Biji Serok Apo!” diye slogan atarken, işkence görenler de “Biji Serok Apo, kahrolsun Vejin!” diye bağırıyorlar.

On yedi Kürt genci, on yedi gerilla Engizeklerin karlı dağlarında böyle katlediliyor ve cesetleri gömülmeden kurda kusa yem ediliyor!

Bu dramda saklı olan korkunç bir gerçek vardır. Bu gerçeğin kavranmasını istiyorum. Ulu Önderimiz, kendi diktatörlüğüne karşı olmayan muhalefetten bile korkuyor. Çok basit bir muhalefeti öylesine büyütüyor, kullarını öylesine inandırıyor ki birilerinin basit bir taktiği ile bir eyaletteki gerillanın yarısı katil, yarısı kurban olarak birbirini bitiriyor. Ulu Önderimiz gölgesinden bile artık korkuyor. Bu korkusunu kendisine bağlı herkese bulaştırıyor. Ve bu korkuyu yaşayanlar arkadaşlarının, yoldaşlarının katili oluyor.

Yine eldeki bilgilere göre Terzi Cemal Engizeklerde on yedi gerillayı katlettikten sonra başka bir dağda konumlanmış diğer gerillaları öldürmek için timler çıkarıyor. Ömer’i’ de “Önderlik için çok gereklidir.” gerekçesiyle muhafazaya alıyor. Bu ara Ulu Önderimizle bir telsiz görüşmesi yapılıyor. Durumu detaylı olarak öğrenen Ulu Önderimiz Terzi Cemal’e “Büyük bir iş başardın. Diğerlerini şimdilik öldürme. Ömer’i muhafızların denetiminde acil olarak buraya getir. Sağ istiyorum. Bir şey olursa hesap sorarım.” diyor.

Terzi Cemal dört muhafızla birlikte Ömer’i de yanına alarak Şam’a doğru yola çıkıyor. Yolda nöbetçinin uyumasından dolayı Ömer kaçıyor ve Türk ordusuna sığınarak bölgede operasyonları hızlandırıyor. Terzi Cemal, sorgu kasetleri ve bütün belgelerle Ulu Önderimizin yanına geliyor. Bir müddet sonra Şam’dan alınarak Bar Elias’a getiriliyor. Burada Engizek dağlarındaki işkence yöntemleriyle öldürülüp bir çukura gömülüyor.

Şimdi soruyorum, olayın gelişmesini böyle olduğunu kabul edersek;

Ömer ilk itirafını yaptığı zaman, henüz kimse öldürülmeden, Terzi Cemal durumu telsizle Ulu Önderimize aktarmıştır. Bunun kanıtı ben Halep’teyken kendisiyle yaptığım bir telefon görüşmesinde bana “Güney–Batı’da Vejin adına çalışan önemli bir ajan ele geçmiş senin ve birçok kişi hakkında ifade veriyor. Kendine dikkat et.” demişti. Bu konuşmadan Terzi Cemal’in Ulu Önderimize aktardığı bilgilerle onu inandırdığını düşünüyorum. Nitekim bu bilgiler sonucu Lübnan sorumlusuna talimat verilerek Ömer’in ifadesinde Vejinci olarak geçen Kani Yılmaz hakkında araştırmalar yapılmıştı. Kani Yılmaz’ın Vejinci’liğinden kuşkulanan ve hakkında araştırma yaptıran Ulu Önderimizin Engizek dağlarında soruşturmaya alınanlardan kuşkulanmamasını düşünebilir miyiz?

Ulu Önderimizin bütün “Çözümleme”lerinde, bütün telsiz konuşmalarında, bütün talimatlarında ve kongre kararlarında idam cezasının infazının Önderliğin onayı olmadan gerçekleştirilemez deniliyor. Ve Terzi Cemal de bunu herkesten çok iyi biliyor.

a–) Terzi Cemal buna rağmen değil on yedi kişiyi bir kişiyi öldürebilir mi?

b–) On yedi kişiyi öldürdükten sonra yanına muhafızlarını alarak Şam’a gelmesi nasıl yorumlanabilir?

Terzi Cemal’in neden kaçıp Türk ordusuna sığınmadığını, bu kadar çok kişiyi öldürdükten sonra neden ellerini kollarını sallayarak Ulu Önderimizin yanına geldiğini, sorguyu yapan da daha sonra sorgu ifadelerini ve bütün belgeleri inceleyen ben tarafından henüz anlaşılmış değildir.

Terzi Cemal neden geldi? Bu sorunun içinde aydınlığa çıkmamış önemli gerçekler vardır. Belki bu sorunun içindeki gerçekleri hiç bir zaman öğrenmeyeceğiz. Sorunun içindeki gizi Terzi Cemal biliyordu. Ortadan kaldırıldı! Gizi bilen Ulu Önderimizdir! O da anlatmıyor. Bu giz çözülürse belki de Suriye’nin Ömer bağlantısından dolayı Türkiye’nin halkımıza karşı hazırladığı ve tezgâhladığı korkunç bir komplo açığa çıkar.

Eğer Terzi Cemal ajandıysa bir eyaleti tasfiye ettikten sonra elini kolunu sallayıp Ulu Önderimizin yanına gitmesinin başka anlamı da su olabilir; “Apo, senin çizgini uyguladım, herkese komplo yaptım, neticede on yedi gerillayı öldürdüm, geri kalan gerillaları arkadaşlarının katili yaptım, halkı susturdum, bastırdım ve sana geldim. Senin çizgin Terzi Cemaller, Kör Cemaller, Hogirler, on yedi kurbanlar, katiller ve köleler yaratıyor. Ben senin elinde bir araç, “ney” neycinin elinde neyse , ben de senin elinde öyleydim. Beni sen yarattın, sen görevlendirdin, sen güç ve yetki verdin, sen söyledin, ben söylediklerini yaptım, sana güvendim ve geldim. Eğer öldürürsen beni, ikimizin yaptıkları anlaşılmasın diye öldüreceksin. Ama anlarlar, beni anlayacakları gibi seni de anlarlar. Hiç bir şey anlamasalar da senin korkun seni ele verir. Benim uyguladığım yöntemler her yerde açığa çıkıyor. Kurbanlar, katiller, Cemaller, kaçanlar, intihar edenler çoğalıyor. Bunlar seni ele veriyor, verecek. Ben intikamımı aldım. Ve bundan sonra Astyages yöntemlerin Harpagoslar yaratmaya devam edecektir.

Terzi Cemal’le ilgili kitabı bitirmeden kaçtım. Çünkü sorgucum Diyarbakır cezaeviyle ilgili kitabı yazmamı istiyor, talimatı dayatıyordu. Bu kitapla Diyarbakır cezaevinde direnen herkesi mahkum edecek ve ilerde katledilecek arkadaşlarımın idamı için bugünden iddianameleri görevi görecek kitabı yazacaktım. Arkadaşlarım, halkım ve tarih karşısında suçlu duruma düşmemek için kaçmam gerekiyordu ve kaçtım.54

 

Selim Çürükkaya anlatıyor: “1992 Yılında Apo’nun Emriyle 192 Gerilla Kurşuna Dizildi.”

Selim Çürükkaya PKK’nın 12 Eylül öncesi önde gelen militanlarındandı. Bir çok eylemde yer aldı. 12 Eylül darbesiyle tutuklandı. PKK Ana Davasından yargılandı. 11 Yıl cezaevinde yattı. 27 Nisan 1991’de Bartın Cezaevinden tahliye oldu. Örgütün yardımıyla yurtdışına çıktı. Yunanistan’daki Lavrion mülteci kampında kısa bir süre kaldı. PKK’nın Yunanistan sorumlularının yardımıyla çok özlediği lideri Öcalan’ın yanına koşmak için soluğu Haziran ayında Bekaa’da aldı. Burada 8 ay kaldıktan sonra Öcalan’ın emriyle Avrupa’ya çıktı. 1 yıl PKK’nın Avrupa örgütünün MK üyeliğini yaptı. Serxwebun, Berxwedan gazetelerinin koordinatörlüğünü yürüttü.

Yurtdışındaki PKK’nın yayın organlarında yazılar yazmakla kalmadı, Türkiye’de yayınlanan PKK çizgisindeki Yeni Ülke Gazetesine de kendi ismiyle makaleler yazdı. bu görevlerde bulunurken Avrupa’daki PKK kadroların arasında da sivrildi. PKK Avrupa örgütünün organize ettiği 19-20 Aralık 1992 tarihinde Almanya’nın Giessen kentinde Avrupa’nın çeşitli ülkelerinden seçilen 430 delegenin ve binin üzerinde izleyicinin katıldığı PKK çizgisindeki “Kürdistan Ulusal Meclisi” (KUM)’ne seçilen 15 kişiden biri oldu. Bu toplantıyı izleyen bir gazeteci Selim Çürükkaya ile bir roportaj yapmıştı. Özgür Gündem gazetesinde yayınlanan bu ropörtajda gazeteci İrfan Cürre “Selim Çürükkaya’ya geleceğin başbakanı gözüyle bakılıyor” demişti. Bu haber ve ropörtajda yer alan ifadeler Öcalan’ın tepkisine sebep olacaktı. Öcalan Çürükkaya’yı 1993 yılının Mayıs ayında Bekaa’daki üssüne çağırdı. Kendisinden acil olarak PKK içinde önemli unsurlardan biri olan Terzi Cemal olayını kitap haline getirmesini istedi. Kitap yazması için de ona belli bir süre verdi. Aslında Öcalan Çürükkaya’yı bilerek yanına çağırmıştı. Onu Bekaa’da ya pasifize edecek, yada diğer muhaliflerine yaptığı gibi yine bir hain damgası vuracak ve infaz ettirecekti.

Çürükkaya Öcalan tarafından kendisine verilen talimatları yerine getirmek istemedi. Bunun üzerine Öcalan’ın emriyle 2 ay kampta gözaltına alındı Öcalan’ın emriyle örgüt kampındaki bütün PKK militanlarına da onun Mehmet Şener gibi bir hain olduğu açıklandı. Selim Çürükkaya da ölüm korkusunu ensesinde hissederek kamptan kaçmanın planlarını yapar. Bunda da bir mucize eseri başarılı olur.

Önce Beyrut, ardından Almanya’ya sığınır. Burada da Alman istihbaratının ve PKK muhalifi Kürt grupların yardımıyla yıllardır PKK’nın infaz timlerinden kurtulmaya çalışıyor. Çürükkaya PKK’dan kaçışından sonra yaşadıklarını “Aponun Ayetleri” adlı kitabında anlatır. Burada tabiri caizse günah çıkartır. Yıllarca Öcalan’ı ilahlaştıran ve PKK’yı yücelte çürükkkaya Bekaa’daki kampta ve daha sonraki Avrupa’daki çalışmalarında Apo’nun ve PKK’nın iç yüzünü görünce bu kitabı yazarak pişmanlığını ortaya koyuyordu. Çürükkaya sadece Aponun Ayetleri adlı kitapta değil, Avrupa’daki bir çok toplantılarda ve gazetecilerle yapmış olduğu ropörtajlarda da “Apo’yu diktatörlükle, PKK’yı da katiller çetesi” olarak anlatıyordu.

Çürükkaya’nın ropörtaj yaptığı kişilerden biri de Milliyet Gazetesi muhabiri Ali Haydar Yurtsever’di. 14-17 Eylül 1994 tarihleri arasında Milliyet gazetesinde “Selim Çürükkaya ile ropörtaj” başlığıyla yayınlanan yazı dizisinde Çürükkaya Ali Haydar Yurtsever’e şunları anlatıyordu:

Apo’nun ateşkesi bir oyundu, Köy basana ödül, PKK yok Apo’nun diktatörlüğü var, HEP’i Apo bitirdi, Kemal Burkay kitle desteği almak için Apo’ya yanaştı, Apo, İdi Amin, Bokassa., Hitler veya Stalin’i aratmıyor. Apo’yu Suriye denetliyor, Apo’nun Saddam’la ilişkisi var, Apo bir sadisttir, Apo öldürdükçe, Kürtler öldürüldükçe Suriye’ye para akıyor, Kesire niçin susuyor, Büyük tasfiye, ispiyonculuk ağı, Palme Olayı, Yanlızca 1992 yılında Apo’nun emriyle 142 gerilla kurşuna dizildi, yüzlerce kişi intihar etti, yüzlerce kişi kaçarak Avrupa’ya sığındı. (Bu başlıklar altında öldürülen ileri unsurlar sıralanıyor.) Mustafa Karasu, A. Haydar Kaytan, Duran Kalkan, Selahattin Erdem, Selahattin Çelik, şimdi Apo’nun yanındalar ama siyasi birer ölüdürler. Hiç bir etkileri yok. Halil Ataç ve Cemil Bayık Apo’ya lazım birer damga memurudurlar.

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: