TİP’de Aybar’a Karşı Aren–Boran Muhalefeti

TİP’de Aybar’a Karşı Aren–Boran Muhalefeti

Aybar’ın parti yöneticilerine ve parti kadrolarına yapmış olduğu konuşmalarda, Stalin’i eleştiren sadece Marks’la Lenin’le yetinmemelerini, Proudhon gibi başka sosyalist yazarları da okumalarını tavsiye etmesi, parti içindeki Ortodoks Marksistler tarafından bilimsel sosyalizmden sapma olarak eleştirilecekti. Başını Sadun Aren’in, Behice Boran’ın, Nihat Sargın’ın çektiği üst düzey yöneticiler Aybar’la yaptıkları görüşmelerde kendisinden farklı düşündüklerini, partiyi bağlayıcı açıklamalar yapmamasını söylüyorlardı. Daha açık ifadeyle Aybar’la sosyalizme ve Sovyetler’e bakışta taban tabana zıt görüşlere sahiptiler. Partinin 16 Ekim 1968 günü toplanan MYK toplantısında Behice Boran, Nihat Sargın, Şaban Erik, Milletullah Haydaroğlu ve Sadun Aren imzalı 5’li bir önergeyle Mehmet Ali Aybar’a bayrak açılıyordu. Önerge sahipleri partide baş gösteren huzursuzluğun kaynağı olarak parti lideri Mehmet Ali Aybar’ı gösteriyorlardı. Aybar önerge sahiplerine göre “kişisel açıklamalarıyla tüzük ve programın dışına çıkmıştı”. Bu önergede genel başkanları Aybar’ın ileri sürdüğü görüşlerin partiyi bağlamadığını ve genel başkan Aybar’ın bir genelgeyle bunu teşkilata açıklamasını istiyorlardı.

Mehmet Ali Aybar GYK toplantısında önergeye sert tepki göstermişti. 5’li önergeyi “komplo” olarak nitelendirmişti. Aybar’la birlikte partideki bir çok doğulu üyeler ve sendikacılar da 5’li önergeye karşı çıkarak Aybar’ın yanında yer aldılar. Aybar önerge sahiplerinden en çok Behice Boran’a tepkiliydi. 20 yıllık aile dostu, partiye soktuğu, birlikte MDD’cilere karşı çetin mücadele verdiği Boran’ın hem de çok yakinen tanıdığı bir arkadaşı dostu ve partisinin de lideri bir kişiye “Aybar artık sosyalist değildir. Yaptığı konuşmalarda partiyi sosyalist çizgiden çıkarmaktadır ve kişisel yönetim uygulamaktadır” önergesine imza atması Aybar’ı yıkmıştı. Aybar 5 imzalı önergede kendisine yönelik suçlamalara şöyle cevap veriyordu:

Önerge okunurken düşünüyordum hangi konuşmam tüzük, program ve Malatya kongresinin kararına ters düşmüştür diye. Yoktu böyle bir şey. Aslında olamazdı da. Çünkü TİP’in sosyalizm çizgisini ben saptamıştım. Buna karşı çıkmam kendi düşünce ve inançlarıma ters düşmek olurdu. Önergeyi sunanlarda bilirlerdi ki, partimizin sosyalizm anlayışını belirleyen ilkeler, ben partiye girdikten hemen sonra hazırlanan, yeni tüzüğün 2.–3. ve 53. maddelerinde yer almaktadır. Ve bu maddeler benim tarafımdan kaleme alınmıştır. Bunu her partili gibi onlar da bilirdi. Ayrıca programın, bu ilkelerle yakından ilgili bölümlerini de, gene benim yazdığımı bilirlerdi. Bir oyun tezgahlanıyordu. Tezgahlayanlar da benim arkadaşlarımdı. Behice 1947’den beri tanıdığım, güvendiğim bir dosttu. Bu komployu hazırlayanlar, her gün, mecliste ve partide beraber olduğum, birlikte çalıştığım insanlardı. Şaban Erik, merkez komitesi toplantısından bir gün önce benimle İzmit’e gelmişti. Partinin arabasını kullanmıştı. Yani saatlerce baş başa konuşmuştuk. Konumuz partiydi. Ama hiç renk vermemişti.

Evet, tüzüğe, programa ve Malatya Kongresi kararına aykırı konuşmalar yapmak ve kişisel yönetime yönelmekle suçlanıyordum. Ve dostum Behice de bunlar arasındaydı. Yeni yayınlanan kitabında Türkiye’ye özgü sosyalizm deyimini kullanan; sosyalizmimizin neden bize özgü olduğunu uzun uzun açıklayan, o değil miydi? Çekoslovakya’nın işgali üzerine, sadece işgal olayını değil, Sovyetler Birliği’nde uygulanan rejimi ağır bir dille suçlayan, “Bu çeşit rejimler, XX. Yüzyılın ikinci yarısında sürüp gidemezdi..” diyen o değil miydi? Şimdi karşımda oturmuş, kılı kıpırdamadan okunan önergeyi dinliyordu. Ben de dinliyordum. Merkez komitesinin öteki üyeleri de.[1]

Aybar bu gelişmeler üzerine 10 gün sonra 26 Ekim 1968’de olağan üstü olarak GYK’yı toplantıya çağırdı. Aybar bu toplantıda MYK’deki önerge sahibi 5 üyenin kendisinin çalışmalarını engellediklerini söyledi. 4 gün süren toplantılarda her iki grup arasında da ciddi tartışmalar yaşandı. GYK anlaşmazlıklara bir çözüm getirmedi. Kapışma 9 Kasım’da toplanacak olan 3. Büyük Kongre’ye ertelendi.

9–12 Kasım 1968’de Ankara’da Selim Sırrı Tarcan Spor Salonu’nda yapılan 3. Büyük Kongre’de Aybar, parti içinde kendisine karşı bir hizip hareketinin oluştuğunu söyledi. Buna karşılık önerge sahipleri de Aybar’ın sosyalizmden ayrıldığını ve ayrıca tüzüğe aykırı olarak parti içinde kişisel yönetim kurmak istediğini belirtmeye çalıştılar.[2]

3. Büyük Kongre’de Aybar, seçim düzeyinde başarıyla çıkmıştı. Bu kongrede de kendine özgü sosyalizm görüşünü örtülü bir biçimde de olsa ifade etmişti.

3. Kongre’ye, parti genel merkezine muhalif MDD’ci muhalefetin dışında “Üçüncü Yol” olarak kendilerini nitelendiren, ANT Dergisi etrafında toplanan Doğan Özgüden ve Prof. Dr. İdris Küçükömer’le birlikte hareket eden bir grup da kongrede ortaya çıkmıştı. 3 Ocak 1967 tarihinde yayın hayatına başlayan ANT, önceleri TİP’in sesini duyurmak amacına yönelmiş ve partinin görüşünde olanlara sayfalarını açık tutmuştu. Doğan Özgüden tarafından çıkartılan haftalık ANT dergisinde “Üçüncü Yol”cular olarak TİP içerisinde kendilerine özgü tezler geliştiren bu çevre parti içerisinde çok etkili ve güçlü bir grup değildi. Bunlar parti, tüzük ve programını yeterli bulmayan yenilikçi bir anlayışı savunuyorlardı. MDD grubuna karşı genelde Aybar’a daha yakın çizgideydiler. Bu kongrede de görüşlerini İdris Küçükömer vasıtasıyla seslendirmişlerdi.



[1] Aybar, “a.g.e.”, Cilt 3, s. 124–125.

[2] Aren, “a.g.e.”, s. 130.

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: