Tunceli köylerinde Apocular (PKK)–Tekoşin çatışması

Tunceli köylerinde Apocular (PKK)–Tekoşin çatışması

Apocular Tekoşin çatışması Eylül 1979 yılında Tunceli’nin köylerine de sıçrayacaktı. İki örgüt taraftarları kırsal kesimde birbirleriyle silahlı çatışmaya girdiler. Tunceli köylerindeki çatışma 1 Ekim 1979 tarihli Aydınlık gazetesinde şöyle yayınlanmıştı:

 

Son zamanlarda Tunceli’de dağılmaya başlayan ve kırsal kesimlere çekilen “Apocu” adındaki örgüt mensupları, şimdi de bu bölgelerde kargaşalık çıkarmaya başladılar. Önceki gün öğle saatlerine doğru Tunceli Röşnek Köyü yakınlarında Tekoşincilerle Apocular arasında silahlı çatışma çıktı. Saatlerce süren silahlı çatışmada Haydar Alparslan adlı bir Apocu, ağır bir şekilde yaralanarak önce Tunceli Devlet Hastanesine daha sonra Elazığ Devlet Hastanesine kaldırıldı. Edinilen bilgilere göre olay, Röşnek Köyü yakınlarında iki grubun aniden birbirleriyle karşılaşmaları üzerine meydana geldi. Sıkıyönetim yetkililerinin olaya el koyduğu öğrenildi.

Hatırlanacağı üzere Tekoşinciler adlı grup daha önce Apocular’la ilgili çeşitli bildiriler dağıtarak bu cinayet şebekesinin çeşitli faaliyetlerini açıklamış, bunun üzerine Apocular bu gruba savaş ilan etmişti. İki grup arasında Tunceli’de ilk çatışma yine geçtiğimiz günlerde Tunceli Haceli Köyünde meydana gelmiş ve saatlerce sürmüştü. Röşnek Köyü yakınlarında meydana gelen silahlı çatışma ile birlikte Apocuların bugüne kadar Tunceli’de yarattıkları silahlı köy çatışmalarının sayısı böylelikle 6’ya yükseldi.

 

PKK lideri Öcalan: “Tekoşin ajan provokatör bir harekettir. Beş Parçacılar’ın başka bir tezahürüdür”

PKK lideri Abdullah Öcalan Tekoşin hareketiyle olan çatışmaları ve Tekoşin hareketiyle ilgili değerlendirmelerini örgüt mensuplarına yönelik propaganda yayınında şöyle anlatıyor:

Tekoşin de aynı ajan provokatör oluşumun değişik bir varyasyonuydu. “Beş Parçacılar”ın dayattığı provokasyon başarılı olamayınca, hareketimizin karşına Tekoşin kliği çıkarıldı. Haki yoldaşın katledilmesinden sonra “Beş Parçacılar” teşhir olmuş ve bu nedenle fazla iş yapamaz duruma düşmüşlerdi. Haki yoldaşın katledilmesi olayının bir ucu da içimizde bulunan Mehmet Uzun’a dayanıyordu. Haki’nin olay yerine götürülmesinde bu adam vardı. Kendisi daha sonra Tekoşin içinde çalışmaya başladı. Haki yoldaş, o zaman Antep sorumlumuz ve en değerli militan arkadaşımızdı. Oldukça örgütleyici ve eylemciydi. Bu dönem olanaklarımızın çok kıt olduğu bir dönemdi. Bugün birçoğumuzun sahip olduğu olanaklar, o dönemde yoktu. Buna rağmen, sizin pratiğinize ve içinde bulunduğunuz duruma baktığımızda hayretler içinde kalıyoruz. Haki yoldaş, hamallık yaparak biraz para kazanıyordu. 20–30 kişilik eğitim grubunun gereksinimlerini bu parayla karşılıyordu. Bir gün kaldığı eve gittik. Yeni yapılmış betonarme bir evdi ve oldukça soğuktu; evin içi buz gibiydi. Çay ve zeytinle karnımızı doyurmuştuk. Şimdi çok zor hatırlanacaktır. Haki yoldaş, Antep’teki bu ilk gruplaşmayı tamamen hamallık yaparak oluşturdu. Gençlerden bir grup yarattı. Birkaç eylem yaptı. Düşmandan birkaç kişi vurdu. Antep’teki çalışmalar, iyi öncülük etti. Daha sonra sabotajlar gerçekleştirdi. Bunlar PKK’da ilk yapılan işlerdi. Antep alanında bu tür bir militan faaliyetini oldukça ileri götürmüştü.

MİT de o zaman bunun farkındaydı. Haki yoldaşı bu yüzden hedefledi. Onun hedeflenmesi son derece bilinçliydi. Düşman, bir “beş parçacı”yı Antep örgütümüzün içine sızdırarak, PKK’nın en militan temsilcisi olan Haki yoldaşı durdurmaya çalıştı. Başarıya ulaşması durumunda bunun ürününü de Tekoşin kaldıracaktı. Yoldaşımızın şehit düşmesinin ardından, bunlar önderliğin gittiğini ve mirasın kendilerine kaldığını söylüyorlardı. “PKK hareketinin gerçek yaratıcıları imha edilirse, öbürleri korkup uzaklaşır” diyorlardı. Zaten Haki’nin şehit düşmesinden sonra, geri kalanlardan birçoğu korkup kaçtı ve bizi epey uğraştırdı. Bazıları Tekoşin’e katıldı ve bize verdikleri zarar az olmadı. İyi anımsıyorum, o zaman bu hizbi tasfiye etmek için kendim Antep’e gittim. İçlerinde on yedi arkadaş vardı. Kendilerine göre önemli bir kesimini ele geçirmişlerdi. Aslında içlerinde çok dürüst ve dayanıklı arkadaşlar da vardı. Bazıları sömürgeciler tarafından idam cezasına çarptırıldı. Biz bunları kazandık. Hizbin bir iki elebaşısını tecrit ettik. Geriye kalanları yeniden saflarımıza çektik. Ama bunlar mantıki olarak kadroları birbirine düşürmüş ve kuşkulu hale getirmişlerdi. Onları iki kampa bölerek birbirine vurdurtmayı hedefliyorlardı.

Yine anımsadığım kadarıyla bir evde 17–18 dolayında kişinin katılımıyla bir toplantı yaptık. O zaman biri vardı, tam hatırlamıyorum, herhalde adı Ahmet’ti, hatta daha sonra vuruldu. Biz otururken, kendisi sözüm ona çalışıyordu. Bu hizip denetimimizden uzak olduğunda, işi yumuşak bir biçimde halletmek istiyordu. Daha sonra Baki provokatörü de bazı değerli arkadaşları tehlikeli bir konuma itiyordu. Baki’nin daha bilinçli provokatörlüğü, ailecilik eğilimi biçiminde gelişti. Ali Çetiner’in durumu da aynıydı. Almanya’da tutuklu arkadaşları ihbar eden Ali Çetiner’in 400 sayfalık itirafnamesi vardır. Şahin Dönmez kadar itiraflarda bulunmuştur. O zaman bu da vardı. Kendileri karşılıklı vuruşarak sorunu çözeceklerdi. “İki PKK”dan birisinin içinde Tekoşin bulunuyordu. Tekoşin henüz resmen ilan edilmemişti, ama çalışmaları vardı. Provokasyonu boşa çıkardık. Ama bu provokatörlere göre aslında birbirimizle vuruşmamız gerekiyordu. Karar alıyor ve bazı kişilerin vurulmasını istiyorlardı. Bunu önledik. Bunların hedef haline getirmek istediği kişiler arasından büyük direnişçiler çıktı. Örneğin biri Mahmut Aktaş arkadaştı. Hala cezaevindedir. Onu da bize tam düşman yapmışlardı. Bugün zindanlarda PKK adına direniş sergileyen arkadaşlardan biridir. Bu süreçte bu tip arkadaşları kazandık. Tekoşin daha sonra da çalışmalarını sürdürmekle birlikte, etkili olmadı. Bu tam bir provokasyon örgütüydü. Şefleri şu anda İsveç’te bulunan Seyfi Cengiz adlı biriydi.

Tekoşin, sömürgecilik konusundaki düşüncelerimizi olduğu gibi savunuyordu. Arkasında Türkiye solundan bir grup vardı, sözüm ona ondan kaynaklanıyordu. İlkel milliyetçilik, “Beş Parçacılar”ı ortaya çıkarırken, Kurtuluş denilen grup da bunlardan yararlanmaya çalışıyordu. Sanırım düşman da bu olayları izliyordu. Düşman, ilkel milliyetçilik ve sol maskeli gruplarla birlikte PKK’nın o dönemdeki gruplaşmasını sabote etmeye yönelik çabalar harcıyordu. Daha sonra bu adam çeşitli teoriler üretti. Zaza Kürtlerinin bir “ulus” olduklarını iddia etti. Alevistancılık vb. girişimlerin hepsine karıştı. Şimdi Londra’da yaşadığını duydum. Orada resmen PKK karşıtlığını örgütlemeye çalışıyor. aslında orada büyük bir potansiyel vardır. Son göçe zorlananlar önemli bir potansiyel oluşturuyor. Adam bunların arasında çalışıyor. Kürdistan açısından bir çabası bulunmamakla birlikte, aslında gereksiz birisidir. Dediğim gibi anti PKK’cı bir faaliyet yürütüyor. Aynı kişi, 1975 yılında ilkel milliyetçiliğin temsilcisinin sözlerine benzer bir biçimde, “Sömürgecilik tezleriyle Kürdistan’ın üzerine yürümek CIA’nin işidir” diyordu. Daha sonra sömürgecilik tezini bizden iyi savunmaya başladı. Kısacası Tekoşin görüşlerini bu unsur oluşturuyordu. Bir de Alaattin Kapan vardı. Haki yoldaşın katili olduğu için cezalandırıldı. Bunların Kürdistan’la hiçbir ilgisi yoktu. Bir günde birkaç görüş değiştirebilirlerdi. Kısacası Tekoşin pratiği bazı kayıplara yol açtı; uzun bir süre bizi uğraştırdı. Örneğin Antep’te zayıf kalınmasına ve birçok değerli kadronun savaş dışı kalmasına en azından neden oldu.

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: