Türkistan Şehri, Kazak Hanları ve Sonrası

Türkistan Şehri, Kazak Hanları ve Sonrası

Timur’un akıllı siyasetiyle, aralarında yerleşik ve göçer kültür farklılaşmasının olmasına rağmen aynı soydan gelen halklar bir arada tutulabilirken, daha sonraları Sırderya’nın kuzey ve güneyinin yoları ayrılır. Canıbek ve Kerey Sultanlar, Sırderya’nın kuzeyine geçerek buradaki Kazakları, teşkilatlandırmaya başlar. Bu yol ayrımı, daha sonraki yıllarda Kazak Hanlığının doğmasına yol açar.
Türkistan Şehri ve bölgesi bu kopuşun geçiş sathındadır. Şehrin 30 kilometre kuzeyindeki Karadağlar ile 35 kilometre güneyinde yer alan Sırderya arasında kalan bölge, yani Kazakların tabiri ile “Sır Boyu”, bu yerleşik ve göçer kültürün birlikte yaşandığı alandır. Kerey ve Canıbek Hanların kendilerine başkent olarak seçtikleri Sığınak Şehri de bu geçiş kültürünün yaşandığı Sır Boyu ile kuzeydeki bozkırlarda yaşayan göçer halde Kazaklar arasında tam bir geçiş noktasında bulunur. Sığınak Şehrinin bugünkü yeri Kızılorda Vilayetinin, Jangakorgan İlçesi, Tömenarık Köyüne 20 km mesafede bulunmaktadır. İşte daha sonra güneyde hüküm sürecek Şeybanilerin ilk Hanı, bu Sığınak Şehrinin kuşatması sırasında vefat eder.
Türk tarihi için çok önemli gördüğümüz bir hadiseyi de burada belirtmekte yarar var: 14. asırda Sığınak Şehrine giden Seyyah İbn Ruzbehan, “Sığınak halkı arasında Türkler, Kazaklar ve Karakalpaklar yaşamaktadır” diye bilgi veriyor. İbn Ruzbahan’ın bahsettiği Sığınak’ta yaşayan halklardan Karakalpaklar, Şeybanîlerle birlikte hareket ederek Sibirya’dan güneye inen gruplardan biri olmakla birlikte, daha sonra Şeybanîlerle ortak hareket yerine Kazaklarla beraber olmayı tercih etmişlerdir. Bu birliktelik Kazak Hanı Teuke Han döneminde “Altı Alaştan birisi” sayılacak kadar yakınlaşmıştır. Bugün dahi Kazak halkının kendisine en yakın hissettiği Türk halkları arasında Karakalpaklar ve Kırgızlar ilk sıraları alırlar. Sığınak’ta Türk olarak isimlendirilenler ise değişik Türk halklarından yerleşik hayata erken geçen halkın ortak ismidir.
Kazak kimliğinin meydana çıkışı da Özbeklerden farklı değildir. Nitekim “Kazak” sözünün esas anlamı “otorite tanımayan ve kendi başına buyruk” demektir. Nitekim, Sırderya’nın kuzeyinde Canıbek ve Kerey Sultanlarla başlayan hareketlenmenin ve bu harekete katılanların ilk adı “Özbek Kazakları” olmuştur ki; Kazakların, isyan ettikleri otoriteyi ve merkezi tarif için bu tanımlama yapılmıştır. Uzun yılların oluşturduğu yerleşiklik ve göçerlik kültür ayırımına da oturan bu hareket daha sonra kendi devletini ve ona tabii olan halkta kimliğini oluşturmuştur.
Türkistan Şehri, 17. asırdan başlayarak, Ulu Türkistan’da yeni ve önemli bu gelişmelerin merkezi olacaktır. Türkistan, bu tarihten itibaren Kazak Hanlarının başkenti olur ki; bu olay Türkistan’ın, Ahmet Yesevî ve Şeybanîlerden sonra Türk tarihine attığı üçüncü büyük imza olacaktır.
Türkistan’daki Kazak Hanlarının ilki Esim Han’dır (1598–1628). Esim Han, yaptığı hizmetlerle tanındı. Halk arasında söylenen, “Esim salgan (yaptığı) eski yol” sözü onun hizmetlerinin yaygınlığına işaret olsa gerek. Esim Handan sonra sırayla oğlu Cihangir (Jihanger), Batır Han tahta oturdular. Bunlardan sonra 1680 yılında başa geçen Teuke Han, Kazaklar arasında ilk kez kurduğu şura ile devlet hayatında yeni bir dönemi başlattı. Bugün dahi halk arasında yaygın olan “Altı Alaş” fikri bu dönemde kurumlaştı. Altı Alaş’ın içine;
1. Doğu Kazakistan’da yaşayan Kazak grupları; Ulu Cüz,
2. Orta Kazakistan’da yaşayan Kazak grupları Orta Cüz,
3. Batı Kazakistan’daki Kazaklar Kiçi (küçük) Cüz,
4. Kırgızlar,
5. Karakalpaklar, ve
6. Gıyat ve Katagan gibi gruplar yer aldı.
Bu grupların hepsi Teuke Han’a bağlıydılar ve bu döneminde Ulu Cüzü temsilen Töle Bi (bey), Orta Cüzü temsilen Kazıbek Bi, Kiçi Cüzü temsilen Ayteke Bi, Kırgızlardan Gogırım Bi, Karakalpaklardan Sasık Bi, Türkistan Şehrindeki şurada Hanın yanında yer aldılar. Bu dönem Kazak Hanlığının en parlak yılları oldu.
Kayıp Han, Bolat Hanlarla devam eden Kazakların bu birlik dönemi, Moğol grubu Jongarlara, 1723’de yenilmeleriyle son buldu. Doğu Kazakistan ve Ulu Cüz Jongarların elinde kaldı.
Bundan sonra Orta ve Kiçi cüzler ayrı ayrı Han tuttular. Teuke’nin torunu Sameke Han, 1726 yılında Orta Cüze Han oldu ve merkezi yine Türkistan Şehriydi.
Kiçi Cüze ise Ebul Hayır, Han oldu. Kiçi Cüz, Rusya’ya komşu olarak yaşıyordu. İşte Kazakların bu zayıf döneminde Kiçi Cüzün Hanı Ebul Hayır, 1731 yılında Ruslarla antlaşma imzalayarak onlara bağlılığını bildirdi.
Bu tarihten sonra Türkistan Şehri, bağımsız tek Kazak Hanlığının merkezi olmakla birlikte, bütün Kazakların Rusya’ya karşı verdikleri istiklal mücadelesinin de merkezi haline dönüşecektir. Sameke Handan sonra tahta, Abdulmemmet Han çıkar. Abdülmemmet Han kendi rızasıyla Hanlığı, 1739 yılında Abılay Hana bırakır.
Abılay Hanın Ruslara ve Moğollara karşı kazandığı zaferler, Kazaklar arasındaki itibarını iyice artırır. Abılay Han, bu mücadelesinde yalnızca Kazakların değil, Rus’un eline düşen diğer Türk halklarının da bağımsızlığını düşünebilecek kadar geniş görüşlü, millî şuuru sağlam büyük bir handı. Tarihçi Prof. Dr. Mehmet Saray Osmanlı Arşivinde yaptığı çalışmalarda Abılay Hanın Osmanlı Padişahına yazdığı mektuba rastlar. Mektupta Abılay Han, “Bizim kuzeyimizde Başkurt isimli, ehli sünnetten bir halk yaşamaktadır. Bunlar Rus’a esir düşmüşlerdir. Kazak Hanlığı ve Osmanlı İmparatorluğu güçlerimizi birleştirerek Başkurtları, Rus esaretinden kurtaralım” demektedir.
Bu belge dahi tek başına Abılay Hanın, ne kadar büyük bir siyaset güttüğünün yeterli ispatıdır.
Bu yüzdendir ki, bugün Kazaklar arasında Abılay adı, millî birliğin, istiklal ve hürriyetin bayrağını her zaman yüksekte tutmanın bir sembolüdür.
Abılay Han, verdiği büyük mücadele ve bu sayede artan itibarı ile 1771 yılında bütün Kazakların ortak hanı seçilir. Bütün Kazak boylarından gelen beyler, batırlar, kahramanlar kısacası, Kazak halkının ileri gelenleri, Türkistan Şehrinde toplanırlar. Yesevî Türbesinin Büyük Aksaray salonunda toplantı yaparlar. Bu toplantıda bütün temsilciler oy birliği ile Abılay’ı, bütün Kazakların Hanı ilan edip “Ak Otağa” oturturlar.
Abılay Han, 1781 de vefat ettikten sonra tahta Veli Han geçer ise de devri uzun sürmez ve Türkistan yeni maceralara doğru yol alır.
Türkistan, 1785 yılında, Buhara Hanı, Mir Şahmurat’ın eline geçer. Şahmurat’ta Türkistan’ı elinde çok tutamaz, Taşkent’te hüküm süren Yusuf Hoca, 1799 yılında Türkistan’a girer. Yusuf Hoca’nın vefatından sonra Türkistan, tekrar Buhara’ya bağlanır. 1819 yılı yazında Türkistan, Hokant Hanı Ömer’in eline geçer ve 12 Temmuz 1864’e kadar da Hokant idaresinde kalır. Ömer Hanın, Türkistan’ı aldıktan sonraki tavırları, o dönem ki devletlerin, Türkistan Şehrine neden bu kadar ilgi gösterdiklerinin de açıklaması gibidir.
Ömer Han, Hoca Ahmet Yesevî’yi ziyaret edeceğim diyerek, Türkistan’a öncü askerler gönderir. O dönemde Türkistan’ın başında Buhara Hanlığı’nın tayin ettiği, Kazak Töresi Tokay Töre bulunmaktadır. Ömer Han’ın askerleri, sabaha karşı uyuyan nöbetçileri esir edip şehrin kapısını açar ve Türkistan’ı halk uykudayken, savaşsız ele geçirirler. Tokay Töre, çocuklarıyla birlikte, bir fırsatını bulup Buhara’ya kaçar.
Bundan sonra Ömer Han, ordusuyla Türkistan’a gelip civardaki Kazakları da kendisine bağlar. Ömer Han Türkistan’da Yesevî Türbesinde bir müddet kalır ve 70 koyun kurban eder. Ömer Han ziyaretinden sonra Şihalbtal’ı, Türkistan idaresinden sorumlu yapıp Hokant’a döner.
Ömer Han, Hokant’a girince büyük şenlik yapılır; Han, halka gümüş akçeler dağıtır ve şehrin ileri gelenlerini toplayarak kendisini, “Emir ül Müslimin” ilan ettirir. Taç giyer ve yeni unvanıyla mühür yaptırır. Artık Cengiz Han ve Timurlularla kendisini eş tutmaktadır.
Türkistan Şehrinin hakimiyetini almakla, kendisine Emir ül Müslimin unvanı vermeye hak görebilen Ömer Hanın bu davranışı, bu şehrin ne derece önemli olduğunun da güzel bir izahı olsa gerek.
Buhara Hanlığı da, Türkistan’ın elinden gitmesini kolay kabullenmez ve Tokay Töre, Buhara’dan asker alıp tekrar Türkistan’a gelirse de başarılı olamaz. Bu başarısızlıklarının bedelini Buhara’da canıyla öder.
1821 yılında, Tentek Töre isimli Kazak Töresi Hokant’tan ayrılmak ister. Buna karşılık Ömer Han, Ebulkasım komutasında asker gönderir. Tentek Töre, 12 bin adam toplayarak Sayram’da, Ebulkasımı karşılar ama yenilir.
Türkistan, 1864 yılı tekrar Hokant’tan ayrılmak isterse de yine başarılı olamaz. Şehir aynı yıl, 12 Haziran 1864 yılında Rusların eline geçer. Bu arada Abılay Hanın torunlarından ve Kenesarı Hanın oğlu Sadık Töre de Türkistan’ın Rusların eline geçmemesi için adam toplayıp savaşa katılır.

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: