Van Hadisesi ve Ermenilerin Talepleri Karşısında Kafkaslardan İbret Dolu Bir Cevap

Van Hadisesi ve Ermenilerin Talepleri Karşısında Kafkaslardan İbret Dolu Bir Cevap

 

Bu dönemde yani, 23 Mart 1908’de Van havalisinde yeniden bir takım karışıklıklar zuhur etmişti. Ermeniler yeniden kıyam etmişlerdi. O mıntıkada yine Ermeniler Türkleri, Türkler de Ermenileri kesmişlerdi. Bunun üzerine, Ermeniler tarafından kongrede aktedilen kararlar hilafına yine büyük devletlere müracaatlar vaki olmuştu. Bir de Van’da oturan Ermenilerden 3500 imza ile bütün ecnebi konsoloslara, İstanbul hükûmetine ve Ermeni Patrikliği’ne biz beyanname gönderilmişti. Ermeniler bu beyannamede hallerini kendi nokta-i nazarlarına göre aşağıdaki surette anlatıyorlardı:

“23 Martta vukua gelip sükut ile geçiştirilen, birçok masumların ölümüne sebep olan ve birçok ailelerin felakete sürüklenmesine sebep olan fecayiden sonra, biz ber hayat kalan Ermeniler, yeni felaketlerin zuhurundan korkarak evlerimize kapandık. Biz hep bir ara da mazide, halde ve istikbaldeki vaziyetlerimizi tetkik ederek aşağıdaki neticeye vardık:

Yakın bir maziyi düşündüğümüz zaman Marmirtank, Kızan, Sparkerd, Garkar gibi bundan kırk, elli sene evvel zengin ve kalabalık olan köylerimizin bugün kamilen metruk bir halde olduğunu görüyoruz. Bu havalide oturan Ermenilerin hepsi uzak memleketlere muhacerede mechur oldular veyahut Van şehrine iltica ederek orada sefalet içinde yaşamağa mecbur kaldılar. Bu mülteciler temin-i maişete bile muktedir bir halde değildirler” toprakları, evleri Kürtler tarafından yağma edilmiştir. Bu emlak Kürtler tarafından ya hiç pahasına satın alınmış veyahut gasbolunmuştur.

Bundan otuz sene evvel, harp esnasında Ermeniler ekmek, erzak ve elbise vermek suretiyle Türk askerlerine yardım ederlerken, hayvanlar ve öküzleriyle orduya ait nakliyatı temin eylerlerken ve Ermeni köylüleri Türk askerlerini ve Kürt gönüllülerini meccanen beslerlerken Kürtler en ufak meseleleri bahane edecek binlerce Ermeniyi öldürdüler, köyleri yağma ettiler ve gösterilen misafirperverliğe mukabil vergi olarak diş kirası istemeğe kalkıştılar. Bu diş kirasını veremeyen biçareleri katletmekten çekinmediler.

Aynı zamanda idi ki Van pazarı yağma edildikten sonra yakıldı ve yüzlerce Ermeni ailesi yangın enkazı üzerine gözyaşları dökmekten başka bir şey yapamadılar. Bu yangının neticelerinde zuhur eden açlık ve bu açlığın sebep olduğu felaketler unutulmayacak hakikatlerdendir.

Şimdi iktisadi ve siyasi sahada hasıl olan menfur vaziyeti kargaşalık çıkaranlara atfediyorlar. Bundan yirmi, otuz sene evvel vukua gelen buna benzer hadiseler esnasında bunlar nerede idiler?

Daha yakın hadiselerden bahsedilmek lazım gelirse 1895-96’da Ermenilerin Babıali’ye vukubulan şikayetleri ileri sürülebilir. Bu şikayet ve protesto, yüz binlerce Ermeni’nin kesilmesiyle mukabele görmüştü. Arçek, Alçavaz, Agtak, Nortus gibi Ermeniler tarafından meskun olan kalabalık köyler tamamiyle yağma edilmiş Çulamerk, Pervar, Levi vesaire gibi kazalarda bulunan halk, Kürtler tarafından kesilerek ölenlerin yerine hep Kürtler geçmişti. Buralarda berhayat kalanlar Kürtlere kölelik etmeğe mecbur kalmışlardı.

Van şehrinin ekseriyetle Ermeniler ve Türkler tarafından meskun olan mahalleleri Türkler tarafından temizlenmişti. Diğer mahallelerde oturan Ermeniler ise konsolosların bulundukları mahallelere kaçmışlardı. Burada, ecnebi bayrağının himayesi altında biçareler bir dilim ekmek kazanabileceklerini ümit ediyorlardı.

1896 senesinde vukua gelen hadiseler geçici olmakla beraber Ermenilerin içinde bulundukları vahim vaziyet hep devam ediyordu. Fakat Ermeniler, Osmanlı Devleti’nin sadık tebaası sıfatıyla bir gün Kanun-u Esasi’nin ilan edileceğini ve herkesin müsavi haklara malik olacağını bekliyorlardı. İşte bu esnada 23 Mart hadisleri zuhur etti. Şehirden köylerine geri dönmüş olan birçok zavallılar katledildiler, bunların cesetleri bile ortadan kaldırıldı.

Onun için bir aydan fazla bir zamandan beri evlerimizde kapalı bir halde oturuyoruz, bir taraftan açlık, diğer taraftan her an yeni fecaatlerle karşılaşmak korkusu bizleri mahvediyor. Katliamları tertip edenlerden bir kişinin bile cezalandırılmadığını görüyoruz. Bütün bu felaketlerimizin din ve ırk ihtilafından ve kanunların yanlış tefsir edilmesinden ileri geldiğini bu kadar tecrübelerden sonra anlıyoruz.

Kıtlığın bütün fecaati gözlerimizin önünde tecessüm ediyor. Çünkü şimdiki vaziyetin devamı ancak umumi bir kıtlık doğurabilir. Bütün Ermeni aileleri baharda olduğumuz halde bütün ekinlerini metruk bir halde bırakmışlardır. Ortada hiçbir münakale imkanı yoktur, her türlü emniyet zail olmuştur.

Bizi istismar edenleri Türk milleti cezalandırılacağı yerde, bilakis onlara silah taşıma hakkına malik bulunuyor, bizi her an tehdit edebilecek bir vaziyettedirler. Bundan başka iki üç misli artan vergiler yaşamağa da imkan bırakmamaktadır.

Hal ve keyfiyet bu merkezde iken çıkan kargaşalıklardan yine Ermeni milleti mes’ul tutulmaktadır. Türk milleti ise her zaman bizlere karşı tehditkar bir vaziyet almakta ve silahsız dolaşan masum Ermeni milleti kesilmeğe devam etmektedir.

Kanun muvacehesinde bütün Osmanlı milletleri aynı hukuka malik oldukları, Türk ve Kürt milletleri silahlı gezdikleri halde Ermenilere, kendilerini müdafaa etmeleri için küçük bir bıçak taşımalarına bile müsaade edilmemektedir.

İki, üç misli artan vergiler Ermeniler tarafından hiç ses çıkarılmadan ödendiği halde yine onlara fena gözle bakılmakta, hapislere tıkılmakta ve orada senelerce işkencelere tabi tutulmaktadır. Tahkikat ve mahkumiyet kararları senelerce uzatılmaktadır. Onun için bir çok Ermeniler mahkemelerden kurtulmak için kaçmağa mecbur olmaktadır.

Namusumuza, hayatımıza, malımız ve mülkümüze kat’iyyen hürmet ve riayet yoktur. Her gün dinimize hakaret ediliyor, kiliselerimiz kirletiliyor, tahrip ediliyor, yakılıyor. Hayatımızı korumak imkansız olduğu halde bile şikayet etmemize müsaade olunmuyor.

Onun için zat-ı asilanelerine müracaata mecbur kaldık. Gerek Babıali’ye, gerekse İstanbul’daki Ermeni Patrikhanesi’ne içinde bulunduğumuz hali anlatarak bunlara nihayet verilmesini temin etmelerini söylemenizi rica eyliyoruz.

İsteklerimiz şunlardır:

1- Bu memlekette insan gibi ve aynı hakka malik tebaa olarak Osmanlı Devleti’nin himayesi altında yaşamak;

2- Namusumuzun, hayatımızın ve münakale vasıtalarımızın emniyet altına alınması ve bunun bir irade-i şahane ile ilanı;

3-Meçhul kimseler tarafından yapılan hareketlerden Ermeni milletinin mes’ul tutulmaması;

4- İstanbul’un ve Türkiye ile ecnebi memleketlerdeki diğer ticaret merkezlerinin Ermeni milletine de açık bulundurulması;

5- 23 Mart facialarına sebep olanların kanun mucibince cezalandırılmaları.

Şayet yukarıdaki protestomuz ve meşru taleplerimiz is’af edilmeyecek ve bu müracaatımız da neticesiz kalacak olursa başka bir memlekete muhaceret etmemize müsaade etmesini ve bunun için bize nakti muavenette bulunmasını Osmanlı Devleti’nden rica etmenizi istirham eyleriz:

Bu istirhamları daha ne istirhamlar ricalar, tavassutlar, ecnebi devletlerin müdahaleleri takip etti. Fakat Paris Kongresi’nde Ermeni komiteleri tarafından ileri sürülen müddeiyat zaman ile daha şiddetli şekillerde ortaya atıldığından ve ecnebi devletlerin nüfusları altında kalan bu Ermeni komitelerinin istekleri.

Osmanlı Devleti’nin devam ve bekası ve tamamiyet-i mülkiyesi ile kabil-i telif görülemediğinden nihayet bu kusurlu ve yanlış yoldan hareket Ermeni milletinin başına bin belalar açmağa ve bugünkü hale gelmesine sebep oldu.

Ermeniler bir taraftan Kürtlerin hücumlarından ve yağmakerliklerinden şikayet ederlerken diğer taraftan Ermenilerin de, Rusya tarafından yapılan teşvikat neticesi, aynı muameleleri Kafkasya’daki İslamlara yaptıkları haber alınıyordu. Rusların bu tahrikatı hakkında Kafkasya’nın Gence Şehrinden Paris’e gönderilen bir mektupta deniliyordu ki:

“Mutaassıp Rus gazeteleri Türkiye’nin Rusya Devleti’ne karşı muharebe açıp Kafkasya’yı zaptedeceğini yazıyorlar. Günü gününe çıkan bu haberler her tarafta heyecan uyandırıyor. Rusya’nın Kafkasya’da az askeri bulunduğu malumdur. Gazeteler, bu vaziyette bir muharebe çıkacak olursa Rusya’nın mağlup olacağını ileri sürüyorlar. Diyorlar ki: “Ecdadımızın kanları ile zaptolunan Kafkasya’mızın bir karış yerini bile Osmanlı Devleti’ne terkmedemeyiz.”

Bu mutaassıp ve iftiracı gazeteler her gün sayfalarında “Ey Ruslar! Kafkasya elden gitti. Türkler baş kaldırıyorlar! Vatan tehlikededir. Rusya mağlup olacak! Kafkas Müslümanları dindaşlar, Osmanlılara yardım edip umumen isyan edecekler! Bu isyan esnasında Kafkas’taki umum Hristiyanları kesecekler! Bu sayede İslamlar, Osmanlı Devleti’nin himayesi altına girmeye çalışacak!” diye heyecanlı yazılar yazıyorlar.

Bunları yazmaktan maksatları Kafkasya’daki Hristiyanları ve bilhassa Ermenileri İslamlar üzerine saldırtmaktır. Gazeteler bu iftiralı yazılarında daha ziyade ileri giderek diyorlar ki: “Kafkasya’nın her tarafı Müslümanların elindedir. Muharebe başlar başlamaz bir taraftan askerlerimiz harbederlerken diğer taraftan Müslümanlar demiryollarını, köprüleri dağıtıp askerlerimizin Osmanlı hududuna gitmelerine mani olacaklar. Binaenaleyh Hristiyanlık tehlike içindedir. Vatan gidiyor. Siz de ona göre silahlanınız. Kafkas İslamlarını katl ve mallarını yağma ediniz. İntikamınızı alınız. Yoksa son pişmanlık para etmeyecektir. Rus askerlerine yardım ediniz. Rus hükûmetini de ikaz ediniz ki Rusya’nın muhtelif noktalarından Kafkasya’ya asker apartsın. Ta ki Kafkasya elden gitmesin. Şayet Kafkas Müslümanlarının isyanlarına mani olamazsanız siz de mukabil isyan çıkaracak onları eziniz. Hanelerini, yurtlarını ateşe veriniz.

İşte Kafkas gazeteleri insaniyete yakışmayan heyecanlı sözler yazarak Rusları ve Ermenileri, İslamlara karşı ayaklandırmaya çalışıyorlar. Tabii bu yüzden İslamlar da Ermeniler ve Ruslara karşı düşman oluyorlar.

İşin fenası şu ki Kafkas hükûmeti bu iftiralara inanıyor ve Kafkas Müslümanlarını azap içine sokmaktan geri kalmıyor. Hatta hükûmet bütün Kafkasya’yı örf, idare altına almış gibi bir şeydir. Her taraf teftiş ediliyor. Geçenlerde bizim Gence şehri de teftiş edildi. Bu teftiş esnasında öyle ciğer yakan, öyle insaniyete ve İslamiyete yakışmayan haller oldu ki bunları görüpte ağlamamak kabil değildir.

Mesela Hükûmet Müslümanların köylerini ve evlerini teftişle kanaat etmeyerek kabristanları da araştırdı. Mezarlarımızı açtırdı. Ölülerimizin kemikleri dışarı çıkarıldı. Mezarların içleri araştırıldı. Aman Yarabbi bu ne zillettir! Bu ne vahşettir! Bunun sebebi güya Müslümanlar silahlarını ve cephanelerini mezarlara gizliyorlarmış!”

Bu rezaletlerden dolayı kaç defa hükûmete şikayet ettik, fakat hiç aldıran olmadı. Hatta hükûmet erkanı şikayet için gelen Müslümanlara itibar bile etmedi, huzurlarına çıkartmadılar.

Kardeşler! Ermenilerle ittihat edip hürriyet ve Meclis-i Meb’usan istemek olmaz! Ermenilerin bizim başımıza getirdikleri ve daha getirecekleri belalardan ibret alarak bundan vazgeçiniz!”

Rus hükûmetinin bu şiddetli teftişlerinden ve Türkler baş kaldırıyor diye yaptığı takibattan dolayı bir müddet (…….) şubesi faaliyetini tatile mecbur kalmıştı. Oradan Paris’e yazılarak evrak ve gazete irsalatının hiç olmazsa üç ay için tatil edilmesi rica olunmuştu. Ve deniliyordu ki:

“Böyle dikkatli teftişler ancak üç ay devam edebilir. Ondan sonra kendileri de yorulup vazgeçerler. O vakit evvelki gibi yine her şeye devam etmek kabil olur. Şimdi ise vaziyet pek muhataralıdır.

Arkadaşlarından aldığımız haberlere bakılacak olursa Abdülhamid’de Uçamçıra’ya bir casus gönderecekmiş. Bunun kim olduğunu henüz bilmiyoruz. Gelecek casus, gönderdiğiniz gazetelerin kimin namına geldiğini tahkik edecek gazeteler hangi adamlar vasıtasıyla Türkiye hududundan içeriye sokuluyorsa onları anlayacak ve Türkiye’ye girer girmez yakalatacakmış.

Biz bu adamın kim olduğunu öğreneceğiz ve öğrendiğimiz andan itibaren yirmi dört saat zarfında onun vücudunu ortadan kaldıracağız. Bizim öyle adamlarımız vardır ki bu işi mükemmel surette başarmağa muktedirdirler. Bizim korktuğumuz adam Abdülhamid’in göndereceği casus değil, o casusun buraya gelmesine sebebiyet verecek derece ihbaratta bulunan şahıstır. Bu şahıs aramızda olanlardan birisi ise onu da yaşatmayacağımıza emin olabilirsiniz. Siz şimdilik herhalde bizden yeni haber amadan gazete vesaire irsalatını kesiniz.”

Yorum Yap »

You must be logged in to post a comment.

error: Content is protected !!