Yesevîlik

Yesevîlik

Yesevîlik, Ahmed-i Yesevî (562 h. /m. 1167) tarafından kurulmuş bir Türk tarîkatıdır. Ahmed-i Yesevî, Batı Türkistan’da Sayram kasabasında doğmuştur. Doğum tarihi kesin olarak bilinmemektedir. Ancak kendisinin Hacegan Hanedanı’ndan Yusuf Hemedanî’ye intisabı ve hali-felerinden oluşu onun IX. Asrın ikinci yarısında doğduğunu göstermektedir.  Babası, Sayram’ın tanınmış kişilerinden Şeyh İbrahim, annesi ise, Şeyh İbrahim’in halifelerinden Şeyh Musa’nın kızı, Ayşe Hatun’dur.
Ahmed-i Yesevî, küçük yaşta annesini ve babasını kaybetti. Ablası Gevher Şehnaz, Ahmed-i Yesevî’yi yanına alarak Türkistan’ın önemli şehirlerinden olan Yesi’ye göç etti. Burada, Küçük Ahmed daha yedi yaşında Arslan Baba isimli bir şeyhe intisab etti. Kendisine mânevi babalık da yapan bu şeyhin himmetiyle Ahmed-i Yesevî yüksek feyizlere mazhar oldu.
Ahmed, şeyhinin vefatını müteakip Buhara’ya giderek burda bütün İslamî ilimleri tahsil etti. Yusuf-ı Hemedani'(440 h./m.1048 )ye intisab ederek O’nun terbiyesine girdi. Yusuf-ı Hemedani’nin vefatından sonra yerine sırasıyla Şeyh Abdullah-ı Bekri, Şeyh Hasan Endakî ve Yusuf-ı Hemedani’nin üçüncü halifesi sıfatıyla da Ahmed-i Yesevi geçti. Bir müddet sonra mânevi bir işarete binaen yerini dördüncü halife Abdülhalık-ı Gücdüvani’ye bırakark Yesi’ye dönmüş ve vefatına kadar burada irşada devam etmiştir.
Ahmed-i Yesevî, Türkistan’ın hemen hemen her yöresinde, özellikle bozkırlarda yaşayan Türkler arasında büyük bir nüfuz sahibi oldu. Etrafına İslamiyete samimiytle bağlı köylüler ve daha müslüman olmamış olan göçebe Kırgız ve Uygurlar toplandı. Böylelikle Ahmed-i Yesevî Tükistan’ın İslamlaşmasında ve İslam’ın Türkler arasında yayılmasında önemli bir rol oynadı.
“Ahmed-i Yesevî ağır başlı bir bilim adamı olmasına rağmen, irşad faaliyetlerinde bulunduğu Yesi bölgesinde, bozkırlarda yaylak-kışlak göçebeliğine adapte olmuş, Asya tipi üretim tarzının klasik temsilciliğini yapan Türk boylarına, daha açık bir deyişle, kırsal kesimin sâde insanlarına sesleniyordu. İlmi yüceliğine rağmen, halk sâdeliğine inmenin sırrına ermişti.
‘Türkler, eski din ve kültürlerinden kalma, şiirle hatta kopuz da çalmak suretiyle hitabelerde bulunma yoluyla, ilden ile, obadan obaya, işittikleri anlam yüklü veciz ifadeleri, ağızdan ağıza yayıyorlar ve bâzı katkılarla da bunu zenginleştiriyorlardı.
‘İşte Ahmed-i Yesevî, İslam’ı bu sade yaşayışa sahip insanlara; ağır, fıkhi, felsefi terimlerin doğuracağı kargaşadan uzak şiirsel yolla, onların kavrayabileceği basitlikle anlatmaya çalışıyordu.”
Ahmed-i Yesevî bu düşünceden hareketle fikirlerini “hikmet” denilen şiirlerle ifade etmiş ve bunları Divan-ı Hikmet isimli eserinde toplamıştır. Günümüze kadar ulaşan en önemli eseri Divan-ı Hikmet’tir. Ancak günümüze ulaşan Divan-ı Hikmet nüshalarının Hoca Ahmed-i Yesevî’ye mensup olan değişik kişilerce yazıldığını söyleyen araştırmacılar da vardır. Divan-ı Hikmet’in tamamı incelendiğinde bunların Ahmed-i Yesevî’nin inanç ve kaanatlerini yansıttığı görülür. Ahmed-i Yesevî’nin bundan başka Fakrname isimli bir eserinin de olduğundan bahsedilir. Divan-ı Hikmet’in ilk baskılarına ekli bulunan Fakr-name’nin Divan-ı Hikmet’i tertip edenler tarafından yazıldığı ileri sürülmektedir. Bunlardan başka Ahmed Yeşevi’nin bir de “Risale” isimli eseri vardır. Bu, O’nun düz yazıyla yazılmış sohbetlerini içermektedir. Risale’nin diğer bir adı da “Mir’atü’l-Kulub”tur. Yesevi’nin söz ve nasîhatlerini ihtiva eden bu eser, halifesi Sufi Muhammed Danişmend tarafından yazıya aktarılmıştır.
Yesevîlik, şeriat ve sünnete dayanır. Şeriat, tarîkat marifet ve hakikat unsurları Yesevîlik’te ön plandadır. Şeriat olmadan ne tarîkat, ne marifet, ne de hakikat olur. Şeriatın temeli de, âyet ve hadislerdir. Hakkı bilme, cömertlik, sadâkat, sağlam bilgi, tevekkül, tefekkür, tarîkatın hükümlerindendir. Tarîkatın daha bir çok incelikleri mevcuttur, Yesevîlik’in en önemli özelliği tarîkat silsilesi bakımından Hz. Ali’ye bağlanması ve halvet ile açık zikre (zikr-i cehri) yer vermesidir.
“Yesevîlik, başlangıçta Seyhun havalisinde, daha sonra bütün Türkistan’da süratle yayıldı. Zamanla, Seyhun’un ötesindeki bozkırlarda da yerleşme imkanı buldu. Moğol istilasından sonra Horasan, İran ve Azerbaycan Türkleri arasında rağbet gördü. XIII. yüzyıl Yesevî Dervişleri vasıtasıyla Anadolu’ya geçti. Anadolu’da Yesevî’nin en önemli halifesi Hacı Bektaş-ı Veli’dir. Anadolu da Geyikli Baba, Abdal Musa, Horoz Dede, kendilerini Yesevî’nin halifelerinden sayarlar. Süluk silsilesi bakımından Yesevîlikten gelen başlıca tarîkatlar Maveraünnehir ve Horosan da yayılan Nakşibendilik ile Anadolu’da yayılıp Yesevîlik’in yerini alan Bektaşîlik’tir.”

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: