Yiğit Kanatları: Atlar

Yiğit Kanatları: Atlar

Büyük ordular, atlar üzerinde karşı karşıya geldiklerinde, savaş meydanlarında nasıl bir tablo oluştuğunu merak edenler, mutlaka “kökpar” seyretmeye gitmeliler. Hikaye yazarları, romancılar, film yönetmenleri, o eski meydan savaşlarını andıran bu oyunu seyrettiklerinde oluşturacakları tasvir mutlaka daha gerçeğe yakın olacaktır. Belki de kökpar, bu meydan savaşlarının spora dönüştürülmüş şekli veya askerlerin elinde kılıçları olmadan çıktıları bir meydan karşılaşması olarak tarif edilse, abartı sayılmaz.
Evet, kökpar, hem atların hem de binicilerinin eğitildiği bir savaş antrenmanıdır ki, kökpar oynanan meydanın görüntüsü de gerçeğinden geri kalmaz. İki takımın birbirine doğru hareketlenip, oyunculardan birinin ortadaki oğlağı kapmasıyla birlikte meydan, tam bir ana–baba gününe döner. Onlarca atın ayaklarının yerden kaldırdığı toz bulutu içerisinde, atların birbirlerinin üzerine doğru gidişi, iri yapılı atların göğüsleriyle, sanki düğüm olmuş gibi birbirine girmiş kalabalıkları yarıp geçişi; o toz duman arasında oğlağı, rakip oyuncudan kapıp bir hamleyle kalabalığın içinden çıkıp dört nala giden oyuncunun durdurulması için yapılan hamleler, kökparda heyecanın doruğa yükseldiği anlardır.
Kökpar meydanında, at da süvarisi de dayanıklılık ve kabiliyet imtihanından geçer. Bu meydanda at üstünde kalabilen binici, her hal ve şartta rahatlıkla ata binebilir.
Kazakların kökpar dediği, Orta Asya’nın bazı yerlerinde de oğlak oyunu, kökbüri veya buzkaşi denilen bu oyun, asırlardır olduğu gibi bugün de Türkistanlıların en gözde eğlencelerinden biri. Baharın gelmesiyle birlikte, Şavuldur yolundaki alan veya Kentav tarafındaki geniş düzlükler, kökpar oynayan atlılarla dolmaya başlar.
Sağlam bir beden, adale gücü, gözü peklik ve iyi binicilik isteyen kökpara, herkes katılamaz. Bu yüzden Türkistan’daki kökparcılar, birbirlerini tanırlar. Hatta Güney Kazakistan’daki kökparcılar, birbirlerinin kabiliyetlerini, zaaflarını iyi bilirler. Bu arada bazı ünlü kökparcıların, isimleri ve hünerleri bütün Kazakistan’da tanınır. Ve hatta bu ünlülerin tanınmasına komşu ve kardeş Kırgızistan ve Özbekistan’ı da dahil etmek yanlış olmaz.
Büyük ödüllerle düzenlenen kökpar oyunlarına bu komşu halklardan da kökparcıların çağırıldıkları olur.
Bir kökpar oyununda her ırktan atı bir arada görmek mümkündür. Kuru başları ve narin endamlarıyla Arap atları, uzun boyunlarıyla dünyaya biraz tepeden bakan Akhalteke atları, asil İngilizler veya iri yapılı Kökçetav atları ve değişik melezler kökpar meydanında arzı endam ederler.
Kökpar başlarken dualarla kesilen oğlak, sahanın orta yerine bırakılır. Takımlar, hakemin emriyle oğlağı kapmaya çalışır. Oğlağı alan grup, kendi arkadaşlarını koruyarak evvelden belirlenmiş bir sınırı geçmek için gayret eder. Diğer ekip ise, oğlağı kapma çabasındadır. Bilmeyenler için büyük bir kargaşa içinde cereyan eden oyunda, atların kondisyonu ve oyuncuların kabiliyetlerine göre görevleri vardır. Mesela; iri yapılı atlar, göğüsleri ile vurarak, oğlağı kaptırmamak için bir araya toplanmış karşı grubu yararak aralarına girmek için yol açarlar. At üzerinde daha iyi hareket edebilen güçlü biniciler, onun arkasından grubun arasına girerek oğlağı kapmaya çalışırlar.
Kökparın bu yaygın itibarını bilmeyen Avrupalı atçılar, iyi bir kökbar atına yirmi otuz bin dolar fiyat biçildiğini de bir türlü anlayamazlar.
Dünyada meşhur olan oğlak oyununun değişik bir şeklinin de Anadolu’da oynandığı bilinmekte. Muhittin Aral’ın naklettiğine göre; Samsun ve Bafra civarında post yarışları, yörenin en ilgi çeken eğlencelerindendi. Anadolu’da post yarışlarının bilinen diğer adı ise, post kavgası. Hâlâ dilimizde yaşayan “post kavgası” deyimi, kaynağını bu yarışlardan alsa gerek. Post yarışlarında kazanmak, Orta Asya’daki oğlak oyununda olduğu gibi büyük şan ve şeref getirirdi. Halkın elindeki at varlığının, bugüne göre daha çok olduğu 1970’li yıllarda post yarışları, yöre delikanlılarının sabırsızlıkla bekledikleri organizasyonlardı.
*
**
Türk, ata binince, bütün kaygılarını endişelerini unutur; korkuları gider, gönlü coşar. Dörtnala giden atın üzerinden dünyaya, cihanın hakimi edasıyla bakar. Attan inice ise içi daralmaya başlar.” Bu ifadeler, Kazakistan’ın en itibarlı bilim adamlarından Türkolog Prof.Dr. Rahmankul Berdibay’a ait. “Ata binince Allah’ı; attan inince, atı unutma!” diyen atasözümüz de aynı ruh halini anlatmıyor mu? Bu ruh halini ifade eden bir deyimi de annemden duyardım: “Türk ata binince kendini bey sanır”.
Bu sözlerin, hayata nasıl yansıdığını, bir Kazak’ın at üzerindeki duruşuna bakarak görmek mümkündür. Yaya yürürken omuzları düşmüş, başı biraz önde, kamburu hafif çıkmış Kazak, atın üzerinde başı dik, dünyaya meydan okurcasına bakmaya başlar. Çünkü o atla birlikte büyür. Ata ilk binişi törenle olur. Yedi yaşına gelen çocukları, eşi dostu davet ederek, koyun kesip sofralar kurarak “at bindirme toyu” düzenleyip eyerin üzerine çıkarmak, hâlâ pek çok baba için çocuğun önemli mürvetlerinden biri sayılır. At bindirme toyundan sonra, at ve Kazak birbirlerinin en yakın dostu ve yoldaşı olurlar. “At, yiğidin kanadı” der, bir Kazak sözü. Atlı yiğit için uzaklar yakındır, çünkü o kanatlıdır.
Yedi yaşında eyere oturan Kazak, sekiz–on yaşlarına geldiğinde artık iyi bir binicidir ve halk arasında çok itibarlı “beyge” yarışlarının binicileri bu genç süvarilerden seçilir.
Beyge yarışları da, kökpar gibi ve hatta ondan daha fazla halk arasında ilgi gören yarışlardır. Beygede ata daha az yük binmesi için kiloları az olan genç biniciler tercih edilir. Beyge düğünlere, toylara renk katan yarışlardır. Bugün dünyada düzenlenen en ağır şartlara sahip dayanıklılık yarışları, beygelerdir denilse, mubalağa yapmış sayılmayız. Yalnızca atın değil binicisinin de mukavemeti önemli. Bu ağır şartlara sahip beygeler, bir yaşındaki atlar arasında “tay beygesi”, iki yaşındaki atlar arasında “kunan beygesi” olarak düzenlenir. Fakat asıl iddialı beygeler, daha büyük yaştaki atlar arasında, adeta bir lig usulü gibi şehir, bölge ve ülke düzeyinde düzenlenirler. 30–40 hatta 50 km gibi uzun bir mesafenin koşulduğu bu yarışlar, oldukça iddialı geçer ve ödülleri de çok yüksektir. Mesela, Türkistan gibi bir şehir beygesinde birinci gelene otomobil verilirken, ülke çapında yapılanların ödülleri, son yıllarda yeni moda cipler olmaya başlamıştır. Bir Türkistan beygesinde birinci gelen çocuğun kazandığı arabadan çok, kendisine teslim edilen arabanın anahtarlığındaki maskotla ilgilenmesi, doğrusu hiç unutamadığım hadiselerdendi.
Kazaklar arasında, yaygın olan ve at üzerine oynanan “avdarıspak” oyunu da, büyük kondisyon gerektirir. Oyuncular atlarıyla birbirlerine yaklaşarak, rakiplerini at üzerinden düşürmeye çalışırlar.
Düğünlerde şenliklerde gençlerin katıldıkları “tenge aluv” oyununda ise, binici at üzerinde iken yerdeki metal paraları almaya çalışır.
Kazak şenliklerinin renkli yarışlarından birisi de “kız kou” yani “kız kovalamak” oyunudur. Genç kızlar ve delikanlılar arasında düzenlenen bu oyunda önce belirli bir mesafe tayin edilir. Buraya bir hakem koyulur. Kızlar, delikanlılardan on metre kadar öne çıkarlar. Yarışta hakeme kadar olan mesafede, kızın atındaki mendili almak gerekmektedir. Mendili alamayan yarışı kaybeder.
At yarışı denince, rahvan at yarışlarını da ihmal etmemek gerek. Kazakların “jorga jarıs” dedikleri ve Anadolu’da da yer yer düzenlenen rahvan at yarışları, özel yürümeye alıştırılmış atlarla ve bu yürüyüş şekliyle yapılır. Anadolu’da olduğu gibi Kazakistan’da da rahvan atlar özel bir itibar görürler çünkü bu rahvan atlar, binicisini hiç yormadan götürür. Kazak onun üzerinde koltuğunun üzerinde oturuyormuşçasına rahattır.
Atla içi içe yaşayan Kazakların dilinde, atla ilgili sözler her halde ayrı bir sözlük olacak kadar çoktur. Sadece atın yaşıyla ilgili olarak bile pek çok söz var. Mesela yeni doğana Kazaklar, “kulın” diyorlar. Kulın bir yaşına girince tay oluyor. Dişi taylara da ayrıca “batyal” deniyor. İki yaş doluca “kunan”, üçte “dönen” ve dört yaş bitince “betsi” oluyor. Atın rengini isimlendiren donları, huyları, tavırları ile ilgili sözler derlense her halde koca bir sözlük olur.

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: