Yurtdışındaki Dev–Yolcular arasındaki fikir ayrılıkları nasıl başladı

Yurtdışındaki Dev–Yolcular arasındaki fikir ayrılıkları nasıl başladı.

1982’de yurtdışında yayınlanan “Devrimci Yol Militanlarına” adlı broşürle yeni koşullarda pratik sürece nasıl müdahale yapılması gerektiği tartışıldı. Aradan geçen bir yıl sonra Taner Akçam tarafından kaleme alınan 32 sayfalık taslak yazılarıyla Devrimci Yol içinde yeni bir tartışma süreci başlatıldı. Taslak yazıları Devrimci Yol’un geniş kesimleri tarafından “sivil toplumculuk” olarak nitelendi ve tepkiyle karşılandı. Taslak yazılarında dünya, Türkiye ve Orta Doğu üzerine görüşler yer alıyor, bir Devrimci Yol değerlendirmesi yapılıyordu.
Avrupa’daki Devrimci Yol örgütü tarafından 1981 yılından itibaren çıkartılan “Devrimci İşçi”, “Demokrat Türkiye”, “Göçmen Dergisi”nde de Taner Akçam tarafından kaleme alınan yazılar da 83’den itibaren Devrimci Yolcular arasında görüş ayrılıklarının netleşmesine sebep oldu.
1983’ün Mart ayında DY platformunda “Demirel’in Demokratlığı”nın tartışılması ve savunulması, bu görüşleri meşrulaştıracak bir tarih tezinin oluşturulması Devrimci Yol Platformu içinde başlayan tartışmaları hareketin merkezi olan Devrimci İşçi’ye de sıçrattı. Devrimci İşçi’de 1983 yılında başlayan tartışmanın temelinde Avrupa’ya ve Türkiye’ye bakış açısı yatmaktaydı.
Devrimci İşçi’nin Şubat 1984 tarihli 23. sayısında Taner Akçam tarafından kaleme alınan “Devrimci İşçi ve Yönelimlerimiz” başlıklı yazı Devrimci İşçi’nin üstünde bir organ olarak duran DY platformunda 83’ün Mart ayında uç veren ve 84’ün ilk ayında platformun dağılmasıyla başlayan ayrılığı, üstü kapalı bir şekilde Devrimci İşçi’ye çıkartıyordu. Akçam’ın bu yazısı ve akabinde “Göçmen” dergisindeki yazıları DY içerisinde iki ayrı grubu ortaya çıkarttı. Akçam ve çevresine “Yönelimciler ve Göçmenler” ismi takıldı. Akçam’a muhalif olan İbrahim Sevimli ve çevresindeki Dev–Yolcular bu çevreyi “Sol liberaller” olarak suçladı. İbrahim Sevimli, Taner Akçam’ın fikirlerini eleştiren bir yazıyı kaleme alıp Devrimci İşçi’nin yayın organı Devrimci İşçi dergisine göndermesine rağmen bu yazı yayınlanmadı. Çünkü dergiye Akçam ve arkadaşları hakimdi. Sevimli’den önce Avrupa’ya gelen Dev–Yol’u örgütleyen, oluşturan, liderliğini yapan sadece Dev–Yol kitlesi tarafından değil, diğer sol gruplar tarafından da bilinen ve tanınan bir kişi olması Dev–Yol’un da en önemli organı olan yürütme kurulunun da bir üyesi sıfatını taşıması Taner Akçam’a Devrimci İşçi içerisinde, ayrılana kadar her türlü tavrı sergilemesi, istediklerini yapmasına, görüşlerini yaymasına sebep olmuştu.
İbrahim Sevimli yayınlanmayan yazısını fotokopi halinde Dev–Yol taraftarlarına okunması için dağıttı. “Bu yönelimlerle nereye?” başlıklı Ağustos 1984 tarihli 54 sayfalık yazıda Taner Akçam ve çevresini “demokrasi havarisi olarak ortada dolaşan sivil toplumcular” olarak değerlendiriyor, yönelimcileri “dün Türkiye için devrimi ve sosyalizmi savunanlar ve Avrupa’da bunun için çalışanlar şimdi sivil toplumcu geçiniyorlar” diyerek eleştiriyordu.
DY platformu içinde başlayan tartışmaların Dİ’ye yansımasıyla birlikte, Dİ’liler “Yönelimciler”in yaptıklarını ve savunduklarını kendi varoluşlarını ortadan kaldırmak, Türkiye’yi unutmak, Avrupacılık yapmak vb. olarak algıladılar.9
Dev–Yol’un büyük kesiminin tepkisini üzerinde toplayan Taner Akçam yıllar sonra Türkiye’de yayınlanan “Sosyalist Birlik Dergisi”nin Eylül ve Ekim 1989’da yayınlanan 6. ve 7. sayılarında bir “halk hareketi” olan Devrimci Yol’un halkın olmadığı koşullarda olmamasının doğal olduğu saptamasını yapıyor ve Devrimci Yol’un doğal özellikleri nedeniyle sosyalistlerin bu günkü sorunlarında ve tartışmalarında kendini bulamadığını, çünkü soru ve cevapların, onun soru ve cevapları olmadığını söylüyordu. Akçam’a göre ilk yapılması gereken şey ise; geçmiş ve özellikle gelecek üzerine politik olarak net görüşlerle kavuşmak ve görevleri açığa çıkartmak için, hareketten geriye kalan yapı ve insanları içine alan geniş bir tartışma platformunun yaratılması idi.10
Akçam, Göçmen dergisinde ki görüşlerini Sosyalist Birlik Dergisi’nde de sürdürmüştü. Taner Akçam ve arkadaşları tarafından çıkartılan “Göçmen Dergisi” devrimci yolcular arasında görüş ayrılıklarının çıkmasına da sebep oldu.
Avrupa’daki Dev-Yol önderlerinden İbrahim Sevimli, cephe tartışmalarını ve Taner Akçam tarafından Devrimci Yol adına ortaya konmak istenen sivil toplumcu olarak değerlendirdiği görüşleri kendisiyle yapılan bir röportajda şöyle anlatıyor ve eleştiriyordu:
Yürütmeden üç kişiyle (dördüncü Yürütme üyesi Türkiye’ye dönmüştü) bazı başka arkadaşlar 83’ün ilkbaharında Suriye’den Almanya’ya temelli dönüş yaptılar. (İlginçtir, yürütmedekiler, yanlarında katı bir örgüt şemasıyla gelmişlerdi, –bu arşivlerde duruyor– fakat geldikten sonra yaptıkları tam tersi oldu.) Sözü edilen ki cephe ile ilgili tartışmaları ve diğer gelişmeleri aktardıktan sonra şunları söylediler: “Cephe yürümeyeceğe benziyor. Almanya’da benim de katıldığım tartışmalarda, cephenin bu haliyle yürümeyeceği iyice kesinlik kazandı. İşin aslına bakılırsa, bizi o sıralar (83 ilkbaharı ve yazı) meşgul eden cephe olayı değil, içimizdeki sorunlardı. O ana kadar yazılanların ve yapılanların öyle olmasına karar verenler, şimdi tam tersini yazmaya ve yapmaya başlamışlardı. Örneğin ‘83’ün Mart ayında yürütme tarafından kaleme alınan ve Devrimci Yol imzasıyla yayınlanmak istenen bir yazıda, yeni –aslında eski– bir tarih tezine vurgu yapılarak, Demirel’in demokratlığından, o sıralar kurulmuş ve ardından kapatılmış olan Büyük Türkiye Partisi’nin demokrasiyi temsil ettiğinden vb. söz ediliyordu. Biz cepheden ziyade bu tespitlerin ve onlara arka plan oluşturan teorilerin yarattığı sorunları tartışıyorduk. Böyle olmakla birlikte bir yandan kendi içimizdeki tartışmaları sürdürürken bir yandan da uygun bir zamanda cephe işini bitirmek istiyorduk.11
Taner ve çevresini etkileyen ve o sıralar DY imzasıyla yayınlanan metinlere arka plan oluşturan fakat çok net ifade edilmeyen teori ve tespitler (bunlar da ha sonraları açıkça savunuldu), başka politik kararları ve adımları gerektirdiği halde, bunlar, silahlı mücadele, buna uygun örgüt kurmak gibi politikalara ve pratiklere eşlik ediyordu. Yazılara ve bazı arkadaşlara giderek hakim olan düşünceler başka bir istikameti gösterirken, öne koyulan politikalarla pratikte yapılanların tersi istikameti göstermekteydi. Bunu, askeri–örgütçü görüş ile nüve halindeki sol liberalizmin ittifakı yada eklektik birliği şeklinde tanımlamak mümkün. Bu zıtlığın yarattığı gerilim uzun süre varlığını korudu, birçok insan, benimle Taner arasındaki ayrılığın (benim askeri ve örgütçü görüşü temsil ettiğimi sanarak) bu ittifakı çözdüğünü düşündü, olayın dışarıdan böyle anlaşıldığını ben daha sonra fark ettim. (Oysa durum bambaşkaydı; benim düşüncelerimle yaptıklarını, bir kitabı dolduracak kadar farklıydı. Bunun bazı yönlerine daha önce yayınlanan bir kitabımda değindim.) Yukarıda sözünü ettiğim eklektik birlik yada ittifak, ayrılık arasında ve sonrasında başka kişi ve çevrelerin düşüncelerinde ve politikalarında varlığını korumaya devam etti. Özellikle de “tarafsız” olarak bilinen çevrede. 12
Taner Akçam önderliğindeki Göçmen Dergisi, Devrimci Yol’un örgütsel olarak devam ettirilmesine karşı çıkıyor, yeni bir yapılanmayı savunuyordu. Ayrıca “Biz artık Avrupa’dayız göçmen faaliyeti yapmamız gerekir” diyerek ilgisini Avrupa’ya yöneltiyordu. Taner Akçam sivil toplumcu görüşlerden en çok etkilenen eğilimin temsilcileriydi. Devrimci İşçi grubu da Göçmen dergisi grubunu sivil toplumcu olarak tanımlıyor onlarla aynı çatı altında yer alamayacaklarını belirtiyordu. Devrimci İşçi’nin lideri İbrahim Sevimli’nin gazeteci Rafet Ballı’ya söylediği şu sözler Dev–Yol’cular arasındaki fikir ayrılıklarının bir ifadesidir.
Kendisini liberal sol gelenekle tanımlayan ve Türkiye’de sivil toplumcular olarak bilinen (eski Yeni Gündem çevresi ve bunların Avrupa’daki uzantıları yönelim Göçmen çevresi) çizgilerle de aynı parti çatısı altında olamayız.13
Taner Akçam ayrıca Leninist örgütlenme anlayış şemalarının devrinin kapandığını iddia ediyor, Stalinist anlayışların artık devrimci hareketler içerisinde yerinin olamayacağını söylüyordu. Akçam’ın Leninist örgüt teorisine ve Stalinist yöntemlere yönelttiği eleştiriler klasik Devrimci Yol tabanıyla birlikte Ortodoks Marksist Sol’da hakkında ihanete varan suçlamaların artmasına neden oldu.
Devrimci İşçi çevresi Göçmen Dergisi etrafında faaliyet gösteren Devrimci Yolcu arkadaşlarını sol liberal olarak görmenin ötesinde “sağcılarla, şeriatçılarla flört yapmakla” suçluyorlardı.14
1983’de başlayan tartışmalarda Avrupa’da devrimci Yol’u doğru bulanlar Devrimci İşçi’de kaldı.15
Devrimci İşçi içerisinde kalamayacaklarını anlayan Akçam’ın liderliğindeki Yönelimciler–Göçmenler Mayıs 1985’de resmen ayrılıklarını ilan ederek Devrimci İşçi’den ayrıldılar. Bu tarihten itibaren Devrimci İşçi’nin yönetimini İbrahim Sevimli ve arkadaşları üstlendi. Sevimli, Devrimci İşçi’nin sadece yöneticisi değil aynı zamanda teorisyeniydi. Taner Akçam ve arkadaşlarının ayrılışından 1993 yılına kadar Devrimci İşçi’nin liderliğini yürüttü. Bu tarihte Devrimci İşçi dağıtıldı. Aynı adı taşıyan Devrimci İşçi dergisi de yayın hayatına son verdi.
1990’ların ortalarında Devrimci Yol’a sahip çıkan onu kendilerinin temsil ettiğini iddia eden çevrelerden biri olan Devrimci Hareket Dergisi’ tarafından çıkartılan Taner Akçam’ı hedef alan “Kapitalizm çürütür devrim yeniler veya bir röportajın arka planı” başlıklı 6 sayfalık uzun bir yazıda Akçam’a yöneltilen şu suçlamalar 1983–87 döneminde Avrupa’daki Dev–Yol kadroları arasında yaşanan ideolojik ayrılıkları ortaya koymakta önemli bir belge teşkil etmektedir:
Örneğin Taner Akçam ve çevresinin reel sosyalizme yönelik eleştirilerinde, Avrupa Solundan etkilenmenin çarpıcı izlerine rastlanırken; örgütlenme modeli olarak Alman Yeşiller Hareketi’ne duyulan büyük ilgi, Devrimci Yol’un ideolojik politik çizgisine olan ilginin çok ötesine geçebiliyordu. Hatta Marksizm’le ilişkisini bile, “Alman İdeolojisi” ve “1844 El Yazmaları”na kadar indirgemişti.
Özellikle 81–84 pratiğinde yaşananlar, Taner Akçam ve çevresinin, Devrimci Yol’un ideolojik politik çizgisini yeterince kavramadığına dair pek çok veri sunmuştur. “Merkez Komite üyeliği”ni polisten ve kendisinden başka kimsenin ciddiye almadığı Taner Akçam; 12 Eylül sonrasında, objektif koşulların dayatması sebebiyle fiilen, kapasitesini aşan bir misyon üstlenmiş ve sonuçta, Devrimci Yol kültürünü sahiplenerek değil aşındırarak iz bırakmıştır.16
Taner Akçam Şubat 1992 tarihli “Birikim” Dergisi’nin 34. sayısında yayınlanan “Bilimsel Sosyalizm Bitti” başlıklı makalesinde Marksizm’in işini bitirirken, sadece Devrimci Yolcuları değil geleneksel Türk solunun bütün gruplarını da bir kez daha karşısına alıyor ve Türk solunun gündemine yeniden geliyordu.
Devrimci Yol’un 1979 ve 1985 sürecinde Avrupa’daki liderlerinden biri olan daha sonra örgütten tamamen ilişkisini kopartan ve ayrılan Taner Akçam, firarda bulunduğu Almanya’dan 19 Mayıs 1993 günü Türkiye’ye döndü. Taner Akçam cezaevi firarı olmasına rağmen hakkındaki davaların düşmesi üzerine gözaltına alınmadı. Akçam evinde düzenlediği basın toplantısında geçmişteki Dev–yol hareketi içerisindeki konumundan pişman olmadığını söylerken artık ortada örgütlü bir Dev–Yol’dan bahsedilemez, olsa olsa Devrimci Yol’un fikirlerini taşıyan bireylerin olabileceğini sözlerine eklemeyi ihmal etmiyordu.
Taner Akçam dönüşüyle birlikte Marksist solda döneklik suçlamalarıyla karşılaşacaktı. Doğu Perinçek’in dergilerinden Cumhuriyet gazetesine kadar irili ufaklı bir çok sol dergi ve gazetelerde Taner Akçam’a karşı linç kampanyası başlatıldı. Cumhuriyet gazetesinde Ahmet Taner Kışlalı, İlhan Selçuk ve Toktamış Ateş gibi Marksist olmayan sol Kemalistler de Taner Akçam’ı döneklikle, Kemalizm’e düşman olmakla itham etmişlerdi.
Akçam Birikim dergisinin Haziran 1993 tarihli 50. sayısında “Cumhuriyet gazetesine açık mektup” başlıklı 4 sayfalık yazısında hakkındaki suçlamalara cevap verirken son söz olarak Cumhuriyet gazetesi yazarlarına ve yönetimine şunları söylüyordu:
Cumhuriyet gazetesi Türkiye’de devrimci, demokrat, insan hakları savunucusu olmanın bayraktarlığını yapmak iddiasındadır. Bu nedenle de kendisini eleştirenlere, “sermaye uşağı” demek küstahlığını göstermekten çekinmemektedir. Ama sayfalarında insanların kitleler halinde ölme veya öldürülmelerinden zerre kadar üzüntü duymayan, bu üzüntüyü dile getirenlere zevkle saldıran birileri bu gazetenin sütunlarında serbestçe at oynatmaktadırlar. Karar verilmesi gereken de budur.
Taner Akçam Dev–Yol içerisinde yer aldığı dönemde sol içi tartışmalarda Dev–Yol’un Avrupa’daki en önemli polemikçisi ve siyasetçisiydi. Başta Türk solundan Dev–Sol, Kurtuluş ve diğer gruplarla Kürt solundan PKK ve benzeri örgütlere karşı Devrimci Yol’un bir numaralı sözcüsü ve eylem adamıydı. Taner Akçam sol gruplarla Dev–Yol arasında yaşanan sol içi şiddette en çok eleştirilen ve suçlanan isimlerin başında gelmekteydi.

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: