Dabk’ın Siyasi Gelişimi

Bölünmelerden Kardelen Hareketine

DABK’ın Siyasi Gelişimi

24 Nisan 1972’de kurulan TKP(M–L) liderleri İbrahim Kaypakkaya’nın Diyarbakır’da ölmesi ve kurucu kadrolarının 12 Mart darbesiyle çökertilmesiyle büyük bir darbe yemişti. 1974 affıyla cezaevinden tahliye olan bir kısım TKP(M–L) kadroları örgütü yeniden oluşturmaya çalışmışlardı. TKP(M–L) yeniden toparlanırken 1976 yılında bir bölünme yaşadı. Biri TKP(M–L) Hareketi adını, diğeri ise Şubat 1978’de TKP/ML 1. konferansı düzenleyerek Partizan adını alacaktı. Partizan adını alan grup sansasyonel eylemlerle kamuoyunun karşısına çıkacaktı. 1978’in Mart ayında İstanbul Ümraniye’de 5 ülkücü işçiyi katlederek adını duyuracaktı. Partizan grubu Mayıs 1980’de kendi içinde bir kez daha bölünecek bir grup örgüt liderliğini “sağcılaşmakla, halk savaşını uygulayamadığını” söyleyerek GGK ismiyle ayrılıklarını ilan edeceklerdi. 12 Eylül 1980 sonrası Partizan grubu Ağustos 1981’de ülke içinde TKP/ML TİKKO 2. Konferansını topladı. Bu konferansta yine örgüt içinde anlaşmazlıklar çıkacak “Bolşevik Partizan” ismini alacak olan yurtdışı ağırlıklı mülteci grubu TKP/ML MK’yi” Enver Hoca düşmanlığıyla revizyonist Maocu” olmakla suçlayarak ayrılığını ilan edecekti. Bu grup katıksız Stalinciydi. Stalin’de ciddi hatalar olduğunu söyleyen MK’ye karşı Stalinizmi savunuyordu. Bolşevik Partizan adıyla ayrılan grup bu isimle bir de dergi çıkartarak özellikle Avrupa’da faaliyetlerini yürüteceklerdi. Türk solu içerisinde en çok bölünen gruplardan biri TKP/ML çevresiydi.

TKP/ML’den bir ayrılıkta 1982 yılında gerçekleşti. Örgütün 1978 ve 1980 döneminde genel sekreterliğini yapan Sefa Kaçmaz örgüt içinde İbrahim Kaypakkaya’nın görüşlerinin artık geçerliliğinin kalmadığını yeni bir devrim ve örgüt anlayışının gerekli olduğunu savunması üzerine örgütten ihraç edildi. Kaçmaz kendisiyle birlikte hareket eden bir grup taraftarıyla “Mücadele Bayrağı” adlı çevreyi oluşturdu. Bir dönem liderliğini yaptığı örgütü Sefa Kaçmaz hakkında infaz emri çıkarttı. Kaçmaz Kendisi hakkında hain ve dönek suçlaması yapan örgüt yönetimiyle ilgili şunları söylüyor:

Bu örgütte, iki yıl üst üste inançsız olarak suçlanmadan kalabilmiş bir yönetime sahip olamadı. Her yönetim öncekini, Kaypakkaya çizgisine ihanetle suçladı, sonra kendisi de ihanetle suçlandı. Eğer çizgi toplum yasalarına uymuyorsa, burada sorumluluğu önce yönetimde aramak, neşteri yanlış yere vurmaktır. Böylece neşter, insan doğrama aracı olan giyotin gibi kullanılmış oluyor, parçalanma, bölünme durmuyor. Adına çizgiye bağlılık denilen bu olay artık komedi noktasında ilerliyor. Örneğin, parlamentodan yararlanma sorununu tartışıyorsunuz. Ülkemize ilişkin bu somut tartışmaya yanıt olarak size Mao’dan Çin’de bugün bizim yararlanabileceğimiz bir parlamento yoktur gibi bir söz aktarılıyor. Elbette, çizgiye bağlılık böyle yorumlanır da, 1969’daki ülke parlamentosuna ilişkin bir tartışmaya, 60 yıl önceki Çin’in somut bir örneği yanıt olarak sunulursa, bu artık bir komedidir. Böyle yapanlar, kimi radikal gönülleri fetheder, gözü pek bir dizi insanı saflarında toplar ama, asla bir toplumsal hareketlilik yaratamazlar.

Sefa Kaçmaz’dan sonra TKP/ML genel sekreterliğine Süleyman Cihan getirilmişti. Örgüt lideri Cihan 15 Eylül 1981’de emniyette yapılan sorgusu sırasında ölü olarak bulundu. Cihan’ın ölümü üzerine örgütün başına MK üyelerinden Kazım Çelik getirildi. TKP/ML 1985 yılında 3. Konferansını gerçekleştirme çalışmalarını başlatır. Ancak bu konferans MK içerisindeki görüş ayrılıkları sonucu 1986 yılına ertelenir. Konferansın yapılması askıda kaldıkça örgüt içerisindeki huzursuzluklarda artarak devam ediyordu. TKP/ML’nin yurtdışı büro konferansın yurtdışında olmasını isterken yurt içindeki kadroları ise konferansın yurtiçinde yapılmasını istiyordu. TKP/ML YDB Türkiye’de siyasi şartların ülke içinde konferans yapılmasının mümkün olmadığını ileri sürüyordu. Görüşlerini de yine kontrolleri altında yurtdışında çıkarttıkları “Parti Birliği” adlı yayın organlarında yayınlıyorlardı. TKP/ML’nin özellikle Güneydoğu’daki (DABK) kadroları YDB’nin kararlarına katılmayarak şu eleştirileri getiriyorlardı:

Onlar ülke içindeki konferansın yapılmasına karşı çıkmalarından dolayı bir yandan keyif çatarlarken, diğer yandan da partiyi idare ediyorlardı, aslında partiyi yönettiklerine kendileri de inanmıyorlardı. ne yüreklerinde inanç, ne cesaret ne de dizlerinde derman vardı, bunlar “ödlek revizyonistlerdir”, yurtdışından önderlik kabul edilemez, herkes faaliyet alanlarına gelmelidir, ülkeye yayılmalıdır, ikinci MK revizyonisttir.

1986’nın Temmuz alında yapılması gereken 3. Konferans TKP/ML YDB tarafından bir kez daha ertelenmişti. Yine MK kararıyla güneydoğu’ya gönderilen 9 militan 21 Kasım 1986’da güvenlik güçleri tarafından öldürüldü. Öldürülenler arasında 3. konferans delegeleri olarak seçilen 7 kişi vardı. TKP/ML yediği bu darbeyle bir kez daha konferansını düzenleyemeyecekti. Örgüt buna rağmen konferans çalışmalarına ağırlık verdi. Örgüt genel sekreteri Kazım Çelik konferans örgütleme komitesi örgütlemeye çalıştı. Ancak bahara girmeden kök içeriden parçalandı. Bölgedeki DABK’çılar kök’ü tanımadı. Kök genel sekreteri Kazım Çelik örgüt içindeki muhalif kanadı ikna etmek ve 1987’nin Temmuz’unda konferansı yapmak için Tunceli’ye hareket etti. Diğer örgüt kadroları da Nisan ayından itibaren Tunceli’deki toplantıya katılmak üzere davet edilir. Örgütün düzenleyeceği bu konferansa bir grup delege “şartlar olgunlaşmamıştır, bu konferansın yapılması güvenlik güçlerinin dikkatini üzerimize çeker” diyerek karşı çıkar. Bunlardan biri de 1972’den itibaren TKP/(M–L) içerisinde önemli görevlerde bulunmuş olan kuruculardan Muzaffer Oruçoğlu’dur. Oruçoğlu konferans çağrısını “ölüme davet” diye niteler. Hatta örgüt genel sekreteri Kazım Çelik’e bir mektup yazarak konferansın iptal edilmesini dile getirir.

Konferansa katılmak üzere yola çıkan bir grup örgüt mensubu delege güvenlik güçleri tarafından 20 Mayıs 1987 tarihinde Elazığ, Palu’da öldürülür. Çatışmada öldürülen militanlar arasında örgüt konferansının gerçekleşmesi için çalışan Kazım Çelik de vardı.

Örgütün büyük darbe yediği operasyon sonrası Muzaffer Oruçoğlu haklı olduğunu dile getiren şu sözleri söylüyor:

MK’yi uyardım, konferansı erteleyin dedim. İki delegenin dışında hiç bir delege desteklemedi önerimi. Gittiler delegelerin yarısını imha ettirdiler. Ölüme koşanların başında çoğunluğun korkaklıkla suçladığı ikinci MK geliyordu.

Yenilen darbe örgüt içinde görüş ayrılıklarının tekrar büyümesine sebep oldu. TKP/ML’nin DABK kanadı yenen ikinci darbeden ikinci MK’yi sorumlu tuttu. DABK kanadı Ağustos–Eylül 1987’de olağanüstü konferans düzenleyerek 2. MK’yi tanımadıklarını ilan ettiler. DABK’çılar yapmış oldukları toplantıda 2. MK’yi “revizyonist ve oportünist” olduklarını belirterek 2. MK taraftarlarını örgütten attıklarını açıklıyorlardı. Yeni bir 3. konferansı kendilerinin gerçekleştireceklerini ilan ediyorlardı. TKP/ML’nin merkez kanadı 2. MK, kalan kadrolarıyla 3. Konferans adıyla Ekim 1987’de yurtdışında bir konferans düzenledi. Konferansa 2. MK’yi reddeden DABK bölgesi çağrılmasına rağmen katılmadı. Konferans kanadının DABK’çıları ikna etmek üzere gönderdiği örgütün önemli isimlerinden Ermeni kökenli Manuel Demir DABK düşüncesini benimseyerek ikna oluyordu. 3. konferansın sonucunda örgüt “konferansçılar ve DABK”çılar olarak ikiye ayrılır. Merkeze hakim olanlar “Konferansçılar BABK, olarak adlandırılır. Güneydoğu ve Doğu Anadolu’da hakim olanlara DABK olarak adlandırılır. Yurtdışında 3. Konferansı gerçekleştiren konferans kanadı kendilerini tanımayan DABK grubunu “parti içinde bozgunculuk yapmakla, örgüt disiplinini bozmakla” suçladı. DABK’çılar da konferans kanadının 3. konferansını “meşru olmayan konferans, sonuçları ve doğurduğu problemli çocuk 3. MK” diyerek ciddiye almamışlardı. Fakat her iki grupta TKP/ML ismini kullanmaya devam etmişlerdir. 1988 yılında TKP/ML’nin konferans kanadında yeni bir bölünme meydana gelir kendilerini “Devrimci Partizan” (KOMÜN) olarak adlandırılan grup Nisan 1989’da ayrılarak, yeni bir oluşuma gitmişlerdir. TKP/ML’den ayrılan “Devrimci Partizan” grubu TKP/ML MK’yi “sağ sapma” bir çizgiyle suçlayarak izlenmiş olan örgütsel strateji ve taktiklerin devrimci parti anlayışıyla uyuşmadıklarını iddia etmişlerdi.TKP/ML kendilerini Devrimci Partizan ismiyle kamuoyuna duyuran grubu “mülteci sosyalizmi” yapmakla suçladı. TKP/ML MK yurtdışında yayınladığı bildiride “Devrimci Partizan”ı “partiye karşı kara bayrak açmakla” suçluyor ve şöyle eleştiriyor:

Partimizi önderliksiz bıraktılar ve kaçtılar, partinin önüne 15 yıldır barışçıl mücadele biçimlerini koydular. TKP/ML, 1987’de yapılan 3. Konferans’ta kadrolarıyla ilgili bir kakar almıştı: 12 Eylül’den sonra yurtdışına çıkan yada çıkarılan militanlar, ülke içine çekilecekti. Açıklamaya göre, bugün Devrimci Partizanı oluşturanlar, o zaman ülkedeki göreve hazır olmadıklarını ileri sürdüler’. Partinin ‘yeniden toparlanması çalışmalarına ciddi olarak katılmadılar’. Emperyalist metropollerde ‘korunmaktan dem vurdular.

TKP/ML TİKKO’nun DABK kanadı, konferansçıların 3. konferanslarına karşılık kendileri de 1989’un haziran’ında Tunceli’nin kırsal kesiminde örgüt mensuplarıyla bir toplantı yaparak 3. Konferansı gerçekleştirdiklerini söyledi. DABK grubu 3. konferansını yaptıktan sonra TKP/ML’nin merkez kanadı konferansçılar 1991 yılının Ekim ayında TKP/ML 4. konferansını yaptıklarını bir bildiriyle açıkladılar. TKP/ML’nin 4. konferansı DABK ve Devrimci Partizan grupları tarafından oportünizmin ayak oyunları olarak adlandırıldı. Bu konferansın TKP/ML ile uzaktan yakından ilişkisi olmayan hizipçi grubun kendi başlarına yapmış olduğu bir toplantı olarak değerlendirdi. TKP/ML merkez kanadının 3. ve 4. Konferansı mülteci revizyonizmin ideolojik duruşu olarak nitelendirildi. TKP/ML konferans kanadının 4. konferansına bu gruplardan ayrılan çevrilerden ideolojik eleştiriler gelmesine rağmen gerek bu eleştirileri yapanlar gerekse bu eleştirilere muhatap olanlar 1992’nin başlarında birlik çağrıları yaptılar. Birlik çağrıları sonucunda 1987 Eylül’ünde ayrılan TKP/ML DABK ve TKP/ML Konferans 1992 yılının Nisan ayında yurtdışında yaptıkları bir toplantıyla birleştiler. Örgütlerin birlik kararı konferans kanadının legal yayın organı “Yeni Demokrasi” ve DABK kanadının legal yayın organı “Halk Demokrasisi”nin Mayıs 1992 sayılarında yayınlandı. 1993’ün başında TKP/ML TİKKO 1. olağanüstü Parti Konferansı kararı alır. 1993 Haziran’ında toplanan 1. OPK yeni örgütsel kararlar alır. Ama bu kararlar hayata geçmeden 1993 yılının sonbaharında örgütte yeniden fikri ve siyasi anlaşmazlıklar başladı. TKP/ML’nin DABK kanadından MK’ye seçilen AK üyesi Savaş İnce 28 Aralık 1993 tarihinde “Bütün Parti Üyelerine ve Askeri Komisyonun 2. Toplantı Raporuna Ek” başlıklı “Lortlar kamarası ve Şövalyeleri” adlı yazıda konferans kanadına mensup kişilerin “eroin ticareti yapmakla, mafyaya bulaşmakla ve eroin ticaretini örgütten gizlemekle” suçluyordu. Örgüt kadrolarına yönelik yazısında örgüt içindeki konumunu ve almış olduğu görevleri de açıklıyordu. Kendisinin TKP/ML tarihinde en genç MK üyesi olduğunu da belirtmeden geçemeyen AK üyesi “Sİ” konferans kanadına mensup kişilerin parti suçu işlediklerini iddia ederek hesap vermelerini, partiden atılmalarını istiyordu. Örgüt içerisindeki eroin ticareti tartışmaları bütün militanlara da yayıldı. DABK kanadı Hasan Hüseyin kod adlı örgütün genel sekreteri Yusuf Köse, Engin kod adlı MK üyesi Hacı Demirkaya’yı eroinci mafya hizbinin başları olarak görüyor, örgütten ayrılmalarını istiyordu. Örgütteki eroin ticareti tartışmaları konferans kanadına mensup Hüseyin Karakuş ile Hacı Demirkaya arasında 1989–1990 yılında yapılan uyuşturucu kaçakçılığından elde edilen gelir yüzünden çıktı. Üç yıldır süren örgüt içindeki uyuşturucudan elde edilen rant kavgası birleşmeden sonra örgüt belgelerinde yer alan tutanakların DABK kanadına mensup MK üyeleri tarafından öğrenilmesiyle açığa çıkacaktı. Hacı Demirkaya Hüseyin Karakuş’u örgütün 200 bin İsviçre Frankına el koymak ve yazlık villa satın almakla suçlamıştı. Yurt dışı sorumlusu Sinan kod adlı Ayhan Uzala’nın da uyuşturucu ticaretini yeniden örgütün gündemine getirmesi üzerine merkez komitede yoğun tartışmalar çıkacaktı. Başta örgütün AK sekreteri MK üyesi Laz Nihat Kod adlı Enver Doğru, AK üyesi Savaş İnce, Mazlum kod adlı Hakkı Alpan, Ali Haydar kod adlı Kemal Kutan konferans kanadına mensup MK üyelerini eroin ticaretini gizlemekten dolayı örgüt kadrolarını hesap vermeye çağırıyorlardı.

DABK kanadı tarafından suçlanan Konferans kanadına mensup MK üyesi Hacı Demirkaya 8 Aralık 1993 tarihinde İstanbul’da güvenlik güçlerince evine yapılan baskınla göz altına alınmıştı. Demirkaya emniyette ve çıkarıldığı mahkemedeki sorgusunda Hollanda’ya 130 kilo eroin kaçırılması ve bundan sağlanan 34 milyar parayı elde etmekle suçlanmıştı. Örgütün merkez komitesindeki anlaşmazlıklar örgütün bütün kadrolarına da yansıyacaktı. Görüş ayrılıkları 1994 yılının Ocak ayından 14 Nisan 1994’de kadar fiili mücadeleyi beraberinde getirecek her iki kanat örgütte birbirlerine fizik üstünlük sağlama mücadelesine gireceklerdi. 1 Nisan ve 14 Nisan tarihleri arasında DABK kanadının önde gelen ismi ve örgütte AK sekreteri olarak görev yapan Laz Nihat kod adlı Enver Doğru kendisiyle beraber hareket eden bir grup silahlı örgüt militanıyla mafya hizbi olarak nitelendirdiği konferans kanadına mensup aralarında MK üyelerinin de bulunduğu diğer örgüt mensuplarının silahlarına ve mühimmatlarına el koymuşlardı. DABK grubu konferans kanadına mensup MK üyelerine bir çağrı yaparak 17 Nisan’da düzenleyecekleri MK toplantısına katılmalarını istiyorlardı. Konferans kanadı DABKçıların düzenlemiş oldukları MK toplantısına kendilerine böyle bir çağrı gelmediğini ileri sürerek katılmadılar. Konferansçılara göre MK’de çoğunluğu ayak oyunlarıyla ele geçiren DABKçıların amacı örgütte darbe yapmak ve kendilerini tasfiye etmekti.

17 Nisan gün toplantı yapan DABK kanadına mensup MK üyeleri 1 gün sonra yaptıkları açıklamada eroin ticareti ve mafya hizbi olarak nitelendirdikleri konferans kanadını partiye ihanet etmekle suçlayarak bu grubun TKP/ML’yle artık bağlarının kalmadığını açıklıyorlardı. Böylece 2 yıl kadar süren beraberlik her zaman olduğu gibi yeni bir bölünmeyle bitecekti. 18 Nisan 1994’de TKP/ML tekrar ikiye bölündü. DABK kanadı mafya hizbi olarak nitelendirdiği grubun işlediği suçları 51 madde halinde örgüt üyelerine açıkladı. Bu suçlamalarda 14 Nisan 1992 öncesi eroin yapmak, eroin ticaretini partiden gizlemek, zimmetine partinin parasını geçirmek gibi maddelerde yer alıyordu.TKP/ML DABK kanadının çıkartmış olduğu Partizan dergisinin Mayıs 1994 tarihli özel sayısında eroinci ve mafya hizbi olarak nitelendirilen konferans kanadına yönelik bir çok suçlamalar yer almaktaydı. Özel sayıda DABK kanadıyla beraber hareket eden TKP/ML’nin bazı MK üyeleri ve TİKKO’ya bağlı çeşitli örgütsel birimlerin açıklamaları yer almaktaydı. TKP/ML MK’nin açıklamasıdır: Partimizin Kızıl Üyeleri başlıklı yazıda konferans kanadına yönelik şu suçlamalar yapılıyordu:

Partimiz programına bağlı komünist bir ruhla donanmış partili yoldaşlara düşen asıl görev doğaldır ki, Partide hizipçi faaliyetleri su yüzüne çıkmış, emperyalizme direk hizmet demek olan eroin ticaretine yeşil ışık yakmış şebeke elemanlarının peşinden gitmemek onları bu yönleri ile her ortamda teşhir ve tecrit etmek olmalıdır.

En kısa anlatımla görev bu güruhun parti birliği ve bütünlüğüne karşı başlattığı hizipçi faaliyeti boşa çıkarıp bertaraf olmalıdır.

Partili Yoldaş Sana Çağrımız Şudur:

Unutma ki sen bir komünistsin. Bu kişiliğe sahip bir insansın partisinde emperyalizme suç ortaklığı niteliğindeki eroin ticaretine yeşil ışık yakan bir partiliyi (hele bu MK üyesi ise) yargılayıp partiden atılmasını istemek onun en doğal hakkı olmalı.

Halk Ordumuz TİKKO’nun Kahraman ve Yılmaz Savaşçıları!

Bu revizyonist hizipçi eroin şebekesini bizler yakından tanıyorsunuz. Çünkü onlar büyük oranda sizlerin nezlinde teşhir olmuşlardı. Evet tahminleriniz doğru, bu şebekenin başı HH olup onun ardılları TN–EN–BN ve MT’dir.

Buna mafya çetesinin partimize yaptığı kötülük elbette cezasız kalmayacak! En büyük cezayı da bu mafya çetesini yalnızlaştırarak verecek olan sensin!

Emperyalizme suç ortaklığı etmiş mafya hizbinin çirkin suratını görmek elbette o kadar zor değil. Bu çirkin suratlarla partiye bayrak açmakla hayra alamet değildir elbet.

Bu Marksist kılıflı mafya hizbini, düşmana hizmet eden anlayış ve tavırlarını entelektüel bilincin kendine has kurnazlığını kullanarak tüm tavırlarına Marksist bir kılıf yaratmaktan geri kalmayacaktır.

Eğer sizler halk ordusunun komünist savaşçıları iseniz, onlara şu soruları sormaktan çekinmemelisiniz, eroin ticaretini hangi komünist ilkeye dayanarak yaptınız. Parti içinde hizip faaliyetlerini tüzüğün hangi maddesine dayanarak yaptınız?

Madem partiye bayrak açışınız “ideolojik temelde” idi neden Parti Merkez Komitesi Toplantısı ve parti Kongresini bekleme cesaretini göstermediniz? Parti Merkez Komitesi yapacağı son toplantıda bu hizipten bu soruların yanıtlarını elbette isteyecekti. Mafya Hizbini vereceği yanıtlar teşhir etmeye yetecekti. Bunu çok iyi bildiklerinden toplantıya katılmadan “biz ayrıldık” bahanesi ile kaçmışlardır.

Türkiye ve Dünya Komünistleri, İlerici, Devrimci Demokratları:

Türkiye özgülünde Sosyal Kurtuluş için mücadele yürütmekte olan partimiz TKP (ML) kendi komünist ilkelerine uygun hareket etmeyen pragmatist revizyonist anlayış sahipleri ve parti birliği ve bütünlüğünü dinamitlemeye çalışan bölücü ve bozguncu tavır sahiplerini sorgulamak ve suçlarını teşhir etmek için parti önderliği nezlinde toplantıya çağırdı. Kariyerist unsurlar suçlarının altından kalkamayacaklarını anlamış olacaklar ki partimize cepheden bayrak açarak saldırıya geçtiler. Bu saldırıyı ideolojik ayrılık teraneleriyle süslemeye çalışmaktan geri kalmayacaklardır elbet. Bu kariyerist ve pragmatist unsurlar komünist ilkeleri bir tarafa bırakıp sınıf düşmanlarımızla işbirliği demek olan eroin ticaretinin içine bizzat girmişlerdir. Bunu da uzun süre parti önderliğinden gizlemeyi başarmışlardır. Diğer yandan partimizin idare ve eylem birliğini bozucu hizipçi ve bozguncu tavır sergilemekten de kaçınmamışlardır. İşte PMK bu suç unsurlarını komünist yasalar ve kurallar çerçevesinde yargılamak ve parti ve ordudan atılmasına karar vermek amacıyla toplantı düzenleme kararı almıştır. Ancak komünist adalet, suçluları çok korkutmuş olacak ki yargılanmaktan kaçınmışlardır. Çünkü bu suç sahibi unsurlar partimizin güzel ve iyi değerlerine leke sürmüşlerdir.

20 Nisan 1994 tarihli TKP/ML yurtdışı imzalı bir açıklamada da şu suçlamalar yapılmıştır:

Yoldaşlar!

Partimizin birliğini ve idaresini bozmaya çalışan ve Parti yıkıcılığı yapan, Yeni Hizbin “tasfiyecilik var” demagojisine inanmayın. Geçmiş kökeni ne olursa olsun, Parti suçu işleyen mafya çetesinden hesap soralım! Parti iradesi, Parti birliğinin korunmaması emrediliyor. Parti birliğine zarar verici her girişim ve her tutum Parti düşmanlığıdır. İşledikleri suçun cezasını çekmemek için, “tasfiyecilik” adı altında partiye bayrak açmışlardır. Herkes şunu iyi bilmelidir ki, “Konferans–DABK” diye Partinin bir sorunu yoktur. Doğrularla yanlışlar arasındaki bir mücadeledir.

TKP/ML MK Askeri Komisyon imzalı 26 Nisan 1994 tarihli “TKP/ML’nin Sempatizanları ve TİKKO Savaşçılarına Duyuru” başlıklı bir başka açıklamada mafya çetesi olarak nitelendirilen konferansçılara yönelik suçlamalar şöyleydi:

TKP (ML)’nin sempatizanları ve TİKKO savaşçıları

Uykusundan, giyiminden, yemesinden kısarak her türden desteğini esirgemeyen çilekeş, çeşitli milliyetlerden Türkiye halkı, özelde, özellikle de Dersim halkının yıllardır bağrına bastığı, güven dolu sevgisini sarsan Mafya çetesini ve hizbini Partin TKP(ML) ye teslim etmek için tutukla.

Halkımız!

Senin kurtuluşun için canlarını seve seve verin canlarına hainlik yapan Mafya çetesine ve hizbine kapılarını kapat. Çünkü, gördüğün o çetenin ele başları, HH ve şürekası, Partine, Orduna ve sana ihanet etti. Ve gördüğün her yerde Partin TKP(ML) adına konuşmasına izin verme. Çünkü onlar, senin ve senin gibi halk çocuklarını zehirlemek için kan kustular… Ve bunun hesabını sana vermemek için Partin TKP(ML)’ye, Ordun TİKKO’ya ihanet ederek, Partiden suç işleyerek kaçan Mafya çetesinin elindeki silahından tut, giyimine kadar her şeyini Partiye teslim et. Bu görev sana düşüyor.

Mafya hizbinin peşine takılan savaşçı yoldaşlar. Sizlere sesleniyoruz!

Partinizden, parti merkez komitesine hesap vermekten kaçan çete, sana hesap veremez…

Senin yarattığın değerleri Antalya’nın sosyete mahallelerinde hovardaca yiyen çete, sana hesap veremez.

Senin dürüstlüğüne ve kişiliğine kara leke süren çete, sana hesap vermez.

Sorsana! Çete başlarından Hasan Hüseyin, Bora ve yanındaki birkaç “PÜ” ne neden Partin merkez komitesine teslim olmuyor?

Çünkü, senin bilmediğin o çetenin bildiği, ancak sana söylemediği düşmanla dolaylı ve dolaysız olarak bilgi sızdırdığı karanlıkta kalan şaibeler var. Ve bu kuşkuların hesabını vermemek için Siyasi Büro’nun ve Askeri Komisyon’un 93 sonbaharında almış olduğu soruşturma kararını boşa çıkarmak için parti merkez komitesine karşı beyaz bayrak açtı. Düşün ve sorgula: Neden isyan ettiler?

Kahrolsun mafya hizbi!

TKP/ML’nin DABK kanadı bölünmeden sonra yayınlamış oldukları örgütsel açıklamalarında taraftarlarını eroinci ve mafya hizbi olarak suçladığı konferans kanadının peşinden gitmemeleri konusunda uyarıyordu. Konferansçılarla birlikte hareket edenlerin bir daha TKP/ML ile beraber olamayacakları belirtiliyordu. 18 Nisan 1994 tarihli “TKP/ML MK’nin tüm parti organlarına genelgesidir” başlıklı açıklama şöyleydi;

14 Nisan 1994 günü partimize karşı cepheden bayrak açarak ayrılan mafya hizbi diye bir hizbin gelinen süreçte partimizle uzaktan yakından bir ilişkisi yoktur. Söz konusu hizbe ilişkin parti MK bir bildiri yayınlayarak kamuoyuna bildiride bulunmuştur. Hizbin başını bildiğiniz üzere eroin ticaretini yaptırtan Hasan Hüseyin kod adlı MK üyesidir. Sözü geçen hizip başı ve yandaşı Bora kod adlı MK üyesi de hizipçi ve bozguncu tavırlarını 14 nisan tarihinde ayrılık ilan etmekle resmileştirmişlerdir.

1. Mafya hizbine parti mallarından en küçük parça dahi bırakma, ellerinde olanlarıysa al,

2. Mafya hizbini destekleyenleri yalnızlaştır,

3. Parti disiplinine uymayıp da mafya hizbini destekleyenler olursa herhangi bir organsal meşruiyetleri olmadığı gibi hizbi destekleyenlerinden ellerinden parti mallarını al ve hizipçilik yapanları tutukla.

24 Nisan 1994 tarihli “TİKKO Genel Komutanlık Talimatıdır” başlıklı bir başka örgütsel açıklamada mafya hizbi olarak nitelendirilen konferans kanadının peşinde gidenlere teslim ol çağrısı yapılmakta aksi davrananlar hakkında tutuklama kararları ellerindeki silahlara el koyma kararları ve direnenlerin haklarında ise infaz kararları alınıyordu.

Konferans kanadı ise kendilerini mafya ve eroin ticareti yapmakla suçlayan DABK kanadını “sol sekter tasfiyeci klik ve partimizde boy gösteren savaş ağası, darbeci çete” olarak nitelendiriyordu. Konferansçılar DABK kanadının yayınlamış olduğu Partizan Özel sayısını korsan yayın olarak nitelendiriyor, özel sayıda dile getirilen suçlamalara karşı çıkılarak, DABK kanadının “Proletarya Partisi”nin birliğini bozmaya yönelik karşı devrimci çete çalışmaları yaptığını öne sürdü.

Konferans kanadı tarafından çıkartılan “Partizan” dergisinin Haziran 1994 tarihli 18. sayısında “Tüm Devrimci Demokrat Kamuoyu ve Partizan Kitlesine” başlıklı 28 sayfalık uzun yazıda DABK kanadına yönelik tasfiyecilik suçlamaları vardı. Suçlamalara Temmuz 1994 tarihli 19. sayıda da devam ettiler. “Darbecilik ve Komploculuk Yenilgiye, MLM Zafere Götürür” başlıklı yazıda darbeci olarak nitelendirilen DABK kanadına yönelik şu suçlamalar yapılıyordu:

Yoldaşlar!

Partimizin birliğini ve iradesini bozmaya çalışan ve Parti yıkıcılığı yapan, yeni hizbin tasfiyecilik var demagojisine inanmayın. Geçmiş kökeni ne olursa olsun, parti suçu işleyen mafya çetesinden hesap soralım! Parti iradesi, parti birliğinin korunmasını emrediyor. Parti birliğine zarar verici her girişim ve her tutum parti düşmanlığıdır. İşledikleri suçun cezasını çekmemek için tasfiyecilik adı altında partiye bayrak açmışlardır. Herkes şunu iyi bilmelidir ki, “Konferans–DABK” diye partinin bir sorunu yoktur. Doğrularla yanlışlar arasındaki bir mücadeledir.

Aynı yazıda DABKçılarla ilgili “Tasfiyeci darbecilerin yönetim hesapları yalan iftira ve karalama üzerine kuruludur” deniliyordu. Her iki kanat da kısa bir süre Partizan dergisini çıkarttılar. Birbirlerini korsan dergi çıkartmakla suçladılar. DABK kanadı daha sonra Partizan ismine öncü adını ekleyerek “Öncü Partizan” ismiyle Ağustos 1994’de dergi çıkartarak örgütsel faaliyetlerini sürdürdü. Öncü Partizan’da da konferans kanadına yönelik suçlamalarına devam etti. Her iki kanat yurt içi ve yurt dışındaki örgüt kadrolarını saflarına çekebilmek için yoğun propaganda çalışmaları yaptılar. Ayrılıkta “Özgür Gelecek” gazetesi konferans kanadının elinde kaldı. Partizan dergisinin Temmuz–Ağustos 2002 tarihli 45. sayısında TKP/ML tarihi anlatılırken 18 Nisan 1994 tarihindeki bölünmeye de değiniliyordu. Bölünmede DABK kanadı suçlanırken şu eleştiriler yapılıyordu;

Birlik daha bir yılını doldurmadan, Askeri Komisyon içerisinde kümelenen DABK önderleri Proletarya partisine karşı 18 Nisan 1994 tarihinde bir darbeye kalkıştılar. Parti içinde büyük çoğunluk, parti içi mücadele devrimci normları benimsememiş, parti hukuku ve tüzüğünü esas alan ve sorunları tartışma ve iradeyle çözmeyi benimsemiştir. Tarihimizde ikinci kez parti çoğunluğu, parti iradesine karşı yapılan darbeyi benimsemeyerek karşı çıkar ve partideki sorunların çözümü için iradeye gidilmesini ve çözüm yerinin konferans ve yönetimin demokratik olmasını benimserler. Darbeci suçlarında ısrar ederler, ölüm fermanlarını çıkarırlar, partinin yanında yer alan gerilla birliklerini silahsızlandırma saldırısına giderler. Ama özellikle köylülerin açık karşı duruşları ve tecrit etmeleri darbecileri bu tavırlarını uygulamaktan alıkoyar.

Konferans kanadı DABKçılar tarafından kendilerine yöneltilen eroin ticareti suçlamalarına Partizan dergisinin Haziran 1994 tarihli 18. sayısında cevap veriyorlardı. Eroin ticareti olayını inkar etmiyorlar ve böyle bir olayın yaşandığını itiraf da ediyorlardı. Konferansçılara göre eroin ticareti 1989–90 yılında gerçekleşmişti. Bundaki amaç örgütün mali sıkıntısını çözmekti. Konferansçılar eroin ticaretine sahip çıkmakla beraber bu olay yüzünden kendilerini mafya hizbi olarak nitelendiren DABKçılarında eroin ticaretinden haberlerinin var olduğunu belirtiyorlardı. İşte TKP(ML)’de yaşanan eroin ticaretiyle ilgili konferans kanadının itirafları;

Dava konusu fiil 1989–90 yılında gerçekleşmiştir. Bunun sorumluluğunu taşıyan yoldaşların geçen yıl OPK’da açıkladıklarına göre; o dönem partinin (Konferans kanadı) gerilla güçlerini yeniden oluşturma ve diğer faaliyetlerinin giderlerini karşılamada ciddi sıkıntı çektiği bir sıra, / silah alımı için bağlantı kurduğu kaçakçılardan gelen “yurt dışına çıkarılacak bir miktar eroinin oradaki satışına aracılık edecek adamlar bulup yardımcı olursanız sizin için de faydalı olur” şeklindeki önerinin sınırlı sayıdaki yönetici kadrolar arasında partimizin ideolojik ilke ve anlayışına aykırılığı açık olduğu halde acil mali sorunları giderme anlayışı ve faydalıcılığı ile “olabilir” şeklinde değerlendirilmesi üzerine kaçakçılarla doğrudan ilişkili yoldaş tarafından bu olumsuz eğilim fiili bir girişime dönüştürülmüş, sempatizan ilişkisi üzerinden bir defalığına mahsus aracılık etme yoluna girilmiş, sonradan bilgilendirilen MK–SB’nin diğer üyeleri de bu sınırlı şekliyle aracılık işine olur verdiği gibi konunun parti prestiji için yıpratıcı olmaması açısından ilgili kişilerle sınırlı ve gizli tutulması da benimsenerek üslenilen aracılık yapılıp buradan elde edilen 4,5 milyar TL silahlanma başta olmak üzere örgütsel giderlere harcanmıştır. OPK’daki soruşturmada bu açıklamalarla birlikte içine düşülmüş olan ideolojik olumsuzluğa ilişkin özeleştiri veren yoldaşlar hakkında yalnızca dört delegenin “ihtar yada ağır ihtar cezası verilmelidir” şeklinde cezai işlem önerisi olmuş, ancak delegelerin büyük çoğunluğu verilen özeleştirinin yeterli olduğunu belirterek uyarıcı nitelikte olsa bile herhangi bir cezai işleme gerek olmadığı görüşünde birleşmişlerdir. Bunun ardından söz konusu olayın partiye ve halka açılıp açılmaması üzerine görüşüldüğünde ise yalnızca partiye açılması yönünde görüş belirtilmesi dışında tüm delegeler yine parti prestijine dair gerçeklerle olayın OPK özel tutanağında saklı ve gizli kalmasını savunmuş ve bu yönde karar alınmıştır. Aynı özel tutanakta, OPK’ya gelmek üzereyken yakalanan iki delegenin kendilerine bu eroin davasından sorumlu bir delege tarafından komplo düzenlendiği kuşkusu ve soruşturma istemiyle yazdıkları mektup da değerlendirilmiş, burada söz konusu yoldaş açısından öne sürülen kuşkunun yersizliği noktasında hem fikir olunurken, araştırmasız kapanır olmaması açısından bir komisyon oluşturulup, önüne görev konulmuş, bu komisyon da yakalanmanın oluş biçimi ve önceki durumlardan hareketle telefon konuşmaları ve kaynağı anlaşılan bir takip sonucu meydana geldiği kanaatine varmış, ileri sürülen kuşku yönündeki ihtimali destekleyecek hiçbir somut veri yada araştırılması gereken belirti bulunmadığını da tespit ederek böyle bir kuşkunun yersiz olduğu kararı ile araştırmasını sonuca bağlamıştır. Daha da önemli bir husus; OPK’da bu soruşturmaların muhatabı olan yoldaşların, kendilerini 6 ay sonra partiden kesinlikle atılması ve hatta tutuklanıp ölüm cezasına kadar yargılanması gereken kişiler diye ilan edecek olan tasfiyeci hizip mensuplarının da oyları ile MK’sine seçilmiş olmaları gerçeğidir. Üstelik şu an “mafya çetesinin başı” diye teşhir edilen yoldaşa delegelerin istisnasız hepsi oy vermiş ve MK’da bu yoldaşı kendi içinde parti genel sekreterliğine seçilmiştir.

İşte daha sonra “Mafyacılık, Eroin Çetesi, Antalya’da villa, kayıp para, komplo ajanlık” gibi üfürükle balon gibi şişirilen olayın OPK’da ki soruşturma sonuçları ve halen daha gizli tutulan resmi boyları böyledir. OPK sonrası bu konularda alınan kararların gözden geçirilmesini gerektiren farklı somut olgular da çıkmış değildir. Yalnızca eroin ticaretinden eksik tahsil edilmiş paraların herhangi bir şekilde alınmaya çalışılmayacağı yolundaki OPK kararı temelinde tavırları birbiriyle çelişen iki MK üyesinin karşılıklı olarak birbirlerini suçlayan ve bazı üstü örtülü ifadelerle şaibe yaratan mektupları gündeme gelmiştir. Bu yoldaşlardan biri aracılık işine malını mülkünü satarak giren sempatizanların kaçakçılardan alacağını zorla da olsa tahsil etmek ve partiye yardımcı olmuş birinin mağduriyetini gidermek üzere harekete geçerek, diğeri ise bunun OPK kararını ve tüzüğü ihlal edici bir davranış olduğunu belirterek engel olmaya çalışmış, aralarındaki tartışma bunun üzerine çıkmış fakat birbirlerini “mafya gönüllüsü fedaisi” gibi şeylerle suçlama olumsuzluğuna vardığı gibi olayın karanlık bazı yönleri olabileceği kuşkusunu da uyandırmıştır. Bu mektupları eline alan AK tasfiyeci kliği ise ortaya çıkan çelişkinin gerçek boyutlarını araştırma ve tarafların kuşku verici yönleriyle tüzük hükümlerine uygun sorgulamasını isteme yerine, eroin davasında adı geçen tüm kişileri karanlık işler ve komplo olayları içinde göstererek ve de mektuplarda hiç olmayan “kayıp para, villa” gibi uyduruk şeyleri bu mektuplara atfen ileri sürerek ağır bir yargı ve peşin hükümle ilk MK toplantısında cezalandırma yönünde istismar etmekte fayda görmüştür.

Bir cevap yazın

error: Content is protected !!