Dr. Şıvan’ın Katili T–KDP İçerisindeki Feodal İşbirlikçi Çetedir

(PKK) KONGRA–GEL Lideri Abdullah Öcalan:

“Dr. Şıvan’ın Katili T–KDP İçerisindeki Feodal İşbirlikçi Çetedir”

“Birçok partiyi o duruma getirmeye çalıştılar. Komplo ve tasfiyeyi geliştirmek istediler. Sait Elçi’yi Dr. Şıvan’a vererek, “al, tasfiye et” demişlerdir. Durum budur. Ondan sonra da “Sen parti başkanını vurdun, sen de gel” demişlerdir. Fazla uzatmaya gerek yok. Bir de sonucuna bakalım. Sonuç nasıl gelişti? İki Sait’ten de geriye kalanlar önemlidir. Bir Sait’ten kalan Dervişe Sado örgütün sorumlusu yapıldı ve örgütü 1972’den beri MİT’in denetimine soktu. Diğer Sait’ten kalanlar da sözde bir parti kurmuşlardı. Onlardan biri Ömer Çetin’dir ve Diyarbakır zindanında nasıl teslim olduğunu dünya alem biliyor. Bir MİT işbirlikçisidir. Diğerleri de suskundur, bir nevi tasfiyecidirler. Bir tanesi de A. Zeki Okçuoğlu’dur, o da Amerikan propagandası yapmaktan öteye bir şey yapmaz. Çok dikkat edin, yanında direnen Çeko ve Brusk da katledildiler. Onlar canları pahasına direnen ve gerçekleri açıklayabilecek kişilikler oldukları için katledildiler. Onlar direndiler, “Bu oyunu sürdüremezsiniz” dediler. Geriye kimler kaldı? Geriye teslim olanlar kaldı, işbirlikçiler kaldı.”

“Özetlersek, basit bir komplo olayıyla karşı karşıya bulunuyoruz. İki Sait de asla birbirini vuracak düzeyde insanlar değil. Birbirlerine en yakın yardımcı iki insan. Biri diğerini korumuş, diğeri öbürünü korumuş. Biri diğerine en üstün yeri veriyor, diğeri de öbürüne en üstün yeri veriyor. Bu kadar kısa sürede niçin birbirlerine düşman olsunlar? Bunları anlamak için hiç kimsede akıl yok muydu?

“1960’larda T–KDP’nin temelleri birkaç dürüst yurtsever tarafından atıldığında, MİTin bu örgütün içine sızarak bazı öğelerini satın aldığı ve 1970’ler–den itibaren onlarla sahte bir KDP’yi organize ettiği, bütün parçalardaki KDP’leri kendisine bağlayarak, ilkel milliyetçi tarzda da olsa milliyetçiliğin gelişmesine ket vurduğu ve bunların kendi ulusal çıkarlarının araçlarına dönüştürdüğü bilinmektedir. Bunların tarihlerinin ciddi bir tarzda incelenmesi bile, MİT’in ve Türk polisinin bu konuda ne kadar deneyim sahibi olduğunu çok iyi ortaya çıkaracaktır. Mustafa Suphi ve yoldaşlarının katledilmesinden sonra TKP’nin sahte önderlerinin, Sait Elçi ve Sait Kırmızıtoprak’ın öldürülmesinden sonra KDPnin sahte sekreterlerinin MİT ile nasıl haşır neşir oldukları ve sosyalizmi ve yurtseverliği nasıl tahrip ettikleri ibretle incelenip, çok dersler çıkarılabilir.

Bir cevap yazın

error: Content is protected !!