Hakkı Öznur: Muhsin Yazıcıoğlu tek adam, tek parti rejimine karşıydı

Hakkı Öznur: Muhsin Yazıcıoğlu tek adam, tek parti rejimine karşıydı

Muhsin Yazıcıoğlu’nun doğumunun 67. Yılında 40 yıllık siyasi yaşamını, çizgisini ve duruşunu Hakkı Öznur anlattı.

Türkiye’nin en önemli sorunu: Kaht-ı Rical. Eskilerin “kaht-ı ricâl” yani “devlet adamı kıtlığı” dedikleri bir süreç yaşanıyor ülkemizde.

Zor zamanlardan geçiyoruz. Sıkıntılı ve bunalımlı günlerdeyiz. Zor zamanlardan geçerken, millet önderlerine, gerçek devlet adamlarına ihtiyaç duyarız. Onlar, devlete, millete, vatana, sahip çıkmalarıyla, varlıklarıyla, duruşlarıyla, yol göstermeleriyle hep anılırlar ve aranırlar. İşte, milletin adamı, şehit lider Muhsin Yazıcıoğlu da onlardan biriydi. Milletin sevdiği, değer verdiği, güvendiği bir siyaset adamıydı.

Onun yokluğu hem devlet nezdinde hem millet nezdinde derinden hissediliyor. Toplumun bütün kesimleri onu özlemle arıyor. Birleştirici, bütünleştirici, yol gösteren, sağduyulu, itidalli tavrıyla hep örnek olmuştur.

Milletin adamı Muhsin Yazıcıoğlu’nun yokluğu derinden hissediliyor. Şehadetinden bugüne 12 yıl, 9 ay, 6 gün geçti. Toplam 4665 gün geçti. Acımız, hala dipdiri. Hüznümüz, devam ediyor. Türkiye, yiğit dava adamını, adam gibi adam olan Muhsin Yazıcıoğlu’nu arıyor.

55 yıllık yaşamında hep ‘Anadolu kimliği’ ile hareket etti. Millî ve manevi değerleri savundu, milletin değerlerine sahip çıktı. Milletin inançlarına, değerlerine saldıran, savaş açanlara karşı, hep milletinin yanında yer aldı.

Oğuz’un evlatlarından, Türkoğlu Türk Muhsin Yazıcıoğlu, her zaman adaletten, demokrasiden ve milletten yanaydı. Türkiye’nin milli direnç merkeziydi, meclisin sigortasıydı. Anadolu’nun bağrından çıkan bu yiğit liderin, bu büyük siyaset ve millet adamının kahramanca, idealist mücadelesi her zaman toplum da büyük saygı uyandırdı. Milyonlarca insan ona sevgi ve hürmet besledi. O’nun dik duruşuna davasına olan bağlılığına hep hayran oldu.

İSTİKAMETİ, KIBLESİ DOSDOĞRU BİR DAVA ADAMIYDI

Siyasi çizgisinde kırıklık yoktur. İstikameti-kıblesi dosdoğru bir dava adamıdır. İman ve ahlak abidesi bir şahsiyetti. Milletin adamı Muhsin Yazıcıoğlu için önemli olan iktidar vizesi değil, yüce Rabbimizin rızasıydı. Kur’an ve sünnet çizgisinde bir hayat sürdü. Hesap adamı değil, gerçek bir dava ve gönül adamıydı. O, istikamet ve vakar sahibiydi. Hiç yanlış yapmadı, politikanın hiçbir kiri bulaşmadı üzerine. O, makam ve mevkileri değil, sonsuzluğu düşünen bir liderdi. Siyasi yaşamı boyunca, her türlü emperyalizm ile liberal, kapitalist sistemle mücadele etti. Egemen güçlere, çıkar çevrelerine asla boyun eğmedi, iç ve dış karanlık mihraklarla daima mücadele etti.

Bütün ömrünü, bütün varlığını Kur’an’a bağlayan bir adamdı. Davasını Kur’an’la anlatan, ülküsünü iliklerine kadar yaşayan Muhsin Yazıcıoğlu, bir Kur’an ve peygamber sevdalısıydı. Onun referansı Kur’an ve sünnetti.

Öylesine vâkar sahibi, feraset sahibi bir insandı ki; “zulüm Azrail olsa da ben hep Hakk’ı tutacağım” düsturuyla hareket ederdi.

Kamil bir Müslümandı, feraset sahibi bir liderdi. Muhsin Yazıcıoğlu deyince Kur’an’a adanmış bir ömür ve Allah ve peygamber sevdası ile dolu bir yürek karşımıza çıkıyor.

ALLAH MUHSİNLERLE BERABERDİR

Yüce kitabımız Kur’an diyor ki, “Allah, Muhsinlerle beraberdir.”

Kur’an ayetlerinde ‘Muhsin’ ifadesi birçok yerde geçmektedir.

Kur’an’ın açıkladığı 99 güzel isminden biri de Muhsin olan Cenab-ı Allah, güzeli ve güzellik sergileyenleri sever. O, gerçekten Muhsinlerdendi. Muhsin Başkan, güzel bir insandı.

Allah, iyilik ve güzellik insanı olan Muhsinlerle beraberdir. Hiç şüphesiz yüce Allah, dünyada ve ahirette kötülerle değil, Muhsinlerle/iyilerle beraberdir. Dünyada kiminle birlikte olursak, kıyamet günü de onunla birlikte oluruz.

Rabbimizin yüce kitabında Muhsinleri sevdiğini ferman ettiği ayetlerindeki gibi kendini Allah’a adamış yiğit ve güzel bir insandı Muhsin Başkan…

Acımız hale taptaze, tarifi mümkün değil. Acımız, hüznümüz devam ediyor. Muhsinlerle de hüznümüz Allah’adır bizim…

Muhsin Başkan’ın hayatı cesaret, adalet ve şehadetti.

Biz Allah yolunda, Kur’an yolunda, millet yolunda şehit düşen Muhsin Başkan’la beraber olduk. İyi ki onun gibi yiğit bir liderle, adam gibi adamla yol ve dava arkadaşı olmuşuz. Ne mutlu bizlere…

Muhsin Yazıcıoğlu’nun “gizli” ajandası yoktu. Açık, şeffaf ve milletiyle, dava arkadaşlarıyla iç içe, bir bütün olan milli bir liderdi. Muhsin Yazıcıoğlu için kişilerin, grupların bekası değil, devletin, milletin bekası, ülkenin yarınları önemlidir.

Muhsin Yazıcıoğlu hiçbir zaman benliğini, nefsini davanın önüne geçirmemiştir. “Ben siyaseti Allah rızası ve içinden çıkmış olduğum Türk milleti için yaptım” sözünü Muhsin Yazıcıoğlu ağzından asla eksik etmemiştir.

Muhsin Yazıcıoğlu’nun “Haksız bir dava uğruna sultanlık yapacağıma, gerekirse haklı davada tek başıma yürürüm!” sözü bizim bağlı olduğumuz en temel esaslardan biridir.

Şehit Muhsin Yazıcıoğlu deyince dava adamlığı, davaya adanmışlık, fazilet, fedakârlık, vefa, kadirşinaslık, hasbilik, beklentisizlik akla gelir. Kendisi için bir gün yaşamadı. Ömrünü, hayatını, verdiği yüce davasına adadı. Her türlü istibdada karşıydı, İstiklal aşığıydı. Çile adamıydı. Davasının çilesini çekti hep.

İLKESİZLER , ÜLKÜSÜZLER, KORKAKLAR SARAYLARA KOŞARLAR. DAVA ADAMLARI, ALPEREN YİĞİTLER İSE MUHSİN-İ SEVDAYA KOŞARLAR

Korkaklar saraya koşar, saraya biat eder, teslim olurlar. Alperenler ise dik durur, inandıkları davanın peşinde, ülkülerinin peşinde koşarlar.

Alperenlerin yönü, istikameti, çizgisi bellidir. Bizim yönümüz saray, saraylar, köşkler değil, Taceddin Dergâhıdır. Biz, saraya, muktedirlere bakarak hareket edenlerden değil, ilkelerine ve ülkülerine bakarak hareket eden Alperen, ülkücü kadrolarız.

Muhsin Yazıcıoğlu, klasik bir politikacı değildi. Onda İslam ahlakı vardı. Ahlaklı, faziletli, dürüst, haysiyetli bir liderdi. Asla çıkarların adamı olmadı, daima fikirlerin adamı oldu. O, siyasi parti başkanının ötesinde tarihi bir kişilikti. Politikanın kayıkçı kavgasını andıran bir üslupla yürütüldüğü bir zeminde, inancın ve fikrin doğrularını söyleyerek, Türk siyasetinin hesap yapmayan tek lideriydi.

Muhsin Yazıcıoğlu için kişilerin, grupların bekası değil, devletin, milletin bekası, ülkenin yarınları önemlidir. Türkiye’nin milli direnç merkeziydi, meclisin sigortasıydı.

Günümüzün bazı siyasi liderleri gibi makyavelist değildi, Oportünist değildi, ikiyüzlü değildi, siyaseti kirletenlerle hep mücadele etmiş, temiz siyaseti savunmuş bir liderdi. ‘Aldanmadı’, ‘aldatmadı’, milletimizden özür dileyecek yanlışlar yapmadı. Ne ‘aldandı’ ne ‘aldattı’. Hep doğru, ilkeli, tutarlı siyaset izledi.

ALDANMADI, ALDATMADI, DİK DURDU, DÜZ YAŞADI

Hiçbir çıkar ve menfaat duygusu olmadan millet aşkı ile yola çıkan Muhsin Yazıcıoğlu, milletine asla yalan söylemedi, yanlış yapmadı, popülizme sapmadı, sağa sola yalpalamadı, politikanın fırıldaklarından olmadı, ikiyüzlü davranmadı. İhtirasları yoktu… Nefsine esir düşmedi, kimseye iftira atmadı, kin tutmadı, tribünlere oynamadı, kaos peşinde koşmadı. İç ve dış karanlık odaklara teslim olmadı; egemen güçlere, çıkar çevrelerine boyun eğmedi.

Hep dik durdu, düz yaşadı, hayat çizgisinde kırıklık yok, çizgisini bozmadı, istikametini değiştirmedi. İnandığı değerlere hep bağlı kaldı. Kendisi için bir gün yaşamadı. Ömrünü, hayatını, verdiği yüce davasına adadı. O, makam ve mevkileri değil, sonsuzluğu düşünen bir liderdi.

Siyaset üslubunda seviye, nezaket, naiflik, hoşgörü, diyalog, kuşatıcılık vardı. Bugün ülkeyi yönetenlerin üslubunda ise tam tersi var. Güç zehirlenmesi yaşayan siyasetçileri daima uyarmıştır. Güç çılgınlığı ile yoldan çıkan saldırgan ve çirkin bir dil kullanan, kendini “tek adam” olarak görenleri, otokrasiye saplanmakla itham etmiştir.

TEK ADAM, TEK PARTİ REJİMİNE KARŞIYDI

Muhsin Yazıcıoğlu, siyasette otoriterleşme eğilimlerine hep dikkat çekmiştir. Tek parti güdümlü otoriterleşmeye karşı durmuş, demokrasiyi ve özgürlükleri savunmuştur. Siyasi yaşamı boyunca tek adam anlayışına, lider sultasına daime karşı çıkmıştır.

Her zaman otoriter, hegemonik ve despotik iktidarlara ve ceberut devlet anlayışına karşıydı. “Milletin adamı milleti kamplara ayırmaz, cepheleştirmez” derdi.

Muhsin Yazıcıoğlu, ötekileştirmezdi. Birleştirici, bütünleştirici ve kuşatıcıydı. Toplumu ayrıştırıcı ve kutuplaştırıcı siyasetleri her zaman tehlikeli bulmuş ve uyarıcı olmuştur.

Siyasi yaşamı boyunca tek adam anlayışına, lider sultasına daima karşı çıkmıştır. Kışkırtıcı dil ve söylemi, öfkeyi, inatlaşmayı ve kutuplaştırmayı bir siyaset tekniği olarak kullanan siyaset üslubunu, tehlikeli bulmuştur.

Siyaset üslubunda seviye, nezaket, naiflik, hoşgörü, diyalog, kuşatıcılık vardı. Bugün ülkeyi yönetenlerin üslubunda ise tam tersi var. Muhsin Yazıcıoğlu gönül dilini, demokrasi dilini kullanmıştır.

Siyasi yaşamı boyunca kaos ve gerilim peşinde koşanlarla kararlı bir şekilde mücadele etti. Gerilim siyasetçisi değil, gönül insanıydı.

Siyasette “benden yana olanlar” ve “karşımda olanlar” diye ikiye ayıran yaklaşımların ülkeye büyük zararlar vereceğini daima dile getirmiştir. “İnsanları ötekileştirerek bir yere varamayız” diyordu.

Sürekli düşman üreten ve toplumu kutuplaştıran tavırların, kaosa hizmet edeceğini daima dile getirmiştir. “Ayrıştırıcı ve çatışmacı üsluptan vazgeçin” diye uyarılarda bulunmuştur.

Yazıcıoğlu, adeta kibir kokan, kendisini demokratik bir şekilde eleştirenlere asla tahammül edemeyen, nefsine yenik düşmüş, ihtiraslarına teslim olmuş siyasetçilerin, demokrasi için tehlikeli olduğunu hep vurgulamıştır.

Güç zehirlenmesi yaşayan siyasetçileri daima uyarmıştır. Güç çılgınlığı ile yoldan çıkan saldırgan ve çirkin bir dil kullanan, kendini “tek adam” olarak görenleri, otokrasiye saplanmakla itham etmiştir.

10 YILA YAKIN CEZAEVİNDE YATTI, 4 KEZ İDAMLA YARGILANDI

Şehit liderimiz Muhsin Başkan’ın 40 yıllık siyasi yaşamının 10 yılı hapislerde geçti. 12 Eylül darbesinin ardında tutuklandı. 12 Eylül 1980 öncesi Ülkücü gençlik hareketinin lideri olan Muhsin Yazıcıoğlu başta olmak üzere, binlerce Ülkücü, Ankara Mamak’taki 4. Kolordu Komutanlığı 28. Mekanize Piyade Tümeni içerisinde bulunan C-5 adlı işkence merkezinde 1 ay işkencelerden geçirildi.

Muhsin Başkan’ın, adına “C-5” denilen işkencehanede gördüğü işkence, 13 Şubat 1981 tarihli “ilk muayene” kaydında, ‘dirseklerinde yara, parmaklarında yanık izleri ve idrarında kan tespit edildi’ bilgisiyle yer alıyordu.

“MHP ve Ülkücü Kuruluşlar” davasında idamla yargılandı. İdamını isteyen 12 Eylülcülere meydan okudu. Zulme rıza göstermedi, zalimlere boyun eğmedi. Devletine, milletine küsmedi. İnandığı davadan, ideallerden taviz vermedi. 12 Eylül mahkemelerinde 12 Eylülcülere meydan okudu. “Tek önder Peygamber” dedi. “Davam İ’lay-ı Kelimetullah için Nizam-ı Âlem davası” dedi.

29 Nisan 1981 tarihinde 945 sayfalık bir iddianameyle “MHP ve Ülkücü Kuruluşlar” davası açıldı. 587 sanıklı davada Türkeş’le birlikte 219 Ülkücü hakkında idam istendi. 12 Eylül öncesi ÜOD ve ÜGD Genel Başkanlığı yapan Muhsin Yazıcıoğlu da idamı istenenlerdendi. Muhsin Başkan, kendi tabiriyle 4 kez idam sehpasından dönmüştü.

Mahkemelerde yaptığı tarihi savunma ile 12 Eylülcülerin karanlık yüzünü ortaya çıkarmış, maskelerini düşürmüştür. 12 Eylül mahkemelerinin hukuksuzluğunu ortaya koymuştur.

Onun varlığı, duruşu, yiğit tavrı, zindanlardaki Ülkücülere büyük güven veriyor, onların moralini yükseltiyordu. Mamak Cezaevi’nde yattığı sürece dik duruşu örnek tavrıyla dışarı da olduğu gibi içerde de sembol olmuştu. Bu yüzden O, bütün Ülkücülerin, hep yürekten sevdiği, inandığı, itimat ettiği, yiğit “Muhsin Başkan”larıydı.

“MHP ve Ülkücü Kuruluşlar” davasında idamla yargılandı. İdamını isteyen 12 Eylülcülere meydan okudu. Zulme rıza göstermedi, zalimlere boyun eğmedi. Devletine, milletine küsmedi. İnandığı davadan, ideallerden taviz vermedi.

Yazıcıoğlu bir konuşmasında “Ne kaderime küstüm ne devletime küstüm! Çünkü inanmak iman etmek varsa bir şeye bedel neyse katlanıp; Ya Rabbi kahrın da hoş lütfun da dedik” demişti. Davasına, inanmış bir iman ve ahlak adamı söyler bu sözleri.

MUHSİN YAZICIOĞLU: LOCALARA, LOBİLERE, SERMAYE ÇEVRELERİNE, KÜRESEL MERKEZLERE ASLA BOYUN EĞMEYİZ!

Milletin adamı her zaman dik durmuş, doğru gitmiş şehit Muhsin Yazıcıoğlu’nun 19 Mart 2009 günü Karaman seçim bürosunda söylediği şu sözleri çok önemli ve anlamlıdır:

“Şimdi bakın yoldan geldik, yola gideceğiz. Hiç birimizin garantisi yok. Bir saniyesine bile hâkim olamadığımız, hükmedemediğiniz bir hayat için, bir dünya için, bu kadar fırıldak olmanın anlamı yoktur.”

İlkeli, seviyeli, tutarlı siyaset izleyen her zaman dik duran, milletin adamı şehit Muhsin Yazıcıoğlu, 2006 yılının Haziran ayında Birlik Akademisi’nde verdiği bir konferansta, dik duruş ortaya koyamayan siyasetçilerle ilgili şu tarihi sözleri söylemiştir:

“Ben siyaseti Allah rızası ve içinden çıkmış olduğum Türk Milleti için yaptım. Siyasette her zaman açık, şeffaf ve ilkeli olacaksınız. Milletine hizmet etmek isteyen siyasetçi, her zaman dik durmalıdır. Hakkı söylemek kolay iş değildir, dik durmayı gerektirir. Açığı olanlar, diyet borcu olanlar, dik duruş ortaya koyamazlar. Eğilenler, bükülenler, yamulanlar, sistemin adamı olurlar, silinir giderler. İktidarlarla, güç odaklarıyla, çıkar çevreleriyle menfaat ilişkisine girenler, kirli ve karanlık ilişkileri olanlar, çok kolay teslim alınırlar. Ardından güç odaklarının istediklerini yerine getirirler ve onların maşası olurlar, onların söylediklerinin dışına çıkamazlar.”

18 Haziran 2000 tarihinde katıldığı bir şölende yine milletin adamı Muhsin Yazıcıoğlu, şunları söylüyordu:

“Ne loca ne sermaye bizi asla satın alamaz. Hiçbir locanın, hiçbir kirli sermayenin bizi satın alması mümkün değildir. Hiçbir küresel, egemen, emperyalist gücün önünde eğilmedik, dik durduk dik durmaya devam edeceğiz. Küresel güçlerin senaryolarına alet olmayız, projelerinde yer almayız. Haksızlıkla beraber olmaktansa yalnız da olsak hakkı savunuruz.”

Şehit liderimiz Muhsin Yazıcıoğlu, “Kimseye diyet ödemedik! Biz milletle varız, milletimizle var olmaya devam edeceğiz” demişti.

MUHSİN YAZICIOĞLU, KÜRESEL EMPERYALİST SİSTEM VE ONUN İŞ BİRLİKÇİLERİYLE MÜCADELE ETTİ

Siyasi yaşamı boyunca, her türlü emperyalizm ile liberal kapitalist sistemle mücadele etti. Egemen güçlere, çıkar çevrelerine asla boyun eğmedi. İç ve dış karanlık mihraklarla daima mücadele etti.

Muhsin Yazıcıoğlu “KDP, KYB, PKK vb. her biri stratejik maşa olan taşeron örgütlerin arkasında ABD, İsrail, İngiltere, vb. emperyalist ülkeler var” demiştir. Bunların BOP, BİP vb. küresel emperyalist projelere hizmet ettiğini daima en net bir şekilde söylemiştir.

Anglosakson çizgisinin Türkiye ve Ortadoğu’daki kirli ve karanlık oyunlarına, İngiliz/Yahudi fitnesine, Atlantik konseyine, dünya çete başlarına meydan okuyan Muhsin Yazıcıoğlu’ydu. Kapitalist –emperyalist sistemle, Atlantik haydutlarıyla, Atlantik iş birlikçileriyle kararlı bir şekilde mücadele eden, BOP’çuların, BİP’çilerin, Atlantikçilerin, “İkinci İsrail” projesine” karşı çıkan, tavizsiz bir Türk milliyetçisiydi.

PKK açılımı, Oslo rezaleti, İmralı ve Kandil’le görüşmeler, kirli pazarlıklar, yaşanan Habur rezaletleri, Barzani ve Şivan Perver hainine gösterilen karşılama ve ağırlama, Erdoğan’ın Kürdistan yaklaşımı, bölücülerin hem mecliste hem sokaklarda küstahlaşması, PKK’nın siyasallaşmasının sağlanması, Suriye’nin kuzeyinde PYD’nin ortaya çıkması, vb. bunların hepsi milli lider, milletin adamı Muhsin Başkan’ın şehadetinden sonra oldu.

Muhsin Yazıcıoğlu yaşasaydı ‘çözüm süreci’ denilen ihanet süreci, Habur rezaletleri, Oslo ve Brüksel’de İngiltere’nin himayesinde PKK terör örgütü ile yapılan kirli ve karanlık görüşmeler, İmralı ve HDP ile yapılan müzakereler gerçekleşmezdi.

TÜRKİYE DÜŞMANI KÜRESEL GÜÇ MERKEZLERİ İLE MÜCADELE ETTİ

Muhsin Yazıcıoğlu, küresel güç merkezlerine koşmadı. Siyonist merkezlerde konuşmalar yapmadı. Yahudi lobilerinden, İngiliz kraliçesinden madalya almadı. CIA istasyon şefleri ile yurt içinde, yurt dışında gizli kapaklı görüşmeler yapmadı. Malikânelerde, ofislerde bir araya gelmedi. Sabah kahvaltılarında, akşam yemeklerinde onlarla oturup yemek yemedi.

ABD, AB ve Davos’ta dünyayı yönetmeye çalışan dünya kapitalizminden icazet almadı. Muhsin Yazıcıoğlu, siyasi yaşamı boyunca küresel güç merkezleriyle mücadele etti. Muhsin Yazıcıoğlu’na küresel emperyalist güçler diz çöktürtemedi. Bu ülkede, bu coğrafyada emperyalizme boyun eğenler, iş birlikçiliğini, taşeronluğunu yapanlar oldu. Ancak, milli lider Muhsin Yazıcıoğlu, emperyalizme boyun eğmedi, emir ve talimat almadı, dışa bağımlı olmadı, güç odaklarının önünde eğilmedi, küresel diktatörlerin, karanlık merkezlerin emrine girmedi, onlarla kirli ve karanlık ilişkiler kurmadı.

MUHSİN YAZICIOĞLU: “ABD’NİN, İSRAİL’İN, KÜRESEL MAFYANIN ADAMI OLMAYI KABUL ETSEYDİM ÇOKTAN BAŞBAKAN OLURDUM”

Şehit liderimiz Muhsin Yazıcıoğlu, Meclis’te, seçim meydanlarında, çeşitli platformlarda, küresel projelere nasıl alet olmadığını, dik durduğunu, boyun eğmediğini anlatmıştır. Sosyal medyada yayınlanmakta olan Afyon-Emirdağ konuşmasında yine tarihi öneme sahip şu sözleri söylemişti:

“Eğer, Amerika’nın, İsrail lobilerinin, AB fonlarının, küresel mafyanın, Türkiye’yi sömüren sermayenin, çetelerin adamı olmayı kabul etseydim, başbakan yardımcısı olurdum, başbakan da olurdum, başka şeyler de olurdum. Ama ben sizinle yürümek istediğim için tenezzül bile etmedim, etmem de. Dış güçlerin dediklerini kabul etseydim, onların projelerinde yer alsaydım, başbakan da olurdum, iktidara da gelirdik. Ben milletin adamıyım. İktidara geleceksem milletimin desteğiyle gelirim, dış güçlerin, karanlık mihrakların desteğiyle değil. Ben sadece milletimden güç alırım, vesayetçilerden, kirli yol ve yöntemlerle siyaseti dizayn etmeye çalışan iç ve dış mihraklardan değil.”

Yine Yazıcıoğlu bir meydan konuşmasında şunları ifade etmiştir:

“Ülkemize yönelik küresel, siyaset mühendisliği yapılıyor. Küresel iradeye boyun eğmem. Sermayenin, statükonun emrine girmem. ‘Başbakan olacağım’ diye, ‘cumhurbaşkanı olacağım’ diye inançlarıma, ilkelerime, davama ihanet etmem. Geleceksem iktidara milletimin desteğiyle gelirim. Biz parayla, makamla, mevki ile satın alınacak adamlar değiliz.

Biz milletimizle siyaset yaparız ve ancak büyük Türk milletine hizmet ederiz. Biz bağımsız bir siyaseti, millete dayanan bir siyaseti ilkemiz edindik. Hiçbir odak bizim siyasetimize ve duruşumuza müdahale edemez. Bu milli ve yerli çizgimizden ve milli duruşumuzdan asla taviz vermeyiz.”

Milli ve yerli lider milletin adamı, ABD ve İngiltere’den oluşan Anglosakson ittifakı ve onun Orta Doğu’daki iş birlikçisi İsrail’in bölgedeki oyunlarına ve küresel proje olan BOP, BİP ve BAP’a net karşı koyan tek liderdi. Muhsin Yazıcıoğlu, 2007 yılında Birlik Akademisi’nde yaptığı bir konuşmada şunları söylemiştir:

“Küresel diktatör ABD, ülkemiz ve Orta Doğu’daki küresel planlarını, İngiltere ve İsrail birlikte yürütmektedir. Unutmayalım, İngiltere, ABD’nin en büyük stratejik müttefikidir. İkisinin küresel çıkarları örtüşmektedir.”

ÖNDE GİDENLERE SELAM OLSUN

Biz büyük lider, millet önderi, milletin adamı Şehit Muhsin Yazıcıoğlu’nun yol arkadaşlarıyız, dava arkadaşlarıyız. Hiçbir güç, odak bize boyun eğdiremez.

Şehit liderimiz Muhsin Başkan gibi, inançlarımızdan asla taviz vermeyeceğiz Hakkaniyetten ayrılmayacağız. Liderimiz Muhsin Yazıcıoğlu’nun misyonuna sahip çıkacağız, onun söylediği gibi dik duracağız, doğru söyleyeceğiz, düz yürüyeceğiz.

Hakkı söylemek kolay iş değildir, dik durmayı gerektirir!

Milletin adamı, adam gibi adam, yiğit lider, bugün bedenen aramızda değil. Ama maneviyatıyla aramızda ve her zaman bizimle beraber. Onu unutmadık ve unutturmayacağız.

Ömrünü, aziz Türk milletine Nizam-ı Âlem ülküsüne vakfetmiş, milletin davasına adanmış bir ömür ile milletin adamı, şehit lider Muhsin Yazıcıoğlu, 67 yaşında.

Yiğit lider, şehit lider, Muhsin Başkan’ımızı ve 31 Aralık 1988 yılında rahmet-i rahmana kavuşan büyük mütefekkir, Türk-İslam ülküsünün mimarı, Seyyid Ahmet Arvasi hocamızı, şehadete yürümüş tüm şehitlerimizi dava büyüklerimizi, dava arkadaşlarımızı rahmetle yâd ediyorum. Ruhları şad, mekânları cennet olsun. Onları asla unutmadık ve unutmayacağız.

Ey Şehit liderim;

Davan davamız, yolun yolumuz, kavgan kavgamız, sevdan sevdamızdır.

error: Content is protected !!