İngiliz Postahanelerinin Jön Türklere Oyunu

İngiliz Postahanelerinin Jön Türklere Oyunu

 

“İttihat ve Terakki” Cemiyeti’nin memleket dahilinde gizliden gizliye çalışan ve oldukça faaliyet gösteren şubelerinden birisi de Bağdat Şubesi idi. Bağdat’ın muhabiri Dr. Hikmet Süreyya Bey’di. Esas azası on iki kişi idi. Acentelik vazifesini Seccat Haydar Bey yapıyordu. Bağdat şubesinin Diyarbekir ve Musul ile de münasebeti vardı. Diyarbekir bilfiil çalıştığı halde Musul yalnız gönderilen neşriyatı tamim ile iktifa ediyordu.

Bağdat İttihat ve Terakki Şubesi, Paris’te temasını muhafaza etmek için çok zorluk çekiyordu. Çünkü Bağdat’taki İngiliz Postahanesi Jön-Türkler namına gelen evrakı ve mektuplar mahalli hükûmete teslimde hiç tereddüt etmiyordu. Dr. Hikmet Süreyya Bey, İngilizlerin bu hareketleri hakkında Paris’e yazdığı mektuplarda diyordu ki:

“Ali Haydar Mithad Beyefendi kardeşimizin tavsiyesi üzerine aziz kardeşlerimizden Seccat Haydar Bey namına gönderilen mukaddes cemiyetimizin üç nüsha ilannamesi Arapçaya tercüme edilerek yüz elli kopyası icap edenlere dağıldı. Birçok hamiyet erbabı gazeteyi de gördüler. Gazete istiyenler çoktur. Fakat sizin sahte hürriyet muhibbi Avrupalılarınız bizi ürkütüyorlar. Buna karşı cidden bir çare bulamazsanız muhabere etmemiz güçleşecektir.

Sefarethanelerine iltica etmişken beni, Ermeni olmadığım için, arka kapıdan def eden o gaddar İngilizler burada da koca milletlerinin namusuna tevdi olunan evrakı ve mektupları Bağdat Hükûmeti’ne teslim etmeyi üzerlerine almışlardır. Bunun böyle olduğu muhakkaktır. Şimdi İngiliz Postahanesi Türkçe veya Fransızca gelen bütün evrakı hükûmet’e teslim ediliyor.

Londra’da Bonnerman Kabinesi’ne, vaktile bize hayırhahlığı dokunan ve Abdülhamid tarafından Ahmet Rıza Bey aleyhine açılan davada Ahmet Rıza Bey’i müdafaa eden Avukat ve Başvekil Clemenceau’ya, İngiliz ve Fransız milletlerinin uluvv-ü cenabına müracaat ediniz. Bu devletlerin hepsi şarkta kendilerine mahsus birer istibdat politikası takip ediyorlar. Hamid’in mezalimi yetişmiyormuş gibi bir de bu şapkalı ve hürriyetperest geçinen Avrupalı Hamitçilerden de bu muameleyi görünce, insan kendisini adeta engizisyon devrinde zannediyor. Avrupalılarda bu denaeti gördükçe Hamid’in cinayetleri nazar-ında eski dehşetlerini kaybediyor.

Acentelik vazifesini yapan Seccat Haydar Bey, Bağdat’ta İngiliz Konsoloshanesi’nin tercümanı olduğu için en emin vasıta o ve en doğru haber veren yine o idi. Fakat Seccat Haydar Bey bir müddet sonra Bağdat’tan ayrılarak Esbak Efgan Emiri Yakup Han’ın katibi hususisi olmuştu. Kendisi Türk olmadığı halde Türkçe’yi az zamanda iyi öğrenmişti. Hikmet Süreyya Bey’e Türkçe olarak demişti ki:

– “Doktor, şimdilik Allahaısmarladık. Genç Türkleri ve Genç Türkiye’yi hiç unutmayacağım. Kimbilir yakın vakitte inşallah hasta valideniz canlanır. O zaman ben de bana pek ağır gelen İngiliz medeniyetinden, İngiliz boyunduruğundan yakamı kurtarır da hür ve alicenap Türkiye’nin ağuşu şefkatine atılırım.”

Dr. Hikmet Süreya Bey posta işinin hallolunması için Paris’e mektuplar yağdırıyor, fakat Türkiye’de istibdadın devam etmesinde alakadar ve menfaattar olan İngilizlere söz dinletmek kabil olamıyordu. Bağdat ile İstanbul şubeleri keza İngiliz Postahaneleri vasıtasile muhabere ederken bir zamanlar bu imkanda ortadan kalkmıştı. Çünkü İstanbul İttihat ve Terakki Şubesi, Dr. Hikmet Süreyya Bey’e gönderdiği şifreli bir mektubunda demişti ki:

“İngiliz postasile artık bir şey göndermeyiniz. Çünkü İngilizler gelen evrakı ve mektupları her yerde Osmanlı postalarına teslim ediyorlar.”

Hikmet Süreyya Bey bu mektubu alır almaz yine çok hiddetlenmişti. Paris’e yazdığı bir mektubunda diyordu ki:

“Buradaki İngiliz Merkez Konsolosluğu’na bu mealde talimat geldiği anlaşıldı. Bu namussuzluğu yapan acaba İstanbul’daki İngiliz Sefiri Nicolas O’Cannor mudur? Hayatından nevmit olan bu mariz, birkaç yüz bedbaht Genç Türk’ün mahv ve ifnasını kendi rey-i hasudile mi hediye olarak bırakmak istiyor, yoksa Liberal geçinen İngiliz Kabinesi’nin talimatile mi yapıyor, burasını bilemiyoruz.

Abdülhamid’in kurduğu hükûmet, son çılgınlıklarını olanca dehşet ve vahşetile ihtizar günlerinde tatbikten geri durmuyor.

Fransız Akademisi azasından M. Violet’nin oğlu bera-yi seyahat Bağda’da geldi. Kendisine Beyrut tarikile gönderilen Fransız gazeteleri musadere edildi. Haber verdik, fakat Fransız Konsolosu M. Rouet protesto bile etmek istemedi. Bunun sebebini M. Violet’den sorduğumuz zaman aldığımız cevap bizi hayretlere düşürdü. Violet dedi ki:

– “Ne yapayım, burada bulundukça memleketinizin kanunlarına riayet etmek mecburiyetindeyim. Türkiye dahilinde bulunan bütün ecnebi konsolosların gazeteleri Abdülhamid tarafından temin ediliyor. Bu gazetelerin parasını hazine-i hassa vererek onları doğrudan doğruya konsoloslara gönderiyor. Ben de burada bulundukça M. Rouet’nin gazetelerini okumakla kanaat ederim.”

Bu vakalardan sonra dahilde çalışan İttihat ve Terraki azasının ecnebilere ve ecnebi postahanelerine de emniyetleri kalmamıştı.

Bir cevap yazın

error: Content is protected !!