Paris Grubu’na Yapılan Para Yardımları

Paris Grubu’na Yapılan Para Yardımları

 

Terakki ve İttihat Cemiyeti’nin gerek bazı faal azasına her ay verdiği maaşlar, gerekse bu neşriyat için yaptığı masraflar bir taraftan Osmanlı Devleti dahilinde ve haricinde bulunan azasının gönderdiği aidat ile, diğer taraftan da bu aidat haricinde bazı hamiyetli zatların arada sırada yolladıkları paralarla temin olunuyordu. En ziyade Girit’teki ve Bulgaristan’daki Türkler tarafından para gönderiliyordu. Ondan sonra Selanik geliyordu. Cemiyetin hesap defterine bakılacak olursa İstanbul’dan gayet az para yollanıyordu. Gazetelerin abone paraları en ziyade İsmail Mehir Efendi ve Mithat Şükrü Bey’ler namına geliyor ve onlar tarafından Paris merkezine teslim olunuyordu.

Bu aidat haricinde cemiyete fazla miktarda para verenler Mısır Prenseslerinden Nazlı Hanım, Nazime Hanım ve Mısır Prenslerinden Mehmet Ali Paşa idiler. Bunlar arada sırada biner beş yüzer frank gönderiyorlardı. Bir de arada sıra Osmanoğlu isimli bir zatta bin beşyüz frank gibi o zaman oldukça yüksek sayılan paralar yolluyordu. Bu Osmanoğlu denilen zat Rodos hapishanesinde mevkuf olan bazı hürriyet taraftarlarının kurtarılması için de birkaç defa paraca cemiyete yardım etmişti. Onun herhalde cemiyet nezdinde epeyce sözü geçiyordu. Avrupa’da bulunan ve arada sırada Jön Türklerle muhabere eden, Mısır’a da gidip gelen Reşit Bey (sonradan Dahiliye Nazırı olan Reşit Bey’dir) bir Frenk tarafından sırf Abdülhamid’den nişan almak maksadile yazılmış olan bir eser için bir mukaddeme vermişti. Bu mukaddemenin yazılış tarzı Paris’teki Genç Türklerin hoşuna gitmediği için Reşit Bey şiddetle tenkit edilmeğe başlanmıştı. Osmanoğlu denilen zat bunun üzerine Cenevre’den Paris’e yazdığı bir mektubunda diyordu ki:

Ruso isminde bir Frenk bilhassa nişan almak için bir kitap yazmış. O vakit Paris’te bulunan Reşit isminde bir Türk beş yüz frank mukabilinde bu herife bir mukaddeme vermiş. Reşit Bey bu mukaddemesinde Paris Sefiri Münür Paşa hakkında “emineut diplomate” tabirini kullanmaktan başka şimdiki hükûmet için tabasbusluğa bir kelime bile sarfetmediği halde Reşit Bey’e otuz seneden beri hafiyelik eden bir herifin eseri derecesinde rezil nazarile bakmanıza teessüf olunur.

Evet, bu kitapta bir takım gençlerden bahsolunuyor. Bu gençler mekteplerini ancak bitirmiş olan bir alay Züpe takımıdır. Reşit Bey sizlerden bahsetmiyor. Zannetmem ki sizler de bu züppe takımından madut olasınız. Kitabı dikkatle okursanız söylediğinizin zanlardan ibaret olduğuna kanaat getirirsiniz. İstanbul’da yok mudur öyle gençler ki daha sultaniyeden çıkmadan atıp tutarlar, bir şeyi beğenmezler, her gördüklerini tenkit etmezlerse kendilerinin medeni olmadıklarını sanırlar. Alafrangalık göstermek azmile namaz kılmazlar, oruç tutmazlar.

Zannederim ki Reşit Bey onlardan bahsetmek istemiştir. Çünkü sizin söylediğiniz gibi Reşit Bey sizleri sever, sizlere hürmet eder. Böyle olmakla beraber Reşit Bey’in her fikrinizi kabul etmek mecburiyetinde olması lazımgelmez. Liberal olmak mutlaka constitutionel olmağa mütevakkıf değildir. Memleketi, vatanı sevmek behemehal bir hükûmet tarzını tercih etmek demek değildir.

Herhalde Reşit Bey’in 45 sayfalık mukaddemesinde şimdiki hükûmet hakkında methe benzer bir kelime bulunmaması kendisi için bir namus ulusu iken bunun başka suretle tefsir edilmesi şayan-ı teessüftür. Şunu unutmamanız lazımdır ki Reşit Bey tekrar İstanbul’a döneceği için istediğini açıktan açığa yazamaz. Bu şartlar altında onun kadar cesur olan birisini daha gösterebilir misiniz? Reşit bu kadarcık yazdığı için bile hemen hemen istikbalini mahvetmiş gibi bir şeydir. O şimdi, karantinaya konur gibi bir halde bulunuyor.

Evet azizim, cesaret, hiçbir fırkaya intisap etmeksizin kendine mahsusu efkar sahibi olmak demektir. Reşit Bey mukaddemeyi yazarken size demiş ki:

“Bundan ne muhafzakarlar, ne de jönler memnun olacaklardır, fikirler kendimindir. Bunlar belki sağı, solu, her tarafı kıracaktır. Fakat ben böyle düşünüyorum, ne olursa olsun! Benim yerimde başka birisi olsa idi ya Paris’lilerin yahut Abdülhamid’in tarafını iltizam ederdi. Cesaret, şahsiyeti ispat etmek demektir. Şahsiyet göstereni kimse sevmez. Nasıl ki öyle oldu. Hiçbir taraf memnun kalmadı.

Fakat Fransızcayı iyi anlayanların ve memleketi iyi tanıyanların hükümlerine güveniyorum. Bitaraf olan birkaç kişi mukaddemeyi tasvip ettiler. Rica ederim, mukaddemeyi tekrar okuyunuz. Sizlere isnat olunmayarak yazılan şeylerin kendinize hitaben yazıldığına sahip olmak için ortadan hiçbir sebep yoktur. Hakkımda ne yazarlarsa yazsınlar, bırakınız. İyi düşünenler zannetmem ki söylediğiniz kadar adi, cahil, ahlaksız olduğuma hükmetsinler.

Kitabın aslına gelince, onun muhteviyatından Reşit Bey hiçbir veçhile mesul olamaz. Russo’yu Reşit Bey’e temsil etmek hususunda adeta tarafkirane bir fikir olur.

Reşit Bey’in bahsedilen mukaddemesinde neler yazıldığını bilmediğimiz için Osmanoğlu Bey’in yukardaki müdafaanamesinde haklı olup olmadığını tayin edemeyiz, fakat, bir insanın yalnız kendi fikrile yaşamasını bir cesaret gibi göstermesi ve hiçbir fırkaya intisap etmemeği bir meziyet telakki eylemesi doğru değildir. “Memleketi, vatanı sevmek mutlaka bir hükûmet tarzını tercih etmek değildir.” Fikrinin, sevildiği iddia olunan vatana karşı bir alakasızlık, bir lakaydi göstermekten başka bir suretle tefsir edilemeyeceğini anlamaması da herhalde yanlış düşündüğüne delalet eder.

Yukarda bahsedilen Russo gibi adamlar Abdülhamid devrinde eksik değildi. Birçok adamlar Abdülhamid’i methederek ondan rütbe, nişan ve ihsan alırlardı. Bazıları da Abdülhamid’in hoşuna gitmeyen meseleleri karıştırıyormuş gibi görünerek ondan bir hakk-ı sükut istediklerini zalim Padişah’a zımmen anlatmağa çalışırlardı. Bu ikinci kısmı teşkil edenlerin birincilerden farkı şu idi ki yaptıkları tenkitlerle hiç olmazsa memleketi alakadar eden meseleler hakkında istibdat ricalinin nazarı dikkatlerini celp etmiş olurlardı.

Bir cevap yazın

error: Content is protected !!