Paşa Güven Haini ihanetinin Cezasını Mutlaka Ödeyecekti

DHKP-C lideri Dursun Karataş; “Paşa Güven Haini ihanetinin Cezasını Mutlaka Ödeyecekti”

Dev–Sol’u birlikte kurdukları yol arkadaşı bir zamanlar kadim dostum dediği Paşa Güven için eski arkadaşı örgüt lideri Dursun Karataş 1985 yılından bu güne Paşa Güven’le ilgili bir çok açıklamalar yaptı. 1989’da cezaevinden firar ettikten sonra yurtdışına çıkan Karataş, Avrupa’daki hain dediği Güven’le ilgili infaz kararını uygulatmakta gecikmedi. Karataş’ın bu talimatı daha sonra yerine getirildi. 10 Eylül 1994 günü Fransa’da sahte pasaportla yakalanan Paşa Güven Paris savcılığı anti terör birimi sorumlusu başsavcı Patrick Lolanda tarafından Paşa güven cinayetiyle ilgili de sorgulanmıştı. Başsavcıya göre Paşa Güven’in öldürülmesinde Dursun Karataş’ın da parmağı vardı.

1994 yılında Dev–Sol’un ismini değiştirerek DHKP/C adını aldığı örgütün kuruluşunda bir konuşma yapan Dursun Karataş konuşmasının bazı bölümlerinde Paşa Güven’le ilgili görüşlerini de anlatıyordu. Konuşmasının tamamının yer aldığı “Kongre Belgeleri 1” adlı örgütsel yayında da yer alan konuşmalarında Paşa Güven’le ilgili şunları söylüyor:

* 1983 Ocak ve Şubat’ında, henüz gerçek anlamda toparlanmamışken, yeniden büyük bir operasyonla baş başa kaldık. Potansiyelimiz ve örgütlenmemizin yoğunlaştığı hemen bir çok alanda, sorumlu yoldaşlarımızın da içinde bulunduğu birçok yoldaşımız tutsak düştü, birçok olanağımız düşman eline geçti. Bu, saflarımızda büyük bir moral bozukluğu yarattı. Savaşma gücümüzü hemen hemen yitirdiğimiz, hatta dışarıda örgütsel varlığımızı devam ettirememe tehlikesiyle karşı karşıya kaldığımız bir operasyon yaşamıştık.

Yurtdışında bulunan MK üyemiz Paşa Güven ise tamamen kendi kişisel kaygıları içerisine gömülmüş, giderek devrimcilikten ve ülke gerçeğinden uzaklaşmıştı. Ülkedeki operasyonlar, şehitlerimiz, tutsakların direnişi neredeyse onu hiç ilgilendirilmiyordu. Yurtdışının ülkedeki mücadeleyle hiçbir katkısı yoktu; ne maddi ne manevi olarak katkı yapmadığı gibi ülkedeki örgütlenmeye yük oluyordu.

* Yurtdışı sorumlusu Paşa Güven misyonunu tamamen inkar ederek, yoldaşlarımızın ülkeye dönme talebini reddeder. İnsanlarımız yatacak yer, dolmuş parası bulamazken, o yoldaşlarımızdan habersiz ülkedeki eşine ve ailesine sürekli para yardımında bulunur. Örgütlülük içinde bulunması gereken eşi de yine yoldaşlarımızdan habersiz bir şekilde Avrupa’ya yanına aldırtır. Tükeniş ve ihanet, her türlü ahlak kuralını reddederek sürüyordu. Avrupa örgütlülüğünün başına oturmuş bu hain, buradaki taraftarlarımızı da bir türlü gelmeyen savaşma günleri hikayeleriyle aldatarak, hareketin maddi olanaklarını kendi yaşamını idame ettirmek için kullanıyordu. Her türlü ahlaksızlık, mafyacılık işlerine boğazına kadar batmıştı. Tüm bunları yaparken hareketimizin adını kullanıyordu. Paşa Güven haini ile kaçınılmaz olarak hesaplaşacaktık ve ihanetinin cezasını mutlaka ödeyecekti. Kendine verilen görevleri yerine getirmeyen, hareketimizin en zor döneminde genç ve tecrübesiz yoldaşlarımızın yanı başında bulunmak isteyen bu hain, hareketimizin önder kadrolarının tutsak düşmesini fırsat bilerek, dışarıdaki yoldaşlarımızın üzerinde kendi karizmasını kullanarak, kimsenin kendisine bir şey yapamayacağını ve hareketin olanaklarını istediği gibi kullanabileceği düşüncesine kapılarak, bildiğini yapmaya devam ediyordu. Biz tutsakların doğal olarak müdahale etme olanakları yoktu. Her şeyden önce yurtdışına müdahale edebilecek koşulları yaratmalıydık. Yurtdışında ne olup bittiği de tam olarak bilinmiyordu. Arada bir tesadüfen ülkedeki arkadaşların ellerine geçen yurtdışı dergisi, Avrupa koşullarında çıkmasına rağmen, ilkel, bir o kadar da ülke gerçeklerinden uzak, yasak savmak için çıkartılan bir kağıt parçasıydı.

* Dışarıda, yurtdışındaki Paşa haini hemen tüm ilişkilerini ülkeyle kesmiş, tamamen kendi kişisel yaşamını kurmuştu. Ülkede ise, yeniden yakalanmalar olmuş, Sabo yalnız kalmış ve yetemiyordu. Yönetici ihtiyacı kendisini şiddetle hissettiriyordu.

* Artık kangren olmuş yurtdışı örgütlenmemizi kendi çıkarları doğrultusunda kullanan Paşa Güven haininin tüm ilişkileri kesilerek, işlediği suçların hesabının sorulacağı kamuoyuna açıklandı. Yurtdışında hareketi bölmek için yaptığı tüm girişimler boşa çıkartılarak tecrit edildi. Devrimci hareketi ve kitleleri kişisel aile ve yakınları için kullanamayacağını anlayınca, Fransız polisinin denetiminde, eşiyle birlikte mafya işleriyle uğraşarak yaşamaya başladı. Hareketimizin kadro ve taraftarları düşman ateşi altında en zor dönemlerimizde bizi yalnız bırakan, hareketimizin olanaklarını kullanan bu haine karşı büyük bir öfke doluydu. Onu asla affetmeyecektik.

* Ali Akgün’ün “Gerçek Devrimci Sol biziz” diye ortaya çıktığı ve pervasızca ortalıkta dolaştığı bu ortamda dışarıdaki yoldaşların Paşa Güven hainiyle neredeyse hiçbir ilişkileri kalmamıştı.Paşa Güven kendi ihanetini meşrulaştırarak Ali Akgün’ü bulmuş ve onunla işbirliği yapmaktaydı. İki hain hareketi parçalamakta anlaşmıştı. Bu parçalanmanın planlarını oluşturmak için Ali Akgün yurtdışına çıkma hazırlıkları yaparken, kaldığı DHB’li sempatizanın evine karakol polisinin bir çağrı tutanağı getirmesi üzerine, bunu görüp paniğe kapılır, pencereden atlayıp kaçmaya kalkar, ama yakalanır. Etrafına topladığı lümpen serseri çetesi de dağılır. Paşa Güven haini, artık son kozunu da kaybetmiş ve artık düzene dönmeye karar vermiştir. Aslında yalnız komplosu bozulan Paşa Güven ve Ali Akgün değildir. Komplonun esas sahipleri oligarşi ve oportünizmdir. Oportünizmin hareketimizi bölme çabalarında yenilgiye uğradığından, bu yenilgilerin acısını unutmayacak ve her fırsatta düşmanlığını kusmaya devam edecektir. Paşa Güven ve Gavur Ali hainleri cezalandırıldığında koparılan fırtına bunun sonucudur.

Bir cevap yazın

error: Content is protected !!