THKP–C mensupları Mahir Çayan’ın ifadelerini tartışıyor

THKP–C mensupları Mahir Çayan’ın ifadelerini tartışıyor

İlyas Aydın’ın THKP-C içinde önemli bir yeri olmamıştı. Ev tutan bazı yardımlar yapan bir taraftar durumundaydı. İlyas Aydın’ın Çayan’la bağ kurması 1971 yılının başına rastlar Orhan Savaşçı’nın sınıf arkadaşı olan İlyas Aydın’ın Savaşçı ile ilişkisi daha sonra da sürdü. Ama bu daha çok arkadaşlık ilişkisiydi. Sadece arkadaşı Savaşçı kendisinden bazı yardımlar isteyince kabul etmiş, onlardan biri olan ve bazı örgüt üyelerinin yakalandığı evi tutmuştu. Demir’lerin yakalandığı evin nasıl ortaya çıktığı hala cepheciler arasında dünden bu güne tartışılmaktadır. Ama İlyas Aydın bu evi tutan ve yerini bilen bir kaç kişiden biri olması nedeniyle hakkında ajanlık tartışmaları yapılmıştı.

THKP-C’ye düzenlenen operasyonlardan sonra bir çok kadrosu ve taraftarı tutuklanarak cezaevine gönderilmişti. İlyas Aydın tartışmaları cezaevinde de devam etti. Başta Çayan ve arkadaşlarının İlyas Aydın’a yönelik ajanlık suçlamaları genel kabul görmüyordu. Operasyonlar sürerken Malatya’daki örgütsel ilişkileriyle Filistin’e çıkan İlyas Aydın’ın MİT ajanı ilan edilmesi ve ilan edilmiş bir kişinin de örgüt tarafından Filistin’e gönderilmesi cephecilerin kafalarını darma dağın etmişti. Aslında MİT’in THKP-C sorumluları tarafından ajan ilan edilmiş bir adımını Filistin’e göndermesi İ. Aydın’a yöneltilen ajanlık ithamını daha da gölgeliyordu.

Mahir Çayan ve bazı arkadaşlarının 30 Kasım 1971 günü Maltepe askeri cezaevinden kaçmasıyla birlikte THKP-C içerisinde ajanlık tartışmaları ve fikir ayrılıkları örgütte huzursuzluğu arttırırken bazı MK üyelerinin örgütten ayrılmasına da sebep olacaktı. Çayan kaçışından 14 gün sonra Yusuf Küpeli ve Münir Aktolga’yı Levent’teki bir evde gizlice buluşmaya çağırıyordu. Çayan ve arkadaşları MK üyeleri Yusuf Küpeli ve Münir Aktolga’ya kaçıştan sonra kendileriyle ilgilenmedikleri yer ve silah sağlamadıkları gerekçesiyle şiddetle eleştiriyor aylardır kendilerini saklamak dışında bir şey yapmamakla suçluyordu.5 Yusuf Küpeli ise Çayan’ı açık bir şekilde eleştiriyordu.

Yusuf Küpeli de başta banka soygunları olmak üzere Elrom’un öldürülmesinden İlyas Aydın’ın ajan tartışmalarına kadar Mahir Çayan ile bir çok konuda ihtilaflıydı. Çayan’ın örgütsel anlayışına ve onun öncü savaş teorisine karşı çıkıyordu. Yusuf Küpeli’nin Mahir ile arasında geçen tartışmalar Türk solunda “İşçici” bir çizgisi olan 1970’in Ekiminde düzenlenen Proleter Devrimci Kurultayın organizatörlerinden 12 Mart muhtırasından sonra bir çok Marksist–Leninist örgüt lideri ve sempatizanlarla beraber tutuklanarak cezaevinde yatan Sırrı Öztürk tarafından da dile getirilecekti. Öztürk birlikte hapis yattığı cezaevi arkadaşlarını anlattığı “Portreler” adlı kitabında Yusuf Küpeli’ye de yer vermekteydi. Öztürk’ün Küpeli’yi anlattığı bölümde Küpeli’nin Mahir Çayan’la olan ihtilaflı birçok konuyu anlattığı gibi İlyas Aydın olayıyla ilgili Küpeli’nin Çayan’a olan tepkisini de anlatıyordu. Öztürk’ün hatıralarında anlatılan ihtilaflı konular aynen şöyleydi:

Yusuf Küpeli banka soygunlarına karşı çıkar: “Deniz ve arkadaşları banka soygunu yapıp popülariteleri (ne demekse) artınca, Mahir, Münir ve beni, soygun yapmaya zorladı!…” der. İsrail Konsolosu Ephraim Elrom’un kaçırılışı nedeniyle hazırlanan THKP–C bildirilerini Ankara’da dağıtmazlar. Elrom’un öldürülmesi eylemini onaylamaz ve karşı çıkar. Elrom’un öldürülüşünü üstlenmeyen Mahir’e kızar, suçu Yzb. İlyas Aydın’ın üzerine yıkan ifadesine karşı tepkisini dile getiren “Elrom’u ben öldürdüm!” diyerek bir mektup yazmaya girişir. Adam kaçırma ve fidye isteme eylemleri de Yusuf Küpeli’nin şiddetle kaşı çıktığı eylem biçimleridir. Devlet terörü, THKP–C’nin içinde zaten varolan ayrılıkları daha da su yüzüne çıkarır. Yusuf Küpeli, cezaevindeki arkadaşlarıyla ilişki kurar, hakkındaki iddianameleri, hazırlıklı olmak için okumak için edinir. Bu belgeleri okuyunca da iyice kudurur. Mahirlerin yakalanmasıyla İstanbul’a gelen Yusuf Küpeli, saklanacak yeni evler bulunması, yeni soygun planlarının yapılması ve THKP–C’yi koruyacak işçi emekçi desteği bulunması vb. konularda kafa yormaya başlar. Bu arada örgütü değerlendirecek bir yazının hazırlık çalışmalarına başlar; aklından “yeni strateji”ler geçirir.

Mahirlerin firarından sonra ilk defa yüz yüze geldiklerinde ise aralarında şu konuşma geçer (Mahir, Yusuf ve Münir’in elini sıkmaz, soğuk davranır. ) Yusuf Küpeli ise;

“Ne bu havalar, niye böyle yapıyorsunuz? Çok iyi bir şeyler mi yaptın? O zaman benim sorularıma cevap ver. Niye İlyas Aydın’ın ismini verdin? Ajan mı demek istedin?

Hayır, ajan demek istemedim. Sadece yurtdışına çıkmış olacağını sanıyordum.

Peki yakalansaydı ne yapacaktın?

İfade değiştirecektik.

İstanbul’a gelmediği ve hiçbir şeye karışmadığı halde neden hiç alakası olmayan ve oluşmamış genel yönetim kurulunda Hüdai Arıkan ve diğer üç kişinin ismini saydın?

Mahir sinirlenerek,

Fena mı yaptık? Örgüt varmış gibi gösterdik. Örgütümüzün reklamını yaptık…6

THKP–C İstanbul askeri kadrolarından 1975 yılında yayınlanmaya başlayan ara sıra kesintilere uğrasa da hala çıkmaya devam eden Türk solunda kendine has bir çizgisi olan Birikim Dergisinin teorisyeni Ömer Laçiner de İlyas Aydın’ın ajan olduğuna inanmayanlardan biriydi. Laçiner’e göre İlyas Aydın örgütün yediği çok ağır darbenin sorumluluğunu “bir ajana yükleyip” sıyrılmak isteyenlerce kurban edilmişti. Laçiner şunları söylüyor:

İlyas Aydın, Hv. K. Komutanlığı’nca çok güvenilir addedilen subaylardan biriydi. NATO’nun nükleer başlık depolarıyla görevli, bu nedenle de istihbarat örgütlerinin sıkı süzgecinden geçmiş biriydi. Bunu hepimiz bilirdik. Örgüte böyle bir kişi olduğu bilinerek ve güvenilerek katılmıştı.

Örgüt ilişkileri konusunda son derece titizdi. Bu saydığım nedenler yüzünden THKP–C’nin en fazla aranan mensupları evinde saklanıyor, Mahir ve Hüseyin de bu eve sık sık uğruyorlardı.

İ. Aydın, benim kanımca, THKP–C’nin yediği çok ağır darbenin sorumluluğunu bir ‘ajan’a yükleyip sıyrılmak isteyenlerce kurban edildi. Ankara’da 1971 Temmuzundan 1972 Martına kadar ne yaptığını elbette bilmiyorum, görmedim. Temmuz 15’te tutuklanmıştım. Sonradan onu evlerinde saklayanların anlattıklarına göre son derece tedirgin olduğu, ‘yakalanırsam beni hemen öldürürler’ dediği biliniyor. İstanbul’da saklanırken de öyleydi.

Onu evinde saklayanlar, evden bir kez ayrıldığını ve dönmediğini söylüyorlar. Sanırım sinirleri bu aylar süren saklanmaya, gerilime dayanamadı. Ankara’da operasyonlar başlayınca – örgüt disiplinine filan aldırmayıp – ‘beni mutlaka öldürürler’ korkusuyla kendi başının çaresine bakmaya kalkıştı. Malatya’da subayken tanıdığı insanlara gitmiş, kendisini yurtdışına kaçırmalarını istemiş.

Örgütü terk etmesi hatası oldu. Ajan yaftası takıldı ve bu itham onu kaçırıldığı Suriye’de buldu. Suriye’de kendisini yurtdışına götüren ‘devrimciler’e sığınmışken – sanırım Ankara’dan ayrıldıktan 35 ay sonra – ajan diye öldürüldü. Korkunç, trajik bir kader bu.7

Yine THKP–C İstanbul askeri kadrolarından Mustafa Şahin de İlyas Aydın’ın ajan olduğuna inanmayanlardan biri. Şahin İlyas Aydın’ın örgütle ilişkisini şöyle anlatıyor:

İlyas Aydın ile Orhan Savaşçı, çok yakın arkadaştılar. Benim de çok yakın arkadaşım. Askerde herkes birbirine kendisinden bir devre önce de olsa, ona saygısı vardır. Hürmetini gösterir. Kendisinden büyükse en azından ‘abi’ der. Bu işin içine Orhan Savaşçı vasıtasıyla gelmiştir.

Ama ben eskiden beri tanıyorum. Hiçbir ihtimal vermiyorum. Benim kişisel ihtimalim, İlyas Aydın için bilinçli olarak ‘ajan’ diyorlar. Bir insan için ajan demek, hırsız demek vb. dünyanın en zor ithamıdır. Bunu çok düşünmek gereklidir. İnsanın günlerce düşünmesi gereklidir. Somuta yakın bir bilgisi olmazsa, yoksa böyle bir tabir kullanmamak lazım. Buna şiddetle karşıyım. Orhan Savaşçı’nın sınıf arkadaşı. Benden de kıdemli. Rütbesi yüzbaşıydı. İstatistikçiydi. Hava Kuvvetlerinde İstatistik Şubesi vardır. Aslında istihbaratçı ile istatistikçinin hiçbir alakası yok. Hem var hem yok. Şöyle var; belli bilgileri eğer arşivliyorsa oradan var mı, yok mu bilmiyorum. Böyle bir görev de verilmiş mi bilmiyorum.

İstatistikçinin görevi askeriyede ağır bir görev olmadığı için ona da böyle bir yan görev verebilirler. Ama kişisel kanım, böyle bir şeyi zannetmiyorum. İlyas Aydın, böyle bir adam değildi bana göre. Eğer böyle bile olsan,

– Yahu arkadaşlar, siz yanlış yoldasınız. Gelin bu işten vazgeçin. Şu işi şöyle yapın, gibi ikaz edecek kadar dürüst bir insandı.

Bir cevap yazın

error: Content is protected !!