Pehlivanoğlu’nun suçsuzluğunu bile bile darağacına gönderdiler

8 Ekim 1980 günü idam edilen, Ülkücü şehit Mustafa Pehlivanoğlu, şehadetinin 40. yıl dönümünde Ulucanlar Cezaevi’nde ve Ankara Karşıyaka Mezarlığı’ndaki kabri başında, dualarla anıldı.

12 Eylül 1980 öncesiydi. Zor ve fırtınalı yıllardı. Ölüm kol geziyor, kızıl namlular kan kusuyordu.  Her gün şehitler verdiğimiz o zor ve fırtınalı yıllarda, kavga günlerinde Mustafa Pehlivanoğlu yiğitliğiyle, mertliğiyle, delikanlılığıyla ülküdaşlarının gönlünde taht kurmuştu. Bir dava adamı olan Pehlivanoğlu tavizsiz Türk milliyetçisiydi. Davasına, milletine, vatanına, bayrağına, ülküsüne sevdalı, yiğit bir ülküdaşımızdı. 22 yaşındayken Ankara Merkez Kapalı Ceza ve Tutukevi’nde idam hükmü infaz edilen can gardaşımız, yiğidimiz Mustafa Pehlivanoğlu, idam edilen ilk ülküdaşımızdı.
Düzmece mahkemenin idam kararının ardından, Mustafa Pehlivanoğlu’nun yargılandığı   olayla alakasının olmadığı tespit edilmişti. Zaten bu gerçeği, Marksist -Leninist zihniyetli işkenceci solcu POL-Terli polisler ve onlarla aynı zihniyete sahip, sözde hâkim ve savcılarda biliyordu. Davayı takip eden hukukçularımız, ailesi idamı durdurmak için birçok girişimlerde bulundu. Diktatör Kenan Evren girişimlerden rahatsız olmuştur. Zalim, despot, katil diktatör Kenan Evren, “Bana da öyle bilgi geldi. Ama artık çok geç infazdan dönemeyiz.” diyerek idamın hemen yapılmasını istiyordu. Cunta rejimi idamlarla, işkencelerle, tutuklamalarla topluma gözdağı vermeye çalışıyordu.
İDAM KARARINI VEREN HAKİM KAYACAN BİLE “BEŞLİ KONSEY İSTEDİ İDAM EDİLDİLER” İTİRAFINDA BULUNMUŞTUR
İdam kararını veren Sıkıyönetim Mahkemesi Hâkimi, Ülkücü düşmanı Ali Fahir Kayacan, yıllar sonra bir gazeteye verdiği demeçte, Mustafa Pehlivanoğlu’nun asılan solcu Necdet Ardalı’ya denge olsun diye idam edildiğini ifade etmiştir.12 Eylül döneminde 40 kadar idam kararı veren eski Sıkıyönetim Mahkemesi Hâkimi Ali Fahir Kayacan, idam kararları verdiği için “pişman değilim” diyecek kadar vicdansız ve sadist ruhludur.İdam kararını veren, idam cezalarının uygulanmaya başladığı ilk gece iki infaza katılan, Sıkıyönetim Mahkemesi Hâkimi Ali Fahir Kayacan, Mustafa Pehlivanoğlu idam edilirken, Ulucanlar Cezaevi avlusunda, Pehlivanoğlu’nun yüzüne hükmü okuyan kişidir.
HÜCREDE, C-5 DE, DARAĞACINDA İŞKENCECİLERE VE ZALİMLERE BOYUN EĞMEDİLER

İdama mahkûm edilen ülküdaşlarımız, Mamak Cezaevi’nde gerek darbe öncesi gerek darbe sonrası işkence merkezinde günlerce işkenceye maruz kalmışlardır. Zalim, yezit ruhlu Raci Tetik denen alçak, Mustafa Pehlivanoğlu gibi idam cezası alan, müebbet hapse mahkûm edilen ülküdaşlarımıza, zulüm ediyordu. Arkadaşlarımız direnince kuduruyorlardı. Acımasızca dövüyorlardı, saldırıyorlardı, yetmiyor, tabutluklara atıyorlardı. Ülküdaşlarımız eğilmediler, bükülmediler, teslim olmadılar. Mustafa Pehlivanoğlu, idama giderken bile başı dikti. Ölümü, vuslat olarak görüyordu. İnanmış, iman etmiş ve Hüseyni ruha sahip bir alperendi. İdam edilmeden önce namazını kılmış, duasını etmiş ve sehpaya başı dimdik şekilde çıkmıştır. Endişe yok! Korku yok!  Darağacında bile zalimlere meydan okuyordu. Aziz ülküdaşımız, gard aşımız Mustafa, “sevmedim ülküden başkasını” diyordu. Ülküsüne, davasına, milletine, vatanına, bayrağına sevdalıydı. “Davamızın adı Nizam-ı Alem ila-ı kelimetullah davası” derdi.  Bu kutlu yolda, bu mübarek yolda şehit düştü. Tarih boyunca nice yiğit dava önderleri, dava mensupları, i’lay-ı kelimetullah uğruna canlarını feda etti. Mustafa Pehlivanoğlu şehit düştükten sonra Mamak Cezaevi’ndeki ülkücüler, hücrelerde ve koğuşlarda Kur’an okudular. Aziz ruhuna Yasinler, Fatihalar gönderildi.

İDAMA GİDEN ÜLKÜCÜLERE HER TÜRLÜ ZULMÜ YAPTILAR

12 Eylül 1980 tarihinde de darbe yapıp, yönetime el koyanlar tarafından; hareketin lideri Başbuğumuz Alparslan Türkeş, MHP ve Ülkücü kuruluşların yöneticileri dâhil 50 binden fazla ülküdaşımız, gözaltına alınmıştır. Binlercesi, uydurulan senaryo, tertip, düzmece belge ve yalancı şahitlerle haksız yere suçlanarak, tutuklanmıştır.12 Eylül askeri müdahalesiyle, MHP ve ülkücü kuruluşların lider kadroları başta olmak üzere on binlerce ülkücü tutuklanmıştır. C-5, Harbiye, Hasdal gibi askeriyeye ve emniyete ait olan viranelerde işkencelerden geçirilmişlerdi.
Türkiye’nin dört bir yanından Ankara Mamak Askeri Cezaevi’ne, C-5 adlı özel işkence merkezine getirilen Ülkücülere, Başbuğ Türkeş ve Muhsin Başkan başta olmak üzere Ülkücü hareketin önde gelen isimlerinin aleyhine ifade vermeleri için büyük baskı ve işkenceler yaptılar.Özellikle idam cezası alan ülkücülere yönelik cezaevi yönetiminin insanlık dışı zalim uygulamaları vardı. İdam edilen Mustafa Pehlivanoğlu, Fikri Arıkan, Ali Bülent Orkan gibi ülküdaşlarımızı hücrelerinden çıkartıp tekrar işkenceli sorgulara almışlar ve “Türkeş’i ve Yazıcıoğlu’nu suçlayın, idamınızı engelleriz” gibi alçakça tekliflerde bulunmuşlardır. Ankara Mamak’taki 4. Kolordu Komutanlığı 28. Mekanize Piyade Tümeni içerisinde bulunan C-5 adlı işkence merkezinde yüzlerce ülkücü işkence gördü.  Milletin adamı, şehit liderimiz Muhsin Yazıcıoğlu da C-5 adlı özel işkence merkezinde 1 ay işkencelerden geçirildi. Hukukla, adaletle hakimlikle, savcılıkla ilgisi alakası olmayan Ülkücü hareket düşmanı bazı askeri savcı ve hakimler, işkenceli sorgulara bizzat eşlik ediyordu. Asker ve polis karışımı özel işkence ekibi, C- 5 adlı işkence merkezinde Ülkücülere işkence ediyordu. Ülkücülere, idam edileceklerini bildikleri halde bu kirli oyunu oynayan, Hava Hâkim Albay Nurettin Soyer’in içinde bulunduğu çetede, cezaevi komutanı Raci Tetik de vardı. İdama gidenleri hücrelerinden çıkartıp dövdüler, insanlık dışı eziyetlerde bulundular. Zalim Raci Tetik, işkencecilerin şefiydi, Mamak’ın celladıydı, işkencecisiydi. Diktatör Kenan Evren ve çetesinin övgülerine mazhar olmuştu. Ülkücülerin işkence gördüğü diğer merkezlerden biri İstanbul Harbiye’deydi. Adana Bölgesi’nin işkence merkezi Polis Okulu’ydu. Kayseri’de Zincire adı verilen bir işkence merkezi vardı. Malatya, Bursa, Eskişehir, Sivas, Erzurum, Konya vb. yerlerde Emniyet Müdürlüğü’nün içindeki özel işkence merkezleri vardı. Ülkücüler, Türkiye’nin dört bir yanındaki işkence merkezlerinde işkenceler gördü.  Türkiye’nin dört bir yanında, işkence hanelerde Ülkücüler şehit edildi. Dava arkadaşlarımızı şehit ettiler, intihar süsü verdiler.  12 Eylül savcıları ve 12 Eylül mahkemeleri, işkencecileri aklayarak ve onlara hiçbir şey yapmayarak ödüllendirmişler ve açıkça insanlık dışı işkenceleri teşvik etmişlerdir. Ülküdaşlarımız inandıkları hak davadan, hak yoldan taviz vermediler. Davalarına, ülkülerine bağlı kaldılar. Kendilerine baskı, şiddet uygulayan zalimlere karşı direnişi seçtiler. Şehadeti seçtiler. Direndiler, teslim olmadılar. Zalimlere, zulmedenlere, işkencecilere boyun eğmediler. Ser verdiler, sır vermediler.
“Kıymetli ağabeylerim, kardeşlerim

Suçsuz olduğu bilindiği halde sırf kendilerince sağ-sol dengeyi sağlamak için idam edilen Mustafa Pehlivanoğlu’nun anmak için toplanmış bulunuyoruz. Şu içinde bulunduğumuz Ulucanlar Cezaevi’nde haksız, hukuksuz bir şekilde hapsedilen, işkence gören ağabeylerimin yanında konuşmak zor. Ancak haksız bir idamı anmak için toplandığımız bugünde, üzerinde durulması gereken bir konu var ki üzerinde mutlaka konuşmalı, Türk milliyetçileri olarak üzerinde hassasiyetle durmalı ve bu hassasiyeti yaygın hale getirmeliyiz. Şöyle ki; Türk milliyetçisi bireyin ruhu, milletinin durumunun bireye yansımasıdır. Türk milleti dolayısıyla devleti iyi ise Türk milliyetçisinin ruh hali de iyi olur. Kötü ise Türk milliyetçisinin ruhu azaba duçar olur. Canlarını ve mallarını milletine feda eden, “bölünmesin diye millet, baki kalsın diye devlet, dağlar gibi kemikle et, seller gibi kanım gitti” parolasıyla yaşayan Türk milliyetçilerinin amacı, Türk milletinin refahı, huzuru ve mutluluğudur. Bu mutluluğa giden yolun ilk adımı da Tüm milleti için hak ve hukuk talep edebilmek ve bu taleple adil bir devlet yönetimine erişebilmektir. Adaletin, hukukun olmadığı bir yerde huzur, refah ve mutluluk olmaz. Bu yüzden milliyetçi birey önce hak ve hukuk davasının davacısıdır. Buradan hareketle idam cezasının nasıl bir travma ve yıkıma sebep olabildiğini görmek zorundayız. Bugünlerde özellikle sosyal medyada bazı suçlar için sık sık idam cezası kampanyaları yapıldığını görmekteyiz. Maalesef ki şunu idam edelim bunu idam edelim kampanyalarına ilk kapılanlar da heyecanlı ve tutkulu duygusallıkları sebebiyle bizim arkadaşlarımız olmaktadır. Suçlu tabi gereğince cezalandırılmalıdır. Ancak idam dönülmez bir yoldur ve ceza olup olmadığı dahi tartışmalıdır. Haksız bir idamın geri tamiri yoktur. 12 Eylül cuntasında suçsuz yere idam edilen rahmetli Mustafa Pehlivanoğlu eğer idam edilmeseydi büyük ihtimal idamından çok değil birkaç yıl sonra “pardon” deyip serbest bırakılacaktı. Ailesi, ülküdaşları ve tüm millet bu travmayı yaşamayacaktı. Bu örnekte de çok açık görüldüğü üzere idam cezasına savaşta vatana ihanet haricinde karşı olması gerekenler bizleriz yani Türk milliyetçileri. Bu sebeple bu adalet devleti, güçlü devlet arayışının ilk adımı olarak daima hukukun üstünlüğünü talep etmek her Türk milliyetçisinin ilk vazifesidir. Biz karşıtlarımız için dahi adalet talep eden soylu bir anlayışın çocuklarıyız. Sözlerime burada son verirken rahmetli Mustafa Pehlivanoğlu nezdinde tüm şehitlerimizin aziz ruhlarını anar, dinleme nezaketinde bulunduğunuz için hepinize teşekkür ederim.” 12 Eylül darbesi öncesi Ankara Ülkü Ocakları Başkanı olan Ali Uzun Irmak’ta 12 Eylül darbesini, cunta rejimini ve idamları anlatan bir konuşma yapmıştır.

error: Content is protected !!