Cemiyet Makedonya’daki Müslümanları Abdülhamid’e Karşı Örgütlüyor

Cemiyet Makedonya’daki Müslümanları Abdülhamid’e Karşı Örgütlüyor

 

Terakki ve İttihat Cemiyeti’nin nazarında Osmanlı Devleti dahilinde zuhur eden fenalıkların membaı hep Abdülhamid ve onun kurduğu istibdattı. Onun için Avrupa’daki büyük devletlere gönderdiği bu beyannamesinde Makedonya vekayiini esaslı bir surette tahlile girişmeden onları da istibdat idaresine atfediyor ve diyordu ki:

“Yalnız Mekadonya’nın değil, Osmanlı Devleti’ni teşkil eden bütün vilayetlerin fenalıklarına yegane sebep hükûmet-i hazıranın zalim istipdadıdır. Ortalığı bu hale getiren, bu derece tahammülfersa kılan şey mülki ve siyasi hürriyetin kati eksikliğidir.

Anadolu’yu, Arabistan’ı ve yahut Trablusgarb’ı muztarip eden aynı maraz Makedonya’ya da müstevlidir. Türk, Arap, Arnavut, Çerkes, Kürt, Ermeni, Ulah, Yahudi, Sırp Rum ve Bulgardan mürekkep olup Osmanlı namile bihakkın yadettiğimiz ne kadar unsurlar varsa kaffesi aynı meşakkati çekiyorlar aynı boyundurukta inliyorlar. Ne Makedonya’da ne de sair vilayetlerde mümtaz ve mazlum olarak iki çeşit halk vardır.

Avrupa, Makedonya’lıları bahtiyar kılmak istiyorsa yapacağı şey meydandadır. Makedonyalılar da dahil olmak üzere bütün Osmanlıları mesut edecek surette şimdiki istibdadı yıkmak ve hürriyete, aydınlığa çıkmak için bize tesir yaparak yardım ediniz. Yoksa yalnız Makedonya namile başlı başına biz fenalık görmekten ibaret olan nokta-i nazarınızı biz hiçbir vakit kabul edemeyiz.

Makedonya’da Hıristiyanlar aleyhine mevcut olan bir Müslüman taassubundan bahsolunuyor. Bu iddia her türlü esastan uzak olan bir ürcüfeden ibarettir. Bu kadar fena, bu kadar az bilinen Müslümanlar Makedonya’ya yeni gelmiş adamlar değildirler. Tarih bize gösteriyor ki Türklerden müteşekkil müteaddit kabileler Makedonya daha padişahlar tarafından fethedilmezden çok evvel gelerek oraya yerleşmişlerdir. O halde Makedonya’da Türklerin hayli eski tarihi hakları vardır. Eski Türklerle sonradan gelen Türkler oradaki Hıristiyanlarla asırlarca müştereken yaşamışlardır. İslâm ve Hıristiyan orada daima birbirine yardım etmiştir.

Fakat Makedonya’daki Müslümanların akıbeti kendilerinin bu derece hesaba katılmamalarına artık tahammül edememeleri ve kendi mahv ve helakları hazırlanırken seyirci kalmamaları pek tabii ve belki de pek yakındır. Müslümanlar Makedonyalıların kısm-ı azamını teşkil ederler. Ahalinin yüzde ellibeşi Müslümandır. Böyle iken kendilerini hiç düşünen olmadığı gibi bilakis Avrupa’nın olanca müdahaleleri onlar aleyhine tevcih ediliyor. Umumi asayişi ihlal ve Avrupa devletlerinin Makedonya işlerine doğrudan doğruya müdahalelerini teshil ettiklerinden dolayı ıslahat denilen şey Avrupa’nın Bulgarlara vadettiği muzir bir hediyedir.

Hala cali din ve Ortodoksluk maskesi altında Ruslar bizim için pek muhataralı bir takım emeller beslemekte ve dini buğzu tahrik ederek muhtelif milletleri biribiri üzerine hücum ettirmekten ve dahili harpler uyandırmaktan ibaret olan siyasi yollarından katiyyen ayrılmıyorlar. Rusya’nın Makedonya’daki sivil memurları, konsolosları hep birer iğtişaş ocağıdır, açıktan açığa Hıristiyanları dindaşları aleyhine ve vatandaşları olan Müslümanlar aleyhine din muharebesine sevkeden birer acentedir.

Makedonya ıslahatı tabir olunan bu feci neticeli komedyada alemli ve şayan-ı hayret bir cihet varsa o da Avrupa’nın gösterdiği tecahül ve tarih-i nisvandır. Avrupa hatırlamak istemiyor ki kendisi daha bundan kırk elli sene evvel, tevsi-i memalik politikasını tatbike vakit gelmiş zanneden Ruslara karşı bizzat Türklerle omuz omuza harb etti. O halde şimdi nişin Rusların emellerine hizmet ediyor?

Beyannamenin sonu’nda Makedonya’da ihtilaller çıkarak çetelerin Sofya, Belgrad ve Atina hükûmetleri tarafından idare edildikleri ve o çeteler Bulgaristan’dan Sırbistandan ve Yunanistan’dan yardım görmeyecek olursa kendiliklerinden ortadan kalkmış olacağı beyan edildikten sonra Makedonya için devletler tarafından alınan tedbirlerin esassız olduğu hakkında bir kere daha o devletlerin nazar-ı dikkatleri celbediliyor. İstanbul’da tazyik yaparak müstebit idarenin taşkınlıklarına nihayet verdirilmedikçe, Padişah’ın zulüm ve istibdadından Osmanlı milletleri kurtarılmadıkça bulunan bütün sureti tesviyelerden müfit bir netice çıkamıyacağı anlatılıyordu. Beyanname şu suretle bitiyordu:

“Avrupa bize karşı takip ettiği hatalı siyasette devam eder. Makedonya’ya vali-i umumi tayinine, oradaki Osmanlı Ordusu’nun tahdidi miktarına teşebbüs suretile müdahalede ileri giderse, o halde zatıalilerine arzederiz ki artık sabrımız tükenmiştir ve şerefli bir ölümü sefilane ve zelilane bir hayatı tercih ederiz.

Fakat bu son harekete lüzum kalmazdan evvel ümit ederiz ki zatıalileri metalibatımızın Meşrutiyet’ini lütfen teslim buyururlar ve bir tufan zuhurunu men için elden geldiği kadar çalışarak şu iki kelimede hülasa eylediğimiz ümidimizi mevkii fiile çıkarmak için bizi tenezzülen serbest bırkırlar:

Bir cevap yazın

error: Content is protected !!