HALKIN KURTULUŞU – DEVRİMCİ PROLETERYA ÇATIŞMASI

HALKIN KURTULUŞU – DEVRİMCİ PROLETERYA ÇATIŞMASI

 

Kökleri asıl olarak 1968’lere dayanan TİKB’in kuruluşu, Halkın Kurtuluşu grubundan 1977 yılında “Üç Dünya teorisi” tartışmalarından sonra ayrışmasıyla başlar. 1977–1979 yılları arasında “Devrimci Proletarya” adıyla örgütlenen TİKB Şubat 1979 yılında “Birinci İMT” (İlerici Militanlar Toplantısı)’nı yaptıktan sonra kuruluşunu ilan eder.

22–24 Nisan 1980’de birinci konferansını gerçekleştiren TİKB Türk sol hareketinde küçük bir Bolşevik olmanın ötesinde militarist bir yapıya sahipti. Gerek 1980 öncesi gerekse 1980 sonrası birçok silahlı eylem düzenleyen, cinayetler işleyen TİKB, bağrından çıktığı Halkın Kurtuluşu’yla da 12 Eylül öncesi ideolojik ayrılıklardan kaynaklanan sonu cinayetlere varan silahlı çatışmalara girmiştir. TİKB, Halkın Kurtuluşu grubuna nazaran sayıca ve kadro olarak çok daha küçük bir yapıya sahip olmasına rağmen Halkın Kurtuluşu’na kök söktürmüştü.

Devrimci Proletarya taraftarları 17 Haziran 1978 günü Halkın Kurtuluşu taraftarlarının gittiği Kartal’daki Devrimci İşçi Derneğine saldırdılar, bu grubun bazı taraftarlarını yaraladılar. Halkın Kurtuluşu Gazetesi’nin 26 Haziran 1978 tarihli 115. sayısında Devrimci Proletarya grubunun saldırıları “Hizipçi hainlerin, düştükleri bataklıktaki son çırpınışları: Devrimcilere ve halka kurşun sıkmak” başlıklı haberle şöyle verilmişti:

17 Haziran Cumartesi günü Kartal Devrimci İşçi Derneği (KİD) üyesi fırın işçilerinden ve öğrenci, işçi gençlikten oluşan 50-60 kişilik bir grup, ÜASS sistemini protesto mitingine katılmak üzere Kartal’dan yola çıkmıştır. Devrimciler tren istasyonuna doğru ilerlerken iki karşı–devrimci hizipçi, yırtılan “Devrimci Proletarya” imzalı afişlerinin önünde Halkın Kurtuluşu taraftarı iki arkadaşa saldırmıştır.

Hizipçiler, Kartal halk gençliğinin, binlerce halk çocuğunun yükseköğrenim hakkını gasbeten ÜASS’ı protesto için yürüttükleri kampanya ve afişlemeyi sahte afişleriyle kapatarak engellemeye çalışıyorlardı, ve bu karşı–devrimci faaliyetler halk gençliği tarafından tepkiyle karşılanıyordu. Mitinge giden kitlenin müdahalesi sonucu, hizipçi hainler birkaç metre geriledikten sonra silahlarını çekmişler ve özellikle Halkın Kurtuluşu taraftarlarını hedefleyerek ateşlemişlerdir. Bu gözü dönmüş revizyonistler, mitinge gitmekte olan işçi öğrenci kitlenin de ardından koşarak kurşun sıkmaya devam etmişlerdir. Bu ateş sonucu Hasan Dalgıç, Hasan Çiçek, Halil Deniz, İsmail Güngör ve Muharrem adlı fırın işçileri yaralanmışlardır. Hasan Dalgıç beynine giren kurşunla ağır yaralanmış ve hala komadadır.

Proleter Devrimciler Hizipçi Hainleri Teşhir Ettiler

Proleter devrimciler bu olay üzerine devrimci maskeli halk düşmanlarını Kartal halkına teşhir etmişlerdir. Pazar sabahı fırın işçisi Hasan Dalgıç arkadaşımızın beyninden yaralanıp düştüğü yere, “Cumartesi Günü Burada İşçilere Ateş Açanlar Kimlerdir?” başlıklı bir duvar gazetesi asılmıştır. Gün boyunca çok sayıda halk, gruplar halinde duvar gazetesini okumuşlardır. Aynı gün akşam, Kartal’ın belli başlı yerlerine ve çevre semtlere, halkın “devrimci” maskeler takınan düşmanları da olduğu; onlara karşı uyanıklılığı elden kaçırmanın, halkın mücadelesine engeller koyacağını; proleter devrimcilerin her zaman halkın yanı başında durup onu, maskeli maskesiz bütün düşmanlarına karşı koruma ve uyarma görevini yerine getireceğini açıklayan “İşçilere Ateş Açanları Tanıyalım” başlıklı büyük boy duvar gazeteleri asmışlardır.

Kartal Devrimci İşçiler Derneği (KİD) de bir bildiri yayınlayarak, üyelerine yapılan bu alçakça saldırıyı lanetlemiş ve halka sıkılan her kurşunun hesabının sorulacağını söylemiştir.

Bu hain saldırı ve ardından başlatılan teşhir kampanyası “Devrimci Proletarya” adını takınarak varlığını sürdürmeye çalışan karşı–devrimcilerin Kartal halkını daha fazla kandırma olanağına son vermiştir. Onların halk düşmanı yüzleri kurşunladıkları işçilerden akan kanla damgalanmıştır.

Hizipçiler artık ihanetin ve halka karşı düşmanlığın bataklığına iyice gömülmüştür.

 

Halkın Kurtuluşu: “MİT ajanı Aktan İnce’nin emriyle Hizipçi faşistler, Musa Ağdaş ve Cüneyt Tandoğan adlı 2 devrimciyi katlettiler”

Halkın Kurtuluşu ile Devrimci Proletarya arasındaki husumet 19 Aralık 1979 günü Cüneyt Tandoğan ve Musa Ağdaş isimli iki Halkın Kurtuluşu taraftarının kamuoyunda Aktancılar olarak tanınan Devrimci Proletarya (TİKB) militanları tarafından İstanbul Bahçelievler’de kaçırılıp işkence edilip daha sonra kafalarına birer kurşun sıkılarak öldürülmesiyle sonuçlanacaktı. Halkın Kurtuluşu’na göre iki arkadaşlarını katleden TİKBlilere emri MİT ajanı dedikleri Aktan İnce vermişti. Halkın Kurtuluşu’na göre iki arkadaşlarının katilleri TİKB’li Fatih Öktülmüş, Selim Açan ve M. Gürsel Kuş’tu. Halkın Kurtuluşu’nun MİT ajanı dediği Devrimci Proletarya grubunun lideri, Diyarbakırlı Aktan İnce 12 Mart öncesi Ankara’da Basın Yayın öğrencisi, Dev–Genç’de de bir dönem görev yapmış, Ankara’da sol hareket içerisinde tanınan bilinen bir kişiydi.

Aktan İnce 1975’den sonra THKO mensuplarıyla birlikte hareket etmiş Halkın Kurtuluşu’nun ilk oluşum safhasında yer almıştı. Bir dönem bu çevre içerisinde yer alan Aktan İnce daha sonra tasfiyeci olarak nitelendirdiği Halkın Kurtuluşu’ndan bir grup arkadaşıyla birlikte ayrılarak “Devrimci Proletarya” dergisi etrafından toplanan ve daha sonra illegal TİKB’e dönüşecek olan örgütün liderliğini yapan isimdi.

Halkın Kurtuluşu’nun 29 Aralık 1979 tarihli 189. sayısında “Hizipçi faşistler, Musa Ağdaş ve Cüneyt Tandoğan adlı 2 devrimciyi katlettiler” başlıklı haberin altında iki taraftarlarının TİKB’liler tarafından nasıl öldürüldüğü anlatılırken, liderleri Aktan İnce ve Devrimci Proletarya’ya yönelik suçlamalar şu şekilde yapılıyordu:

Musa Ağdaş ve Cüneyt Tandoğan 16 Aralık’ta İstanbul Bahçelievler’de on kişilik bir çete tarafından kaçırıldı ve katledildiler. Faşist katiller iki devrimciye önce işkence ettiler, sonra beyinlerine kurşun sıktılar.

Katiller: Selim Açan, Fatih Öktülmüş, M. Gürsel Kuş. Katillere emir veren: Hizipçiliğinden sonra her şeyi ile MİT’in emrine girdiği anlaşılan Aktan İnce adlı bir MİT ajanı ve ruh hastası.

Kontrgerilla ve MİT ile iç içe çalışan hizipçi faşistler İstanbul’da daha önce kaçırdıkları iki devrimciyi 19 Aralık günü katletmişlerdir. Cüneyt Tandoğan ve Musa Ağdaş, hizipçiliğinden sonra her şeyi ile MİT’in emrine girdiği anlaşılan Aktan İnce adlı bir MİT ajanının başını çektiği ve emir verdiği Selim Açan, Fatih Öktülmüş ve Mahmut Gürsel Kuş adlı hizipçi faşist uşaklar tarafından işkence edilerek ve kurşun sıkılarak katledilmişlerdir.

Musa Ağdaş İstanbul Bahçelievler YDGD Başkanı, Cüneyt Tandoğan ise aynı gençlik örgütünün yönetim kurulu üyesiydi.

Musa ve Cüneyt yoldaşlar 16 Aralık’ta Bahçelievler’de başlarını Selim Açan, Fatih Öktülmüş ve M. Gürsel Kuş’un çektiği on kişilik bir grup hizipçi faşist tarafından bir kahve baskını sırasında kaçırılmıştı ve o günden bu yana yoldaşlarımızdan haber alınamamıştı. Daha sonra Musa ve Cüneyt yoldaşların cesetleri işkence edilmiş ve beyinlerine üçer kurşun sıkılmış olarak İstanbul Mahmutköy yakınlarında bulundu.

Bilindiği gibi faşist cinayet çeteleri ile iç içe çalışan hizipçi faşistler daha önceden yayınladıkları bir bildiride isim vererek devrimciler için ölüm fermanları çıkardıklarının açıklamışlar ve ismi geçen devrimcileri öldüreceklerini bildirmişlerdi. Bu bildiride Musa ve Cüneyt yoldaşların da ismi bulunuyordu. Yani hizipçi faşistler planlayarak ve seçerek iki devrimciyi hunharca katletmişlerdi.

Bu katliam hizipçi faşistlerin devrimcilere yönelik ilk eylemi değildir. Musa ve Cüneyt yoldaşların katledilmesi bu katil şebekesinin faşist diktatörlüğün güdümü altında yürüttükleri saldırı eylemlerinin dayandığı son sınırdır. Onlar bundan önce de İstanbul’da ve başka yerlerde proleter devrimcilere ve yurtseverlere karşı çeşitli kereler saldırılara geçmişler, bir çok devrimciye hedef gözeterek saldırmışlar ve birçoğunu da yaralamışlardır. Bunun örneklerine geçtiğimiz dönem içinde, İstanbul Kartal’da, Mecidiyeköy’de ve Yunus’da tanık olduk. Bir avuç karşı–devrimci lümpenden oluşan bu faşist çete, daha önce de Kartal’da Devrimci Demir–İş yöneticilerine saldırarak yaralamışlar, gene Bahçelievler’de bir kahveyi ve postaneyi kurşunlayarak devimcilere saldırmışlardı.

Hizipçi faşistlerin İstanbul’da proleter devrimcilere yönelik saldırıları sadece bu kadarla sınırlı değildir.

İstanbul Kartal’da, Mecidiyeköy’de ve Yunus’ta tanık olduk. Bir avuç karşı–devrimci lümpenden oluşan bu faşist çete, daha önce de Kartal’da Devrimci Demir–İş yöneticilerine saldırarak yaralamışlar, gene Bahçelievler’de bir kahveyi ve postaneyi kurşunlayarak devrimcilere saldırmışlardı. Aynı şekilde, geçtiğimiz günlerde de Yunus Çimento’da çalışan devimci bir işçi hizipçi faşistler tarafından kurşun yağmuruna tutulmuştu.

Hizipçi faşistlerin İstanbul’da proleter devrimcilere yönelik saldırıları sadece bu kadarla sınırlı değildir. “Halkın Kurtuluşu taraftarlarını öldüreceği, asacağız, keseceğiz” diye bildirileri dağıtan ve MİT ve Kontrgerilla ile iç içe çalışan bu faşist çete öldürecekleri devrimcilerin de bir listesini hazırladılar ve bunu ilan ettiler.

İşte Bahçelievler’den kaçırılarak öldürülen Musa ve Cüneyt yoldaş hizipçi faşistlerin ilan ettiği bu listenin içerisinde yer alıyordu. Ve onların bu katliamları bu karşı–devrimcilerin Apocular gibi, Faşist diktatörlüğün kanlı maşaları olduklarının bir göstergesinden başka bir şey değildir.

Dün proleter devrimcilere karşı saldırılar yürüten ve ölüm listeleri hazırlayan bu gün iki yoldaşımızı kaçırarak işkenceyle katletmeye kadar vardıran bu faşist provokatif sürünün başını Aktan İnce adlı bir ruh hastası çekmektedir. Selim Açan, Fatih Öktülmüş, M. Gürsel Kuş adlı eli kanlı faşist katillerin başını Aktan İnce çekmektedir ve onlar devrimcilere saldırma ve onları katletme emrini bu MİT ajanından almışlardır. Aktan İnce ve etrafındaki sürü dün proleter devrimci hareket içinde yıkıcılık ve tasfiyecilik yürütüyorlardı. Proleter devrimci hareketi bütünüyle tasfiye etmeyi amaçlıyorlardı. Fakat proleter devrimci hareketin dışına atıldıktan sonra, adım adım MİT ve Kontrgerilla ile birleşme yolunu seçmişler ve bu gün faşist diktatörlüğün doğrudan bir aleti durumuna gelmişlerdir. Onlar tıpkı Apocular gibi, MHP gibi, İGD gibi faşist diktatörlüğün sömürülen halk hareketini bastırmak için bir vurucu gücüdür ve doğrudan MİT ve Kontrgerilla tarafından beslenmektedir. Bizzat onlar tarafından yönetilmektedirler. Bu faşist sürü tıpkı diğer küçük çeteler gibi karşı–devrimciler, toprak ağaları ve patronlar tarafından el altından beslenmektedir.

Aktan İnce’nin eli kanlı faşist güruhu, faşist diktatörlüğe karşı barikatlardan, direnişlerde, grev ve boykotlarda en önde mücadele eden, kitlelerin anti faşist demokrasi mücadelesinin önderliğini yapan proleter devrimci harekete ve onun taraftarlarına tıpkı MİT, Kontrgerilla, Apocular vb. gibi diktatörlüğün cinayet odakları ve provokatör örgütleri gibi saldırmaktadır. Ve artık işi MİT’in emriyle devrimcileri kaçırarak katletme noktasına kadar getirmiştir. Bu noktada kontrgerilla uzmanlarından geri kalmamakta, Hitler metotları ile devrimcileri katletmeye girişmektedir. Tıpkı onlar gibi devrimcileri kaçırmakta, ellerini bağlayarak işkence yapmakta ve gözlerini bağlayarak kurşuna dizmektedirler.

Hiç kimse bu eli kanlı katillerin, bu ruh hastalarının sahte ‘sol’ görünümüne aldanmamalıdır. Onlara karşı takınılacak doğru olmayan her tutum, onların katliamlarını her ne şekilde olursa olsun hoşgörü ile karşılamak, Aktan İnce ve eli kanlı çetesinin sırtını sıvazlamak ve faşist çete olduklarını ortaya koymamak faşist diktatörlüğün saldırılarını, faşist diktatörlüğün bu çeteler eliyle yürüttüğü cinayet ve katliamlarını onaylamaktan başka bir anlama gelmez.

Bugün yapılması gereken bu ve benzeri çeteleri bulundukları yerlerden söküp atmak, saklandıkları inlerden çıkarmak ve tamamen tecrit etmektir. Onlardan tıpkı sosyal faşist katiller gibi, MİT ve Kontrgerillanın eli kanlı katilleri gibi, Apocu caniler gibi hesap sormaktadır.

Bütün devrimci, demokrat ve yurtseverleri bu ve benzeri katliamları protesto etmeye, katliam şebekelerine tavır almaya çağırıyoruz.

Eli kanlı bütün katiller gibi Aktan İnce ve etrafındaki faşist çeteden de hesap sorulacaktır. Hiçbir katliam cezasız kalmayacaktır.

Böyle biline.

 

TİKB: “Hamit Tekin, Ali Algül, Hacı Köse’nin katilleri Halkın Kurtuluşu revizyonist çetesidir.”

İki taraftarı TİKB’liler tarafından öldürülen Halkın Kurtuluşu da misilleme yapmakta gecikmedi. Kendilerinden ayrılarak TİKB’e geçen Hamit Tekin isimli işçiyi Siyavuşpaşa’daki evinin önünde öldürdü. Aktancılar olarak bilinen TİKB ile Halkın Kurtuluşu arasındaki, kan davasına dönen çatışmalar 26 Şubat 1980 tarihli Aydınlık gazetesine de malzeme olacaktı. “İstanbul’da paylaşılmış mahalleler” başlığıyla tam sayfa yayınlanmış bir yazıda iki grubun hakimiyet mücadelesi ve öldürülen militanlarla ilgili haberden kısa bir cümle şöyleydi:

Aktancılar ile Halkın Kurtuluşçuları arasındaki mücadelede davadan dönen üç kişi öldürüldü. İki grubun taraftarları Bahçelievler, Kartal, Maltepe, Bakırköy’ü kan gölüne çevirdiler. Çıkan çatışmalarda her iki gruptan bir çok kişi de yaralandı.

Halkın Kurtuluşu Hamit Tekin’den sonra Ali Aygül isimli TİKB taraftarını da öldürdü. İki grup arasındaki kanlı savaş Şubat 1980’de İskenderun’da da devam etti. Hacı Köse isimli TİKB taraftarı HK taraftarları tarafından vuruldu. Ağır yaralanan Köse kaldırıldığı İskenderun Devlet Hastanesi’nde 21 Şubat 1980 günü öldü.

TİKB’lilerle HK arasındaki kanlı çatışmalar 1997 yılında TİKB’deki bölünme sonucunda TİKB/Bolşevik ismini alan çevre tarafından yayınlanan ve TİKB’in geçmişine sahip çıkan ve TİKB’in ilk kurucularından 29 Eylül 1980’de Bağcılar’da güvenlik güçleriyle girdiği çatışmada öldürülen Osman Yaşar Yoldaşcan’ı anlatan “İlk Kurşun” adlı propaganda kitabında şöyle anlatılmaktadır:

1979 yılında HK revizyonistleri, İskenderun’da Hacı yoldaşı ve diğerlerini ağır yaraladıktan sonra, saldırıyı Adana’ya kaydırmışlardı, İstanbul’da katledilen Ali Aygül ve Hamit Tekin yoldaşlardan sonra, Adana’da da TİKB’lilere yönelik silahlı saldırlar yoğunlaşmıştı. HK revizyonist çeteleri, dört yoldaşımızı kurdukları kahpe pusularda yaraladılar. Esas amaçları öldürmekti, fakat başarılı olamamışlardı. Bunun üzerine Osman yoldaş Adana’ya gitti ve komutayı eline aldı. TİKB böyle bir çatışmaya girmek istemediği halde, HK revizyonistlerinin saldırıları karşısında kendini savunmak zorunda kalmıştı. HK revizyonistleri sayı ve silah üstünlüğüne sahiptiler ve durmadan haince saldırılar yöneltiyorlardı. Meydan mahallesinde vb. adeta bir sokak savaşı başlamıştı. Osman, HK revizyonistlerine göre örgütlenmede üstünlük, sürekli hücum ruhuna ve kararlığa sahip olma ve inisiyatifi ele geçirme ilkelerine dayandı.

HK revizyonist çeteleri daha fazla güç ve silahla saldırıyorlardı, fakat TİKB savaşçıları karşı hücumlarda ölümüne onların üzerine giderek, cesur ataklar yaparak ve karşı tarafın örgütsüzlüğünden yararlanıp onları darmadağın ederek bozguna uğrattılar. Revizyonist çeteler, hücum ruhu taşımıyor ve ilk direnişte korkuya kapılıyor ve inisiyatifi kaybediyorlardı. Korkaklıkları, birbirlerine güvensizlikleri, hainlikten gelen kararsızlıkları her tavırlarına yansıyordu. Osman yoldaşın komutası altındaki savaşçıları HK revizyonistlerine kayıplar verdirdiler ve kararlı bir direnişle haince saldırılarından vazgeçmek zorunda bırakıldılar. Bozguna uğrayınca, sindiler.

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: