Bilinmeyen Yönleriyle Ülkücü Bilge Dündar Taşer

HAKKA YÜRÜYÜŞÜNÜN ARDINDAN YARIM ASIR GEÇTİ
Ülkücü Hareketin siyasal anlamda kurucusu, Milliyetçi Hareketin lideri merhum başbuğumuz Alparslan Türkeş, fikri mimarı ise aziz Dündar Taşer’dir. Dündar Taşer, sadece Türk milliyetçiliği fikrinin ve siyasi hareketinin değil fikir ve düşünce dünyamızın en önemli ve etkili isimlerinden biridir.
İslam’a, Türklüğe, Türk’ün teşkilatçılığına ve büyük devlet kurma hassasiyetine hayran, keskin görüşlü, kıvrak zekalı büyük bir Türk milliyetçisiydi. Geniş tarih bilgisi, milletine olan inanç ve güveniyle meselelere fevkalade isabetli teşhisler koymuş, çözümü yine milletinde bulmuştu. Müstesna şahsiyetiyle davasını yaşayan, yılmaz bir mücadele adamı olarak, Ülkücü hareketin şerefli mazisi ve mücadele geleneğinde, önde gelen isimlerden biri olarak hak ettiği yeri almıştır.
Dündar Taşer, Türk-İslam ülküsünün örnek bir şahsiyetidir. Milletinin derin ve saf kültürü ile mücehhez, insan sevgisiyle dopdolu, asil davranışlarıyla, efendiliği ve engin kültürüyle, bilge bir dava adamıydı. Dündar Taşer Ülkücülerin her dönemde ve özellikle günümüzde dikkatle okuyup anlaması gereken abide bir şahsiyettir
İlk gençlik yıllarından beri milliyetçi ruha ve aksiyona sahiptir. 3 Mayıs 1944 olaylarında Türk milliyetçilerine karşı düzenlenen “Haçlı Seferi”nde, Atsız ve arkadaşlarının tabutluklarda, hücrelerde işkencelerden geçirilip, zindanlara atıldığı tek parti döneminin faşist diktatörlüğünde, baskılara ve zulümlere karşı çıktığı için Harp Okulu’nda okuyan birçok genç Türkçü gibi soruşturmaya maruz kalan kişilerden biri olmuştur.
Taşer ismini kamuoyu ilk defa, 27 Mayıs Hareketi’yle birlikte duydu. Hiç beyanat vermediği, kendini tanıtıcı faaliyet göstermediği için hakkında bilinenler, çok azdır. Onun hayat çizgisini takip edenler ağırbaşlı, mütevazi, zamanında konuşan ve davanın en çok kendisine ihtiyacı olan mevkilerinde yer alan sabırlı, metin ve cesur üslubuyla, Bozkurtların Böğü Alp’ini hatırlar. Taşer’in ömrü, “taş yerinde ağırdır” sözünün tefsiri gibidir.
27 Mayıs darbesinden vefatına kadar fikir birliği, kader birliği yaptığı Alparslan Türkeş’le birlikte olmuştur. Bu darbeye katılmasının sebebiyse, ülkenin içinde bulunduğu bunalım ve kaçınılmaz bir şekilde ‘geliyorum’ sinyalleri veren askeri bir darbede, ülke yönetimini, CHP yanlısı İnönü taraftarı güçlere ve zihniyete yönetimi bırakmamaktı. Türkeş’le beraber ihtilal komitesinin içinde yer alarak, CHP yanlısı güçlerin, iktidar oyunlarını bir süre bozdular. Fakat daha sonra ihtilal komitesi içerisinde yer alan MBK üyeleri arasında komiteci oyunlar başlayacaktı.

SÜRGÜN YILLARINDA BİLE BÜYÜK TÜRKİYE’Yİ DÜŞÜNDÜ
Komite içerisindeki 13 Kasım darbesiyle, sürgüne gönderilen 14 kişinin içerisindeydi. 13 Kasım hadisesi, onu çok üzdü. Bu hadiseyi hayatı boyunca hoş görmedi. Sürgün yıllarını Fas’ta geçirdi.
Dündar Taşer, asker olmasına ve 27 Mayıs 1960 darbesi içinde yer almasına rağmen darbeleri, askeri müdahaleleri pek hoş karşılamıyordu. Darbe hareketlerinin ne kadar kötü olursa olsun, mevcut düzeni sarstığını ve milletin başına yeni belalar getirdiğini söylüyordu. Milleti, sihirli kelimelerle aldatmanın vahametine de vurgu yapıyordu.
Bazı kavramlarda sihirli kuvvetler vehmetmenin aydınlarımızın zaafı olduğunu ve kendimize yabancılaşmanın sonucu olduğuna dikkat çekiyordu. Milli ölçüyü kaybetmemenin önemini her dem tekrarlıyordu. Milli ölçüyü kaybedenlerin iç ve dış politikada kendi milletinin menfaatini gözetemeyeceğini belirtiyordu.
Dündar Taşer adını hatırlayanların çok azı onu asker olarak hatırlar. Daha çok dava adamı bir Taşer hatırlanır. Büyük Türkiye davasının adamı… Askerliği, karıştığı 27 Mayıs hareketi ve siyasetçiliği hep bu dava adamlığının gölgesinde hatırlanır. Ve o gölgede bir askerden ziyade tarihçi bir bilge, bir devlet adamı durur. Esasen Dündar Taşer’den geriye kalan da bilgeliği ve devlet adamlığıdır.
Millî ve vatanî duygulara doğuştan sahipti. Türkeş’in ifadesiyle o, “bir Türkmen ağası” idi. Kendini idrak ettiği çağdan itibaren milletimizle ilgili rüyaları vardı. Taşer, iki yıl süren sürgün hayatından sonra yurda dönüşlerin serbest bırakılmasıyla, 1963 yılında, çok sevdiği vatanına ve toprağına kavuşacaktı. Onun yeri ve önemi, yurda döndükten sonra yer alacağı siyasi hayatta çabuk fark edilecekti. 1965 yılında Alparslan Türkeş, Muzaffer Özdağ, Ahmet Er, Numan Esin, Rıfat Baykal gibi darbede yer alan, birlikte sürgüne gittikleri arkadaşlarıyla, CKMP’de siyasi hayatına başladı.
27 Mayıs müdahalesini takiben adı MBK üyesi olarak açıklanıncaya kadar, kimliğini, fikrî kişiliğini yakın çevresi ve ailesinin dışında bilip tanıyan yoktu. Hayatının sonuna kadar lider olarak tanıyıp sadakatle bağlı kaldığı Alpaslan Türkeş bile, kendi ifadesiyle 13 Kasım’a kadar onun milliyetçilik yönünü tam olarak bilmiyordu. Ancak Taşer’in müstesna vasıfları, ilkeli ve millî şuur sahibi seciyeli kişiliği, kültürel birikimi, tarih bilgisi, kısa zamanda herkes tarafından fark edildi. Sürgüne gönderildiği 13 Kasım 1960’dan iki yıl sonra yurda döndüğü sıralarda Dündar Taşer’in nasıl bir cevher olduğu artık biliniyordu. 1965’den itibaren milliyetçi hareketin partileşerek Türk siyasetinin temel unsurlarından biri haline gelmesinde Dündar Taşer’in büyük rolü olmuştur.

FİKİRLERİYLE MİLLİYETÇİ HAREKETE YÖN VERDİ
CKMP’nin 1965 yılında yapılan kurultayında, partinin GİK üyeliğine seçildi. 1967 kurultayından sonra Genel Başkan Yardımcılığı görevine getirildi. Partide, Türkeş’ten sonra gelen ikinci isimdi. CKMP’nin yeni döneminde fikri ve siyasi gelişiminde çok büyük hizmeti ve emeği vardır. Gecesini gündüzüne katarak, partinin Anadolu’da kök salmasında, ‘Milliyetçi Hareket’ bayrağının bir uçtan bir uca dalgalanmasında daima önde koşanlardandı.
Taşer, 1965’te Gaziantep’ten milletvekili adayı, 2 Haziran 1968 seçimlerinde senatör adayı, 1969 genel seçimlerinde İstanbul’dan milletvekili adayı oldu. İstanbul’daki adaylığında seçimi, çok az bir farkla kaybetti. AP iktidarının milli bakiye seçim sistemini kaldırarak, yerine daha avantajlı çıkacağını düşündüğü nispi seçim sistemini getirmesiyle, birçok MHP’li gibi milletvekili olamadı.
Taşer, siyaseti bir gaye olarak değil, milletine ve ülkesine hizmet yolunda bir araç olarak görürdü. Siyasette dürüstlüğü, erdemliliği şiar edinmiş gerçek bir dava adamıydı. Politik hayatta Taşer, fazileti, inancı, fedakarlığı, sevgiyi, tevazu ve Ülkücülüğü temsil etmiştir. Siyasi arenadaki dostları da muarızları da onun engin tarih, kültür, siyaset bilgisine ve zekasına hayrandılar. Onun yapmış olduğu tespitler ve değerlendirmeler, bütün kesimler tarafından dikkate alınırdı.

GENÇ ÜLKÜCÜLER TEŞKİLATI, ÜLKÜ OCAKLARI, ÜLKÜCÜ GENÇLİK, DÜNDAR TAŞER’İN ESERİDİR
1965’li yıllardan itibaren Avrupa’da esen Sol rüzgarlar ve Sosyalizm modası, Türkiye’yi de etkiledi. 1961 Anayasa’sının sağlamış olduğu siyasi haklarla birlikte çok sayıdaki Komünist ve Sol gruplar, illegaliteden legaliteye dönerek su yüzüne çıkacaklardı. İhtilalci Sol hareketlerin, fikri ve siyasi açıdan faaliyetlerini yoğun bir şekilde sürdürüp kitleselleşme çalışmalarıyla, milleti ve devleti tehdit edecek yıkıcı ve bölücü çalışmalarının ayyuka çıktığı bir dönemde, Türk milletinin milli refleksi olan Türk milliyetçileri, sessiz kalmadı. Taşer, Türkeş’in de bulunduğu CKMP’nin bir toplantısında ülkede yaşanan durumla ilgili; “Mutlak mana da milli, manevi, İslami değerlere bağlı gençliği ülkü ve fikirler etrafında toplayacak aksiyoner bir hareketi oluşturmak zorundayız.” diyordu.
Taşer, kolları sıvayarak, kendini parti çalışmalarından çok, gençlik çalışmalarına ayırdı. Üniversitelerde ve Anadolu’da, ‘Ülkücü Hareket’ ismiyle siyasi kimliğe kavuşacak olan Ülkücü gençlik teşekküllerinin kurulma çalışmalarında öncülük ve önderlik etti. Gençlerle sadece bir arada oturarak dernekçilik yapmadı. Türkiye’nin istikbali olarak gördüğü milliyetçi, ülkücü gençliğin faaliyetlerinde bir ışık gibi duruyor, yön gösteriyordu. Ortaya çıkan problemler veya zorluklarla karşısında ise meselelerin nasıl çözüme kavuşacağını, bir taktisyen gibi öğretiyordu.
Taşer bir konuşmasında şunları söylüyordu:
“Ülkücüler! Hedefiniz ‘Büyük Türkiye’ ülküsünü gerçekleştirmektir. Hedefiniz yeniden büyük Türk-İslam medeniyetini kurmaktır. Şanlı tarihimiz ve büyük ecdadımızın bize yüklediği misyon budur. Allah (c.c.) bizimle beraberdir.”
İçtimai yapıdaki bozukluğun sebeplerini ve kaynaklarını iyi bilirdi. Milliyetçi hareketin geleceğini ve Türkiye’nin kurtuluşunu, Ülkücü gençliğin yetişmesiyle mümkün olacağına inanırdı. Gençliğin üzerine titrerdi. Türk milletinin bekasının teminatı olan Ülkücü gençliğin, düşmanlarının bütün oyunlarını bozacak kudretteki ruh sağlamlığında ve teşkilatlanma gücünde, onun damgası vardır. Gençliğin yetişmesinde, şahsiyetini bulmasına önem vermesi sebebiyle, yöneticisi olduğu partiden bağımsız olarak bir araya gelmelerini arzu etmiş, dolayısıyla zaman içinde gücü, cesareti, şecaati milletçe takdir edilen, gençlik üzerindeki müessiriyetini geniş çevrelere göstermesini başarmıştır.

TAŞER, YARININ BÜYÜK TÜRKİYE’SİNİN KADROLARINI HAZIRLIYORDU
Türkeş’in liderliğinde başlayan milliyetçi siyasi hareket, ilk günden itibaren onun değerlendirmesi çerçevesinde gençlik meselesini, okullardaki ortamı temel millî meselemiz olarak algıladı. Millî şuur sahibi, millî değerlerini özümseyen, milletimize yararlı olma ideali bulunan gençlerin yetişmesine yardım amacıyla eğitim faaliyetleri başlatıldı. Önce gençlik kolu üzerinden yürütülen faaliyetler, Ülkü Ocakları’nın kurulmasıyla parti dışında bir gençlik hareketi görünümü kazandı. Ülkü Ocakları’nın kurulması ve diğer milliyetçi kuruluşların, dergilerin devreye girmesi, olayların seyrini değiştirdi. Rejimi ve anayasal düzeni hedef alan faaliyetleri yürütenler, artık rahat hareket edemez hâle geldiler.
Dündar Taşer, her zaman bu faaliyetlerin içerisinde bulundu; gençleri kendi öz evladı kadar seviyor, üzerlerine titriyor, her meseleleriyle yakından ilgileniyor, onları asla yalnız bırakmıyordu. Onun bu hassasiyeti, engin muhabbeti ve şefkati karşılıksız kalmadı; Ülkücü-milliyetçi gençler, Dündar Taşer’i bir siyasetçi olarak değil bir aile büyüğü, yakın akrabaları olarak gördüler; gönülden sevip hürmet ettiler.
1967-1968 yılları arasında kurulmaya başlayan Genç Ülkücüler ve Ülkü Ocakları’nın kurdurulmasında ve eğitiminde tarihi bir rolü vardır. İlk gençlik hareketlerinin başladığı yıllar içerişinde, onun en önemli özelliklerinden biri, gençliği milli, manevi değerlerle yetiştirecek, onları her türlü anarşist, materyalist düşüncelerden koruyacak bir teşkilatın nasıl kurulacağını, bir tarihçi, sosyolog ve psikolog gibi düşünmesiydi.
Kendini bir siyasi parti yöneticisinden çok, mefkure insanı olarak görüyordu. Gençliğin siyasi kadroların programları etrafında değil, fikirler ve ülküler etrafında toplanması gerektiğini düşünüyordu. Bu yüzden gençlik çalışmalarını parti çalışmalarından hep ayrı tutmuştur.
Taşer, temellerini oluşmasına katkıda bulunduğu, öncülük ettiği genç ülkücülerin ve Ülkü Ocakları’nın düzenlemiş olduğu sohbetlerde en çok aranılan ve değişmez isimlerdendi. Onun aydınlattığı sohbetlerde Ülkücü gençler, geleceğe ümitle bakarlardı. Bazen gece yarıları başlayıp sabahlara kadar devam eden konuşmalar, uzadıkça uzar ama hiç kimse sohbetlerin bitmesini istemezdi. Onun sıcaklığı, içtenliği bütün genç ülkücülerin yüreğini ısıtırdı. Hele Osmanlı’yla başlayıp cumhuriyetle devam eden konulara girildi mi, sanki tarihin derinliklerinden gelen bir insan konuşuyor gibi pür dikkat dinlerlerdi. O sanki yaşayan bir Osmanlı’ydı.
Taşer bir yazısına, “Ülkücüler, ipeğe sarılmış bir çeliktir.” diyerek başlıyor ve şöyle diyordu: “Eğer gençliğe gerekli ihtimam gösterilmezse, kalkınma savaşı kazanılsa bile milletin akıbeti tehlikede olabilir. Türk tarihi, binlerce senelik geçmişi içinde, zaferleri kadar buhranlar atlatmış ve bütün bunlardan sıyrılarak yeniden cihan devletleri kurabilmiş ise, bunun tek dayanağı cemiyet nizamındaki sert, kararlı hayatiyet dolu cevheridir. Büyüğünü küçüğünü bilmek düsturu, Türk’ü asırların derinliğinden bugüne getiren temel unsurdur. Türk cemiyeti, particilikten, hürriyet şiirleri taklit etmekten evvel de bir cemiyetti. Batı’da olana özenme yüzünden, bizde bulunanı idrak etmez oluşumuz, 150 yıllık mücadelemizin boşa gitmesine sebep olmuştur.”
Bu tespitlerinden sonra milletimizin geleceği açısından büyük önem verdiği Ülkücü gençliğin bazı özeliklerine dikkat çekiyordu: “Büyüklerine karşı mutlak saygılıdırlar, saygıları zillet değildir. Kanaatleri sağlam, imanları bütün, fikirleri berraktır. Serttirler, ama odun gibi değil elmas gibi pırıl pırıl.”
Güzel ahlak sahibi, ihlaslı bir Müslüman’dı. Yüksek meziyet sahibiydi. Dündar Taşer, bir Ülkücü’nün yaşama ve hareket şevkini net çizgilerle ortaya koyarken, milli şuur sahibi münevverlerimize de en güzel örneklerden biri olmuştur. Memleketin içinde bulunduğu şartların bir var olma kavgası olduğunu biliyor ve ülkenin, Akif’in “Asım’ın nesli” dediği, dinine, milletine, kültürüne ve tarihine sahip, vatanperver Ülkücü kadrolarla kurtulacağına inanıyordu.

TÜRKEŞ, GENÇLİĞİN EĞİTİMİNİ DÜNDAR TAŞER’E BIRAKMIŞTI
CKMP/MHP döneminde, 1968-1970 arası Mustafa Kaplan, Numan Esin, Rıfat Baykal, Muzaffer Özdağ vb. bazı isimlerin Türkeş ile fikri ve siyasi konularda ters düşüp ayrılmalarıyla Ülkücü gençlerin problemlerine, eğitimlerine, Türkeş tarafından Dündar Taşer görevlendirilmiştir. Devlet’teki makaleleri, Ülkücü gençlere yol gösteriyordu.
Yakın dostu, milliyetçi fikir adamı, akademisyen Erol Güngör, Taşer’in Ülkücü gençlerle kurduğu ilişkiyi, büyük sevgiyi, bağlılığı şöyle anlatıyor:
“Taşer, her şeyden önce kendini bir derviş mahiyeti içinde tutmayı bildi. Onun gençlik hareketinde kendini bir lider olarak ortaya attığını veya öyle düşündüğünü hiç kimse söyleyemez. Taşer, gençlerle bir arada oturup dernekçilik de yapmadı. O, sadece bütün çalışmaların önünde bir ışık gibi duruyor, çıkan her ihtilafta hakem oluyordu. Gençlere iki şey öğretti: Birincisi Türk tarihinin yeni bir yorumu, ikincisi bu tarih içinde çağdaş Türk gençliğinin yeri ve vazifesi. Başarısının fikrî bakımdan sırrı işte bu noktada yatar. Onun getirdiği yorum, şimdiye kadar milliyetçilikte ihtilaf konusu olan bütün noktaları bertaraf etmiş, herkesi birleştirmiştir.
Türk tarihini çok iyi bilişi ve parlak zekasının hadiseleri milli tarih şuuruyla yorumlayışı, mükemmel bir kafa yapısına sahip oluşunun işaretiydi. Ülkücü gençlerle olan sohbetlerinde tarihi gelişmelerimizi bir sarkacın hareketine benzetirdi. Türk tarihinde sarkacın son noktasına gelindiğini ve artık zaruri olarak kabarıp taşma, büyüme istikametinde gelişeceğini söylerdi.

ÜLKÜCÜLERE BÜYÜK HEDEFLER GÖSTERİRDİ
1967 yılından itibaren vefatına kadar her yıl Osmanlı Devleti’nin kurulduğu yer olan Söğüt’te düzenlenen Ertuğrul Gazi Törenleri’ne, partinin ve gençlik kollarının da katılmasında önemli etkisi olmuştur. Düzenlenen törenlere katılımlarda Ülkücü gençliğin kalabalık bir şekilde yerini almasına, toplantılarda hazır bulunmasına özen gösterirdi. Söğüt’te düzenlenen bu ziyaretlerle gençliğin tarih ve milliyetçilik şuuruna, tarih sahnesinde büyük rol oynamış, ecdadımız Osmanlı’nın daha iyi anlaşılması noktasında, Ülkücü gençliğin misyonunun öneminin altını çizer, hedefler gösterirdi. Kafasındaki güçlü, milli bir devletin adı, tarihteki Osmanlı’ydı. Yeni bir Türk-İslam medeniyeti kurmanın yolunun Osmanlı’yı kavramaktan geçtiğine inanıyordu.
Bütün varlığını, Türk milletini geleceğe taşıyacak, büyük Türkiye ülküsünü gerçekleştirecek Türk gençliğine adamış olan Taşer, fikir ve aksiyon adamıydı. Taşer, bizim tarihimizdeki “Veli” ve “Alp” tiplerinin her ikisinin de özelliklerini üzerinde taşıyordu. Gençler ve tabii yaşlılar onu kendilerine bu kadar yakın bulurken, efsane devirlerden bugüne kalmış bir kahraman gibi onu bütün benliklerini bağlarken, bu vasıfların tesiri altındaydılar.
Türk siyasi hayatına damgasını vuran, Türkiye’nin en güçlü sivil hareketi olan Ülkücü hareketin gerçek manada kurucusu ve öncüsü olan Taşer, gençliğe üç önemli temel esası öğretmeye çalışmıştır:

İslam ahlak ve fazileti,
Türklük ve tarih şuuru,
İ’lay-ı Kelimetullah için Nizam-ı Alem.
İşte bütün hayatı boyunca yapmış olduğu konuşmalar, yazmış olduğu makaleler ve o meşhur sohbetlerinde her şeyin özeti, bu esaslarda yatmaktaydı.
Erol Güngör “Dündar Taşer’i, klasik siyasetçilerden ayıran önemli vasıflar var. O, her şeyden önce dava adamlığı şartlarını haiz bir gönül insanıydı” der. Dündar Taşer, Türk tarihi, Türk kültürü, Türk ülkücülüğü mayasıyla yoğrulmuş, abide bir şahsiyetti. Türk’e ait değerleri o’nun kadar iyi tanıyan ve bilen münevver sayısı çok azdır.

DEVLET GAZETESİNDEKİ YAZILARI, MİLLİYETÇİ HAREKETE YOL GÖSTERİYORDU
1970’ler Türkiye’sine baktığımızda onun yapmış olduğu tahlillerin ve tespitlerin ne kadar doğru olduğunu bugün bile görüyoruz. Meseleleri ele alırken kendine mahsus, sağlam ve rahat bir üsluba sahipti. Milliyetçi hareketin sözcülüğünü yapan ‘Milli Hareket’ ve haftalık Devlet gazetesinde yazmış olduğu başyazılar ve parti sözcüsü olarak beyan ettiği ülke ve dünya meseleleriyle ilgili görüşler, hareketin ideolojik çizgisine de yön verirdi.
Haftalık “Devlet” gazetesinin arka sayfasındaki makaleleri yazardı. Makalesini çok kolay kaleme alır, daktilo kullanmaz, el yazısı ile yazardı. Okuyucuları adeta tiryakisi oldu. Yazıları, siyasi çevreler tarafından yakından takip edilirdi.
Taşer kısa cümlelerle ve akıcı bir Türkçe ile fikrini ifade eder, dolayısıyla kolay okunan, meramı anlaşılan, etkileyici yazılardı. Sağlam muhakemesi olduğu kadar, iyice şahsileştirilmiş bir bilgi ve kültüre de sahipti. Türk milletine aşıktı. Binlerce yıllık geçmişi olan şanlı tarihimizi, Türk tarihini iyi biliyordu, hatta yaşıyordu. Kabına sığmayan keskin zekası, derin kültürü, sağlam mantığı, asil heyecanı, hitabet gücü ve akıcı yorumuyla hayranlık uyandırıyordu.

ŞEHİT SÜLEYMAN ÖZMEN’İN CENAZESİNDE TARİHİ BİR KONUŞMA YAPMIŞTIR
Aziz Dündar Taşer, Ülkücü gençliğin sadece sohbetlerine katıldığı, fikir danıştıkları bir siyaset adamının ötesinde, onların zor günlerinde, çatışmalı yıllarda, küfre karşı vermiş oldukları milli, İslami kavgalarında, başları sıkıştığında, darda kaldıklarında, o, hep genç Ülkücülerle birlikteydi.
Taşer, üniversitelerden hapishanelere, hastane kapılarından mezarlıklara uzanan Ülkücü mücadelede, onların arkadaşı, ağabeyi, güvendikleri bir dağ idi. 1968 öğrenci hareketleriyle başlayan, daha sonra sokaklara ve her tarafa yayılan kızıl terörün okullardan sokaklara kadar yansıyan saldırıları karşısında, büyük bir azim ve kararlılıkla karşısına dikilen Ülkücü hareket mensuplarının vermiş olduğu, o büyük mücadelede, ilk şehitlerden olan, 21 Mart 1970 günü şehit düşen, Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi öğrencisi Süleyman Özmen’in Maltepe Cami’nde düzenlenen cenaze töreninde yaptığı duygusal konuşma, herkesi derinden etkilemişti.
Hatta tören esnasında yanında bulunan Galip Erdem’e söylediği;
“Ne kadar üzülürsem üzüleyim, ağlamak adedim değildir. Hatta annemin ölümünde bile ağlamadım ama bu çocuğun gidişi ağlattı beni.” diyecek kadar etkilenmişti.
Binlerce Ülkücü’ye hitaben şu sözleri söylüyordu:
“Süleyman; bu vatan, bu millet, hepimiz için ölmüştür. Süleyman bir semboldür, bir şehittir. Şehitler kutsisidir. Süleyman hayatının başındaydı. Ne kapitalist ne de burjuvaydı. Hepimiz için öldü. Süleyman sizlersiniz. Süleyman yaşayacaktır. Çünkü ‘Şehitler Ölmez’”.
Erol Güngör, şehit Süleyman Özmen’in cenaze törenine katılan ‘ağabeyim’ dediği, aziz dostu Dündar Taşer’i şöyle anlatıyordu:
“İlikleri donduran bir kış günü, karlar altında yüzlerce gencin bayrağa sarılı bir tabut arkasından, muntazam sıralarla yürüdüklerini gördüm. Elinde kitaplarıyla fakülte kapısından çıkarken şehit edilmiş bir arkadaşlarına karşı son görevlerini yapıyorlardı. Gözlerinde sadece bulanık bir hüzün değil, bir ümit parıltısı okunuyordu. Başlar dik, vakar içinde yürürlerken onlara baktım ve düşündüm ki, bu gençlerin pek çoğu Dündar Taşer’i görmemiştir. Hâlbuki bu vakur kalabalığın en önünde sanki o vardı. Gençler hakikatte bir şehit arkadaşlarının tabutu arkasında değil, kendilerini kutsal bir ülkü yolunda toplamış ve mayalamış olan Taşer’in gösterdiği hedeflere doğru yürüyorlardı.
Önümüzdeki yıllar içinde, bu gençler ve onlar gibi daha binlercesi bütün Türkiye’de ülkenin idaresini ellerinde tutacaklar. Aralarından ilim ve fikir adamları çıkacak, kendilerini bir delikanlılar kalabalığı olmaktan kurtarıp da bir milletin gençliği haline getiren azim ve iradenin nereden geldiğini araştıracaklar. Ağabeylerinin bir zamanlar dağınık, derbeder, sahipsiz, ezik dolaşırken nasıl olup da bir gün toparlandıklarını düşünecekler. O zaman bu kutlu toparlanmada büyük emeği geçmiş kimseleri daha iyi tanıyacaklar. Karşılarına bir büyük adam çıkacak ki onun yaptıklarını kolay kolay izah edemeyecekler, bir tek kişinin bu büyük işi nasıl omuzlayıp yürüttüğünü büyüklerine soracaklar, büyükleri ise onlara ancak şunu söyleyebilecek: Taşer’i tanımayan, bunu anlayamaz.”

BİR DAĞ GÖÇTÜ
MHP Genel Başkan Yardımcısı Dündar Taşer, 13 Haziran 1972 gecesi ebedi aleme göç etti. Geri manevra yapan ekmek kamyonunun, arkasından çarpmasıyla ağır bir şekilde yaralanan Dündar Taşer, kaldırıldığı Numune Hastanesi’nde bütün çabalara rağmen kurtarılamamıştır. Acı haber, kısa zamanda bütün Türkiye’ye yayılmıştı. Milliyetçi-Ülkücü hareket, derinden sarsılmıştı. Bu beklenmedik ölüm haberi, Ülkücü camiayı şok etmişti.
Cenazesi 15 Haziran 1972 Perşembe günü Hacı Bayram Cami’nden kaldırıldı. Binlerce Ülkücü’nün, partilinin, Türkiye’nin dört bir yanından, akın akın gelen dava arkadaşlarının, ülküdaşlarının katılımıyla, tekbir sesleri arasında, Karşıyaka Mezarlığı’ndaki ebedi istirahatgahına defnedildi. Taşer’in cenaze töreninde herkes, tarifsiz bir keder içindeydi. Son yolculuğuna uğurlayanlar, büyük ve kutsal bir vazifenin şuuru içindeydiler. Çünkü o büyük Ülkücü, mücahit, ömrünü bu bayrak, bu millet, bu vatan için harcamıştı. ‘Ezan susmasın, bayrak inmesin’ kavgasının lider ve sembol isimlerindendi. Cenaze töreni başlamadan evvel, tabutu, musalla taşına konduğunda ülkücü gençler, yani onun, ülkemin ve milletimin geleceği dediği “Alperenler Ordusu” Türkmen Ağası’na karşı son vazifelerini sırayla nöbet tutarak yerine getirmeye çalışıyorlardı.
Ülkücü gençlik, kendilerine kimlik, teşkilat ve aksiyon kazandıran bu büyük dava adamının, Türkiye’nin dört bir yanından Ankara’ya Hacı Bayram Cami’ne gelerek, son görevlerini ona karşı yerine getirdiler.
Cenaze törenine hükümetten muhalefete kadar birçok siyasi partinin lider ve üst düzey yöneticileri, çeşitli sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri olmak üzere on binden fazla vatandaş topluluğu katılmıştır.

TÜRKEŞ: “BAYRAĞI GÖNDERE BİRLİKTE ÇEKECEKTİK”
Dündar Taşer’in ebedi istirahatgahına tevdi edildikten sonra MHP lideri Alparslan Türkeş, büyük dostu, kader arkadaşı; birlikte çok şey paylaştıkları, Milliyetçi Hareket’in şerefli mücadelesinde büyük emek vermiş, çaba sarf etmiş, lider ve bilge bir şahsiyet olan bu büyük Ülkücü’nün ardından şu konuşmayı yapmıştır:
“Bayrağı Göndere Birlikte Çekecektik!

Aziz ülküdaşım!
Acı kader bizi, mezarının başında konuşmak gibi aklımıza hiç getirmediğimiz bir vazifeyi yapmak mecburiyetinde bıraktı. Sen, milletimizin yiğit ve Ülkücü bir evladı, partimizin çok mümtaz bir siması idin. Daha uzun yıllar omuz omuza çalışacağımıza, ülkümüzün bayrağını birlikte taşıyıp zafer gönderine çekeceğimize inanmıştık. Olmadı. Ne yapabiliriz, takdir-i ilahi.
Aziz Taşer;
Ömrünce Türk milletini sevmenin, büyüklüğüne inanmanın sırrına ermiş, hayatının gayesini milletine hizmette görmüş, dünya hırslarına iltifat etmemiş, hiçbir mevkiin cazibesine kapılmamış, tam bir Türk milliyetçisi olarak yaşamıştın.
Zekanın parlaklığı, sevginin sonsuzluğu, kültürünün zenginliği kadar yüreğinde büyüktü. Talihsiz bir dönemde, nankör bir dünyada, milletini en çok sevenlerin horlandığı bir idrak yokluğu içinde yaşamak, kalbini kemiren bir dertti. Yine de dayanaklı idin ama kader; nankörlüklerin, anlayışsızlıkların çökertemediği mukavemetini, bir arabanın çarpmasıyla yıktı.
Biz de yıkıldık ama biliyoruz ki ömrünü verdiğin mücadelenin zaferi uğruna, üzüntümüz ne kadar büyük olursa olsun, asla sarsılmadan ilerlememizi bekliyorsun. Ruhunun daima bizi takip edeceğini, müşterek davamıza hizmet edebildiğimiz müddetçe müsterih olacağını çok iyi bilmekteyiz. Seni hep aramızda sayacağız. Hayatımın gayesi saydığın müşterek ülkümüzün zafere ulaşması uğrunda, birlikte kurduğumuz iman ocağının sönmeden yanacağına ve bir gün milletimizin kara talihinin değiştirileceğine, manevi huzurunda söz veriyoruz.
Aziz ülküdaşım Taşer!
Seni, dava arkadaşlarının ve bütün memleketimizin gelecek yıllarda daha iyi anlayacağına ve manevi şahsiyetinin takipçisi olduğumuz kutsal davamızda bizlere destek olacağına inancımız tamdır.
Aziz ülküdaşım!
Seni ebedi bir yolculuğa uğurluyoruz. İnanıyoruz ki huzur içindesin. Huzur içinde kal. Yüce Allah’tan rahmet dileyerek, aziz hatıran önünde deri bir acı içinde eğiliyoruz.”

DÜNDAR TAŞER: LİDER, HERKESİN DÜŞTÜĞÜ YERDEN KALKIP, YÜRÜYEN ADAMDIR
Dündar Taşer, 58 ve 68 kuşağına mensup milliyetçi-Ülkücü kadroları, dönemin genç Ülkücülerini, milliyetçi aydınları, akademisyenleri, milliyetçi çevreleri konuşmalarıyla, konferanslarıyla esas olarak sohbetleriyle, ikili ilişkileri ile derinden etkilemiş, lider kimlikli bir tarihi şahsiyetti.
MHP camiasında zaman zaman dar bir çevrede, özellikle Taşer’e çok yakın olan ondan etkilenen bazı isimler, “Neden lider Taşer değil de Türkeş diyorlardı.” Taşer’in lider özelliklerini taşıdığını, bunu yapabilecek birikime sahip olduğunu düşünüyorlardı… Bu soruya cevap almak için, zaman zaman Dündar Taşer’i sıkıştırmaya çalışıyorlardı. Dündar Taşer’i çok seven bu isimler, Türkeş’i de lider olarak kabul eden, onun talimatlarını tereddütsüz yerine getiren isimlerdi aynı zamanda.
Türkeş hareketin lideriydi. Ülkücü kadrolarla, gençlerle de yakından ilgileniyordu. Onlarla bir araya geliyor, onları dinliyor ve onların eğitimlerine büyük önem veriyordu. Ancak genel başkan olması ülke meseleleri, TBMM ve diğer siyasi çalışmaların yoğunluğu nedeniyle birçok konuları Dündar Taşer’e bırakmıştı.
58 kuşağına mensup Türk milliyetçilerinden, Milliyetçi Hareket’in ideologlarından, ömrünü Ülkücü harekete, Türk milliyetçiliği ülküsüne vakfetmiş, 12 Eylül 1980 öncesi MHP Erzurum milletvekili olan, MHP Başkanlık Divanı’nda görev yapmış, 12 Eylül darbesi sonrası tutuklanan MHP ve Ülkücü kuruluşlar davasında yargılanan, yaptığı tarihi savunma ile Milliyetçi/Ülkücü hareketin gönlünde taht kuran, Ülkücü fikir ve siyaset adamı merhum Nevzat Kösoğlu; (1940-2013) “Hatıralar Yahut Bir Vatan Kurtarma Hikayesi”nde Dündar Taşer’in “Neden lider Türkeş” dediğini şöyle anlatıyor:
“Rahmetli Dündar ağabey ile aramızda geçen bir konuşma vardır. Ben ondan sonra biraz daha toparladım gibi. Her Türkeş’i anma toplantısında, anlatırım. Yazdım da zannediyorum. Bir gün gazetenin bürosunda sohbet ederken, Mustafa Yıldırım, Dündar ağabeye dedi ki: “Kusura bakmazsan sana bir soru soracağım”. O da ‘sor’ dedi.
Dedi ki Mustafa: “Sen Türkeş’ten daha bilgilisin, daha güzel konuşuyorsun. İnsanları etkileme kabiliyetin daha fazla. Bir sürü niteliklerin var. Niye sen değilsin de Türkeş lider?” Ben önce, Dündar ağabey bozulur mu, kızar mı diye düşündüm, ama o hiç umursamadı ve yine o rahat üslubu ile dedi ki: “Evet, ben Türkeş’ten daha bilgiliyim, daha kültürlüyüm, daha güzel konuşurum, daha daha daha niteliklerim vardır. Bunlar doğrudur. Ama lider dediğin adam bu vasıflara sahip olan adam değildir. Lider kimdir? Lider, herkesin düşüğü yerde kalkıp yürüyebilen adamdır.”
Milliyetçi camianın kanaat önderlerinden Nuri Gürgür’ün, “Dündar Taşer: Milliyetçi Hareketin ve Fikrin Bilgesi” adlı yazısında yer alan şu ifadeleri çok önemlidir:
“Dündar Taşer, siyaseti mefkûresine hizmet amacıyla tercih eden bir dava adamıydı. Türkeş’i sadece partinin genel başkanı sıfatıyla değil; fikir ve düşüncelerini, ülküsünü iktidara taşıyacak, Türklüğe yeniden ihtişamlı bir geleceğin kapılarını açacak, yeni bir medeniyet hamlesinin mimarlığını yapacak bir lider olarak görüyor; ‘Başbuğ’ kabul edip benimsiyordu. Hayatının sonuna kadar bu şuur ve sadakat içerisinde onun yanında yer aldı, ona her konuda yardımcı oldu.
1965 ve sonraki yıllar, partinin en zor ve meşakkatli dönemiydi. Basın desteği bulunmadığından, yeterli para imkânı, güçlü bir teşkilat yapısı ve yönetici kadrosu olmadığından partinin programını, görüşlerini ve yapmak istediklerini topluma anlatıp taraftar toplamak kolay olmuyor; seçimlerde yüzde üçten fazla oy alınamıyordu. O dönemde kış aylarında Yüksel Caddesi’ndeki Genel Merkez binasında kaloriferi yakacak para olmadığından Türkeş Bey, bazı günler paltoyla oturmak zorunda kalıyordu.”

DÜNDAR TAŞER VE KÜBİTEM
Dündar Taşer, 1969 yılında kısa adı KÜBİTEM olan Kültür Bilim Teknik Merkezi’ni, Ankara’daki milliyetçi-Ülkücü üniversite öğretim üyeleri ile birlikte kurdu. KÜBİTEM’in gayesi, Türk milliyetçiliği fikrine gönül vermiş, MHP hareketini destekleyen, sempati duyan üniversite çevrelerini burada toplayarak Ülkücü hareketin ülke ve dünya meseleleri ile ilgili plan, program üreten, bir fikir üretim merkezi işlevini sağlamaktı.
Üniversite çevrelerinin yoğun bir ilgi gösterdiği KÜBİTEM, Dündar Taşer’in büyük gayret ve çabalarıyla adeta Ülkücü hareketin entelektüel bir okulu haline geldi. Taşer, KÜBİTEM vasıtasıyla merkez ve Anadolu’daki Ülkücü kuruluşların faaliyetlerine, burada toplanan ilim ve fikir adamlarını konferans ve seminer vermek üzere konuşmacı olarak gönderirdi.
KÜBİTEM’de (Kültür Bilim Teknik Merkezi), bir araya gelen Türkiye’nin önde gelen seçkin, milliyetçi, Ülkücü aydınları, MHP’ye plan, proje ve program üretme ve geliştirme çalışmalarında çok büyük katkılar sağladılar.
Üniversite çevrelerinin yoğun bir ilgi gösterdiği KÜBİTEM, Dündar Taşer’in büyük gayret ve çabalarıyla adeta Ülkücü hareketin bir okulu haline geldi. Taşer, KÜBİTEM vasıtasıyla merkez ve Anadolu’daki Ülkücü kuruluşların faaliyetlerine, burada toplanan ilim ve fikir adamlarını konferans ve seminer vermek üzere konuşmacı olarak gönderirdi.
Meşrutiyet Caddesi, Bayındır Sokak 58/2 adresinde faaliyete geçen KÜBİTEM, bir ilim, irfan merkezi olarak tasarlanmıştı, Dündar Taşer’in dergâhıydı. Sadi Somuncuoğlu, İbrahim Metin, Halil Özyıldız, İskender Öksüz ve birçok isim, Meşrutiyet Caddesi’ndeki KÜBİTEM’in kadroları arasındaydı.
KÜBİTEM, Prof. Dr. İskender Öksüz Hoca’nın ifadesiyle “KÜBİTEM 1968-1971 döneminin üniversite ve medya karargahıdır. KÜBİTEM ve Dündar ağabey demek, bol sohbet, tarih, strateji, mücadele demektir.”

MİLLİYETÇİ-ÜLKÜCÜ AYDINLAR KÜBİTEM’E AKARDI
KÜBİTEM, şair, yazar ve üniversitelerde bulunan az sayıdaki milliyetçi, Ülkücü öğretim üyesinin buluşma noktasıdır. Orada Dündar Taşer, Galip Erdem, gelen misafirlerle sohbet ederler, fikir alışverişinde bulunurlar. Şehit Gün Sazak’ın Ülkücü camia ile tanışıp sevmesi de KÜBİTEM günlerine dayanır.
gazetesinin emektarlarından “ Adı Devlet Olsun, Devletli Yıllar ( 1969-1979) kitabının yazarı Osman Çakır “KÜBİTEM, Dündar Taşer’in sohbet mahfiliydi”der. Sohbet meclisinde bulunanlara, haz ve ilham veren büyülü sohbetlerin merkezi de ‘Kübitem’ (Kültür, Bilim ve Teknik Merkezi) idi. Dündar Taşer’in sohbetlerini dinlemek isteyen sevenleri, KÜBİTEM’e akıyordu. Dündar Taşer konuşurken beş bin yıllık tarihimiz akıyor, canlanıyordu.
Devlet gazetesinin bir odası, Dündar Taşer’e tahsis edilmişti. Dündar Taşer, misafirlerini burada karşılar, görüşür; sohbetlerini burada sürdürürdü. Emine Işınsu, gazetenin tek bayan yazarı idi ve Dündar Taşer, Işınsu’ya çok itibar ederdi” Ülkücü Hareketin üniversitesi olan TÖRE’nin kurucusu, Türk dünyasının büyük romancılarından Emine Işınsu’da Dündar Taşer’in tarihe not düşen sohbetlerinin müdavimiydi.
Ardında, 20’den fazla eser bırakarak 5 Mayıs 2021 günü, fani dünyadan ebedi aleme irtihal eden Türk Edebiyatının usta kalemi, Türk Milliyetçiliği fikrini ,milli ,manevi insani ve ahlaki değerlerimizi kalemiyle savunan yazar-edebiyatçı Ülkücü Hareketin, “Emine Ablası”, Emine Işınsu Öksüz çok değer verdiği, büyük saygı duyduğu Dündar Taşer ile ilgili bir soruya şu cevabı vermişti:
“O zamanlar bir yer vardı Ülkücü hocaların ve gençlerin devam ettiği. Kültür Bilim Teknik Eğitim Merkezi (KÜBİTEM). Oraya ben de devam ederdim. Dündar Bey, rahmetli, bir odası, masası, koltuğu vesaire orada bize neler öğretirdi. Bütün Ülkücü gazeteler ve Töre de orada başladı. O kültür merkezinde başladı her şey. Dündar Bey, seminerler de yapardı, çok güzel konuşurdu, bilgi verirdi. Kendi hayatından, 27 Mayıs’tan. 14’lerdendi”

DÜNDAR TAŞER SOHBETLERİYLE HER ÇEVREYİ ETKİLEMİŞTİ
Dündar Taşer’in en önemli özelliklerinden biri de zaman zaman İstanbul’da Marmara Kıraathanesi’nde, Ankara’da Bulvar Palas Oteli’nin lobisinde, dönemin önde gelen fikir ve siyaset adamlarıyla, birlikte yaptığı, ilgi çekici sohbetlerdi.
Bu sohbetler gerçekten kültürlü, şuurlu, entelektüel birikime sahip, birçok çevreden insanın adeta platform haline getirdikleri zengin tartışmalara, fikri güzellikleri sahne oluyordu.
Özellikle Taşer’in Marmara sohbetlerinin bir devamı da Ankara Bulvar Palas Oteli’nin lobisinde yapılan gece yarılarından, sabahlara kadar devam eden konuşmalardı. Konulara olan hakimiyeti ve üslubu dinleyenleri çabucak etkisine alırken, insanlar onu dinledikten sonra müthiş bir haz duyarlardı. Dinleyenler arasında birçok milliyetçi muhafazakardan, liberal ve sosyal demokrat çevrelere kadar tanınmış şahsiyetler vardı. Eski CHP milletvekili Dışişleri Bakanlığı yapmış devrin önde gelen sosyal demokratlarından Turan Güneş de bunlardan biriydi.
Dündar Taşer, 58 ve 68 kuşağına mensup milliyetçi-Ülkücü kadroları, dönemin genç Ülkücüleri, milliyetçi aydınları, akademisyenleri, milliyetçi çevreleri, konuşmalarıyla, konferanslarıyla esas olarak sohbetleriyle, ikili ilişkileri ile derinden etkilemiş, lider kimlikli bir tarihi şahsiyetti.
Dündar Taşer, tarih şuuru ile beslenen milli ölçünün adamı idi. Taşer’in tarih şuuru, milli ve manevi değerlerin gölgesinde nefes alan, binlerce yıllık ömre sahip bir ruhi hayatın tavır ve davranışlarından ilham alan bir şuurdur.
‘Töre’ dergisinde; Dündar Taşer’in vefatı dolayısıyla yazdığı “Dündar Taşer’in Büyük Türkiye’si” adındaki yazılar, “Dündar Taşer’in Büyük Türkiye’si”nin resmini önümüze seriyordu.
Ülkücü fikir adamı Nevzat Kösoğlu, Dündar Taşer ile ilgili en güzel yazıyı Erol Güngör’ün yazdığını söyler. Haklıdır da. Öyle bir yazı bir daha yazılmadı. O kadar güzel, o kadar muhtevalı, o kadar duygulu. Çok ender bir yazıdır.
Türk Ocakları’nın 16 yıl genel başkanlığını yapmış, ömrünü Türk milliyetçiliği ülküsüne vakfetmiş, milliyetçi camianın kanaat önderlerinden Nuri Gürgür, yakından tanıdığı çok sevdiği, Dündar Taşer ile ilgili kaleme aldığı “Fikir, Hareket ve Dava Adamı: Dündar Taşer” yazsısında şunları söylüyor:
“Dündar Taşer, Erol Güngör ve Ziya Nur Aksun, tefekkür dünyamızın bu üç güzide ismi, birbirlerini 1960’lı yılların ortalarında tanıdılar. Hem fikir ve düşünce yapılarının hem de mizaçlarının, iç dünyalarının şaşılacak derecede benzeştiğini fark ettiler. Kısa zamanda kaynaştılar, can dostu oldular. Ömürlerinin elverdiği birkaç yılı, vakitlerini birlikte paylaşmanın hazzını duyarak dolu dolu yaşadılar.
Ömürleri elverseydi milletimiz bu üç değerli beynin hizmetlerinden kuşkusuz çok daha fazla yararlanacaktı. Ne yazık ki en verimli dönemlerinde aramızdan ayrıldılar. Fikir ve düşünce hayatımızın giderek sığlaştığı günümüz ortamında, arkalarında bıraktıkları büyük boşluğun anlamını her an yaşıyoruz.
Değerlendirmelerinde çok hasis davranan, kolay beğenmeyen Galip ağabey, Taşer’in vefatı üzerine şöyle yazmıştı: “Büyük hedeflere yönelmenin seçkin kişiler elinde gerçekleşeceğini, yüce bir ülküye inananların birbirini sevmesi, sayması, küçüklerin büyükleri dinlemesi şartını hiç unutmamış, herkese öğretmeye çalışmıştır.”
Can dostu Ziya Nur Aksun’un vefatından sonra bu değerli insanı birçok yönüyle anlatan, özellikle onu tanıyıp dinleme imkânı bulamayan milliyetçi gençlere tanıtan “Dündar Taşer’in büyük Türkiye’si” isimli eseri, son derece yararlı bir hizmet olmuştur. Bu “can dostlar” şimdi ebedî hayatta buluşmuş olmalılar.”
Andolsun ki, “Dündar Ağam”, Oğuz’un çocukları Dündar Taşer’in “Büyük Türkiye’sini kuracaktır. And olsun ki kazanacağız, zafere ulaşacağız. Devletimizi, ülkemizi, Oğuz’un çocukları yönetecektir.
Alperen ruhlu “Veli” Bir Türk Milliyetçisi olan Dündar Taşer’in elim bir olayla, Hakka yürüyüşünün ardından tam yarım asır geçti. Türkiye, Türk Milliyetçileri , Ülkücü Hareket yokluğunu derinden hissediyor. Fikir, Hareket ve Dava adamı Dündar Taşer’i vefatının 50, sene-i devriyesinde rahmetle, minnetle, dualarla yad ediyoruz.
47 yaşında rahmet-i rahmâna kavuşan; Türkmen Ağa’mız, dava büyüğümüz, tavizsiz Türk milliyetçisi Dündar Taşer’in kabri nûr, rûhu şâd, mekânı cennet, makâmı âlî olsun.

error: Content is protected !!